Anasayfa | Site Haritası | İletişim | About Açık Radyo  
 
E-Dergi online kişiye özel yaşam kültürsanat dergisi
Bir siyasî kavram olarak vesayet
03/07/2010

2 Temmuz 2010

Abant Platformu bu yıl 'Vesayet ve Demokrasi' teması etrafında toplandı. Toplantının sonuç değerlendirme metninde pek çok doğru tespit mevcut. Ancak vesayete götüren nedensellikler ve vesayetin ülkenin sorunlarıyla olan ilişkisi konusunda bir takım kopukluklar da mevcut. Tarihî sürecin sonucu olan vesayet işlevini bu derece açıklayıcı bir konuma getirmek ne kadar bilimsel, belli değil. Bu bağlamda şu tespit: 'Demokrasimizi işlemez hale getiren vesayet, yakın tarihte yaşadığımız sosyal, politik ve uluslararası tecrübelerle yakından ilişkilidir' açıkçası biraz havada kalıyor. Yakın tarih nedir? Yine değerlendirme metninde 'tek parti döneminin ideolojik mirası niteliğinde olan ve önce 1961 sonra da 1982 anayasalarıyla kalıcı bir sistem niteliği kazanan vesayetçiliğin' cümlesiyle işaret edilen tarih aralığı yetersiz. Nizam-ı Cedid ve Batı eğitimi veren askerî ve sivil mekteplerle başlayan değişim daha mâkul.

 

Uluslararası tecrübelerden kasıt acaba ne? 1945 sonrası Batı'nın peyki olmak mı? Sevr Antlaşması mı? Yoksa, askerî, bürokratik vesayete ve zihniyette vesayetçiliğe yol açan ve 1800'lerin başından itibaren bu topraklara sirayet eden sorunlu, sancılı, tepeden inme batılılaşma, modernleşme ve uluslaşma mı? Bu anlamda 'Demokrasimizin vesayet altında olduğu bütün katılımcılar tarafından vurgulanmıştır' ibaresi totoloji gibi duruyor. İkiyüz yıllık bu modernleşme süreci sonucunda ancak bu demokrasi çıkabilirdi. Demokrasi vesayet altına girmedi, başından beri öyleydi. Türkiye'nin demokrasisi vesayetle mâlul bir demokrasi de denebilir.

 

Bu pencereden bakınca şu önermelerin parametreleri yanıltıcı: 'Bu yönleriyle vesayet demokratik işleyişi engelleyerek siyasi, sosyal, ekonomik nitelikteki ulusal ve uluslararası sorunların çözümünü güçleştirmektedir' ve 'bugün karşı karşıya bulunduğumuz Kürt, Alevi, başörtüsü, azınlıklar, din-vicdan, ifade ve örgütlenme özgürlüğü gibi meseleler ve komşularımızla ilişkilerde yaşanan sorunlar vesayetçi engellemeler nedeniyle çözülememektedir.'  Yanıltıcı zira vesayet kavramını, siyaseti mazur gören ve sonuçta iğdiş eden, 'trafik canavarı' misali soyut bir günahmış gibi kullanıyor. Çözülemeyen bütün sorunların nedeni vesayetçi engellemelerdir deyince bu o kadar doğru ki açıklayıcı değil. Sekiz yıldır hükümet eden ve vesayet karşıtı olma iddiasında bir partinin neden bu sorunların bazılarında ve en canalıcılarında siyaset üretemediğini katiyen açıklama kapasitesine haiz bir kavram değil. Ya da vesayetçi demokrasi öyle boyutlarda ki Ak Parti dahil bütün siyaset ve zihniyet dünyamızı esir almış durumda. Yani yine totoloji ve tıkanma. Birkaç ay önce üretilen 'sivil vesayet' tanımlamasını da anlamsız kılan bir totoloji.

 

Vesayet mi siyasetsizlik mi?             

 

Nitekim değerlendirme metninin 10. maddesindeki şu temenni vesayet kavramının sınırını faş ediyor: 'Askeri bürokrasi demokratik denetim altına alınmalıdır. Bu doğrultuda dış güvenlik kurumları çağdaş dünya gereklerine uygun bir şekilde köklü reformlardan geçirilmelidir. Dış güvenlik politikası ve öncelikleri, askeri harcamalar demokratik kurumlar tarafından belirlenmelidir.' Özünde doğru elbette. Ama eğer, vesayetin başat öznesi konumundaki askeriyenin sivil denetimi gerçekleşemiyor, köklü reformlar yapılamıyor, güvenlik politikası ve askeri harcamalar seçilmişlerce belirlenemiyorsa bunun nedeni sadece vesayet güçlerinin direnci değil siyasetin askeriyeye siyasetten el çektirecek şekilde siyaset üretememesidir. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Salih Kapusuz'un hafta başında Mardin'de verdiği demeçte 'terör sorunu' olarak tanımladığı Kürt sorununu halletmek için siyaset 30 yılda faiziyle 1.4 trilyon avroya mal olmuş silah alımını askeriyenin ellerine denetimsiz emanet etmiş ve böylelikle askeriyeye muazzam bir vesayet alanı açmışsa bu, siyasetçinin milliyetçilik, donanımsızlık, beceriksizlik ve menfaat hesabı sonucunda vesayet sistemini beslemesi demektir. Kürt sorunu için bariz olan bu tespit Ermenistan, Kıbrıs, Yunanistan ile normalleşemeyen ilişkiler ve başlanıp arkası getirilemeyen reform süreçlerinin tümü için geçerlidir. Vesayet en az sebeb olduğu kadar da sonuçtur.


Yazıcı formatı Başa Dön
Aynı Kategoriden

Aynı Yazardan