Kolektiflerin Sesi

Açık Alan
-
Aa
+
a
a
a

Çağdaş Çetin Açık Alan'ın bu bölümünde parçası olduğu kâr amacı gütmeyen kolektifin katılımcılarıyla mikrofon başında! Kolektiflerin Sesi isimli programlarında iyileşmenin yalnızca kliniklerle sınırlı olmadığını, ses, hareket, sanat, müzik ve güvenli kolektif alanlar aracılığıyla da iyi oluş halinin desteklenebildiğini vurguluyorlar. Kolektif olma deneyimini bu anlayıştan doğan Campo Kolektifi’nin hikâyesiyle somutlaştırıyorlar. Mevsimlerle birlikte dönüşen bu yapının nasıl büyüyen bir topluluğa dönüştüğünü anlatıyor, şarkılar söylüyor, nesiller arası diyalog kurmanın zorluklarını tartışıyorlar.

""
Kolektiflerin Sesi
 

Kolektiflerin Sesi

podcast servisi: iTunes / RSS

Çağdaş: Merhaba, burası Apaçık Radyo. Açık Alan kuşağında kolektiflerin sesine hoş geldiniz. Bugün burada çok alışık olmadığımız bir yerden konuşmak istiyorum: Az vermek ama çok şey almak. Biraz zaman vermek, biraz dikkat, birlikte olmayı denemek... Ve karşılığında yaşama sevincini, anlam duygusunu, bir yere ait olma halini almak.

Ben Çağdaş Çetin, doktorum. Mesleğim bana yıllar içinde şunu çok net gösterdi: İnsanlar çoğu zaman hasta oldukları için değil, yalnız hissettikleri için yoruluyorlar. Ve iyileşme çoğu zaman bir reçeteyle değil, bir alanla başlıyor. Birlikte gülebilen, birlikte hareket edebilen, birlikte sessiz kalabilen alanlarla.

Campo benim için bir yapıdan çok bir "hal". Birlikte eğlenmek, birlikte üretmek, birlikte öğrenmek ve bazen birlikte hiçbir şey yapmamak. "Az vermek ama çok şey almak" gerçek hayatta genelde tersten işliyor; bir şeyleri almak için çok fazla fedakarlık yapmamız gerekiyor. Bir tatile gitmek için çok çalışmamız, güzel dostluklar kurmak için çok emek vermemiz gerekiyor ve bazen bu bizi geride tutuyor.

Hekimlik mesleğimi elime aldığımda hayat beni bazı deneyimlere doğru savurdu. Bisiklet sürdüm, snowboard yaptım, kamp yaptım, trekking yaptım. Çok sesli korolarda söyledim, müzik ve dans gruplarına katıldım. Sanki biri bana "Dur be adam, daha ne arıyorsun bu hayatta?" diyordu. Derken pandemi oldu, dünya durdu. Ben de herkes gibi içime yöneldim. Hayatıma yoga ve meditasyon pratikleri girdi. DJ'lik eğitimi aldım, modern dansa başladım. Kamplara gitmeye devam ettim ve bu kampların birinden aradığımı bulamadan döndüm. Yeteri kadar eğlenemedim, öğrenemedim ve bir ses bana dedi ki: "Çağdaş, madem beğenmedin, o zaman sen yap."

Gelir gelmez hemen şu an yanımda olan ekip arkadaşlarıma anlattım. Burçin, o sıra yanımdaydın, hatırlıyor musun o günü?

Burçin: Evet, hatırlıyorum tabii ki. Merhabalar, ben de Burçin. O gün Çağdaş birazcık mutsuzdu; geldiği kamptan istediğini alamamıştı. "Biz neden böyle bir kamp yapmayalım ki?" dedi. Önce aramızda güldük, "Nasıl olacak?" dedik. Sonra defteri kalemi alıp planlar yapmaya, en yakın 10 arkadaşımızla paylaşmaya başladık. Herkes işe o kadar inanarak sarıldı ki... Çok güzel bir başlangıç yaptık ve en son 6. kampımızı tamamladık.

Çağdaş: Peki, Campo'ya başladığımızda zaten bir arkadaşlığımız vardı. Biz kalabalık bir ekibiz; burada onları temsil eden üç kişi, iki de kamp konuğumuz var. Bizim tanışmamızı istersen anlat, çünkü bu oluşum referansla büyüyor. Senin için bu buluşmalar neye evrildi?

Burçin: Ben müzik öğretmeniyim ve müzisyenim. Sahne arayışındayken Çağdaş'la tanıştım. Yıllar içinde aramızda çok güçlü bir sevgi bağı oluştu. Birçok şeyi paylaştık, kamplara gittik. Şimdi ise bir kamp organize ediyoruz ve birlikte müzik yapmanın keyfini yaşıyoruz. Sadece biz değil, kampa gelenlere de "sahne senin" diyerek bir alan açıyoruz. Bir müzik grubuna gireyim diye yola çıkmışken hayatım harika insanlarla doldu. Önemli olan o adımı atmak ve yola çıkmak.

Çağdaş: Ne güzel anlattın. Şimdi mikrofonu Emir'e uzatalım. Emir, sen ekibin Z kuşağı temsilcisisin. Senin için nasıl bir topluluk burası?

Emir: Merhabalar. Öncelikle Apaçık Radyo ekibine misafirperverlikleri için teşekkür ederim. Biz dahil olurken kafamızda soru işaretleri vardı: "Bize hitap eder mi?", "Ait hissedebilir miyiz?". Özellikle yaş farkını derinden hissedeceğimizi düşünüyorduk. Ama işin içine girince fark ettim ki Campo'ya gelen herkes sosyolojik, ekonomik hatta psikolojik farklılıklarını evinde bırakıp geliyor. Doğanın içinde bunların bir anlamı kalmıyor. Orada herkes aynı yaşta gibi; ruhları çok genç ve enerjik. Aynı ateşin başında ısınıp aynı zorlukları birlikte aşıyoruz. Bu ortak deneyimler insanları yakınlaştırıyor. Çağdaş’a bizi bu oluşumun bir parçası yaptığı için teşekkür ediyorum.

Çağdaş: Emirciğim, senin kuşağın hakkında çok atıp tutuyorlar ama ben aramızda fark görmüyorum. Yeni katılmak isteyen Z kuşağı üyelerine ne dersin?

Emir: Bizim yanımıza gelmeden neler yaptığımızı, o bağı göremezsiniz. "Çıkın çıkın gelin" diyorum. Hiçbir şey yapamazsak müzik yaparız!

Çağdaş: Güzel söyledin. Normalde referansla büyüyoruz ama Apaçık Radyo bizim için bir referanstır; bu kanalla sesimizi duyan herkese kapımız açık. Sevdican, sen de katılımcı olarak gelip sonra ekibe dahil oldun. Sende süreç nasıl işledi?

Sevdican: Evet, bir hafta sonu etkinliğinin hayatıma bu kadar dokunacağını düşünmezdim. Ben tek yaşayan ve kalabalıkları pek sevmeyen biriydim. Ancak burada benzer yüreklere sahip insanlarla ait hissedebilmek büyük bir lüks. Campo'da bir şeyler kaçıracağım korkusuyla hayatımın en az uykusunu uyuyorum diyebilirim.

Diğer kamplardan farkı şu: Başka yerde konuksunuz ve hizmet alırsınız. Burada ise yetenekleriniz doğrultusunda bir eğitmen olabilirsiniz. Katılımcılar kendi atölyelerini oluşturuyor. Ben bir öğretmenim; Campo'da öğrendiğim "sevgi çemberi" etkinliğini öğrencilerimde uyguladım. Akran zorbalığının arttığı bu dönemde, çocukların birbirini onore etmesi harikaydı. Bu canlı organizmayı besleyenlerden biri olmak gurur verici.

Çağdaş: O "sevgi koridoru" paylaşımımızı öne çıkanlara ekleyeyim, merak edenler izlesin. Şimdi sadece katılımcı olarak gelen ama eksik parçayı tamamlayan Ece ile konuşalım.

Ece: Merhaba, ben Ece. 27 yaşındayım ve Campo'ya kimseyi tanımadan tek başına katılan "o meşhur Ece" benim. Tek başına katılan bir kadın olarak kendimi çok güvende hissettim.

Reklamda "Nitelikli Yaşam Kampı" yazısını görünce "Budur" dedim. Videolardaki o içten kucaklaşmaları gördüm ve kampa üç gün kala katılmaya karar verip Merve'ye mesaj attım. İlk gittiğimde sandviç masasında tek başımaydım, Çağdaş yanıma gelip "Ece neler yapıyorsun?" diye sordu. Öylesine sordu sandım ama gerçekten dinledi ve takip eden sorular sordu. O an anladım ki beni gerçekten tanımaya çalışıyorlar. 20 dakikada herkesin ismini öğrendim ve kendimi akışa bıraktım.

Çağdaş: Campo'yu nasıl tanımlarsın?

Ece: Campo, çocuksu bir merakla keşfetmeye devam edenlerin yeri. Bayramda görüp arka odaya oyun oynamaya kaçtığın kuzenlerin olur ya, işte öyle bir aile. Beynin "savaş ya da kaç" modu tamamen susuyor. Annem bile ortamı gördüğünde "Burası senin özgür alanın, anne kimliğimle bunu zedelemek istemem" dedi.

Çağdaş: En zevk aldığın an hangisiydi?

Ece: Dans atölyesi! Estetik dans edemem ama atölye zaten bunu vaat etmiyordu; kendini ifade etmeyi amaçlıyordu. Benim saçma "deniz anası" dansımı bile sahneye aldılar. Yeteneğin kalıplara sığmadığını o an anladım. Kararlarımı artık "bir gün" değil, "bugün" diyerek veriyorum.

Çağdaş: Ağzına sağlık Ece. Ve Gökçe... Sen Antalya'lardan kalkıp o ilk deneme kampına gelmiştin.

Gökçe: Evet, ilk kampta da beşinci kampta da his aynıydı: Kapsayıcılık. İlkinde katılımcıydım, sonrakinde yoga rehberi oldum. Çağdaş, bizi her seferinde o coşkuyla oraya getiren bu devamlılığı nasıl sağlıyorsun?

Çağdaş: Bu bir anda olmadı. Biz zaten beraber tatile giden, beraber üzülen bir arkadaş grubuyuz. İnsanların gözündeki o pırıltı ve müzik bizi birleştiriyor. Ben kalabalık bir ailede büyüdüm ve hep bunu aradım. Biz "Campo ailesi" demedik, insanlar bunu söyledi. Kar amacı gütmeden, manevi bir anlam dünyası kuruyoruz. Hepimiz işinde gücünde insanlarız; doktor, öğretmen, memur... Dışarıdan "Hayat size güzel" diyorlar ama bizim de dertlerimiz var; dedik ki "Hadi gelin beraber olsun." Enerjiyi buradan alıyorum.

Gökçe: Son kampta Ekstatik Dans alanında Işık ile göz göze geldik, ikimizin de gözleri doluydu. 60 kişi değildik, "bir" kişiydik. O birliği hissettirdiğin için sana büyük bir şükran duyuyorum.

Çağdaş: Çok duygulandım, teşekkürler. Müsaadenizle anı defterimizden birkaç cümle okumak istiyorum: "Hayatımda geçirdiğim en özel iki gün oldu", "42 yaşında kendimle barıştım". Bu "iyileşme" ve "şifa" kelimeleri büyük kelimeler, bir hekim olarak kullanırken imtina ederim ama kendiliğinden oluyor demek ki.

Burçin: Son olarak; dünyadaki en gerçek duygunun sevgi olduğuna inanıyorum. Bizim aramızda saf bir sevgi enerjisi var. Kurduğumuz sevgi çemberine diğer insanları da aldıkça çok daha güzel hissediyoruz.

Çağdaş: Bizi birleştiren müzik. Bazı şarkılar dinlenmek için değil, birlikte söylemek için var.