“Dünya Kupası artık sadece futbol değil; vize, para ve gücün de turnuvası"

Açık Gazete
-
Aa
+
a
a
a

Açık Gazete'de Ömer Madra ve Özdeş Özbay, spor yazarı ve yorumcusu Alp Ulagay ile Dünya Kupası'nı sporun ötesinde bir politik ve ekonomik mücadele alanı olarak ele alarak; ABD'de düzenlenen turnuvanın yüksek bilet fiyatlarını, vize engellerini, FIFA'nın tartışmalı uygulamalarını ve futbolun küresel güç ilişkileriyle kesiştiği noktaları ele alıyorlar.

""
Açık Gazete: Alp Ulagay'la sporun ötesinde bir politik ve ekonomik mücadele olarak Dünya Kupası
 

Açık Gazete: Alp Ulagay'la sporun ötesinde bir politik ve ekonomik mücadele olarak Dünya Kupası

podcast servisi: iTunes / RSS

Ömer Madra: Evet, Apaçık Radyo'nun Açık Gazete'si devam ediyor. Biraz önce de duyurmaya çalıştığımız gibi spor programcımız Alp Ulagay ile Dünya Futbol Kupası'nın durumunu konuşalım dedik. Büyük ilgi gören bu organizasyonun, aynı zamanda pek çok sorunu da içinde barındırdığı söylenebilir.

Biz bugünkü programa, Lionel Messi'nin hat-trick dediğimiz üç golüyle başladık; mecburduk adeta. Ama hemen ardından da İranlı Mehdi Taremi'nin ABD'deki vize sorunu gibi oldukça tuhaf bir durumla karşı karşıya kaldık. İlk maçın ardından yaşanan bu gelişme dikkat çekiciydi.

Bir başka örnek de İspanya ile berabere kalan Yeşil Burun Adaları'nın kalecisi Vozinha'dan geldi. İspanya'yı durduran başarılı kaleci, maçtan sonra gözyaşları içinde, annesinin vize masrafları nedeniyle maça gelemediğini anlattı.

Dünyanın en sıcak Dünya Futbol Kupası olacağı da söyleniyor. Tüm bunları değerlendirirken, Aposto'da Alp'in 1 Haziran'da yayımlanan "İki otokratın gölgesinde Dünya Kupası neye benzeyecek?" başlıklı yazısına da baktık. Gerçekten çok karmaşık bir tabloyla karşı karşıyayız.

Merhaba Alp, hoşgeldin.

Alp Ulagay: Hoşbulduk, günaydın.

Özdeş Özbay: Selamlar, hoşgeldiniz.

A.U.: Merhaba Özdeş. Apaçık Radyo’da olmak güzel.

Ö.Ö.: Evet, valla özledik.

Ö.M.: Evet, uzun zaman sonra birlikte olmak da güzel. Ne yapıyoruz, nasıl yorumlayalım durumları?

A.U.: Şu saatte hâlâ maçın oynanıyor olması da tabii saat farkı itibarıyla ilginç. Çünkü Avusturya-Ürdün maçının da duraklama yani ilave süresinin sonundayız. Şu anda 101. dakika oynanıyor, pardon. Hakem şu anda VAR'dan bir penaltı incelemesi yapıyor. Eğer penaltı kararı verirse, maçın sonunda bir gol daha görebiliriz.

Ö.M.: Skor kaç kaçtı? 

A.U.: Avusturya 2-1 önde. Dediğim gibi 101. dakika oynanıyor. Hakem 10 dakika ilave süre vermişti. Onun da sonuna geliyoruz ama bir elle müdahale incelemesi var.

Bu turnuvada aslında buna çok rastlamadık. Genel olarak VAR sistemini iyi kullanıyorlar. Türkiye Ligi'ndeki gibi değil; dakikalarca, defalarca izlenen pozisyonlar pek yok. Tek tük incelemeler oluyor. En azından benim izlediğim maçlarda durum böyle.

Ö.Ö.: Ona rağmen 10 dakika uzatma var.

A.U.: Biliyorsunuz, bu turnuvada sıcak hava koşulları nedeniyle "serinleme molası" uygulaması da var.

Ö.Ö.: Evet, öyle bir şey var.

A.U.: Her devrenin ortasında reklam molası var ya; yaklaşık üç ya da üç buçuk dakikalık bir ara veriliyor.

Ö.Ö.: Hiç takip etmediğim için haberim yok.

Ö.M.: Evet, onu tamamen serinleme molası adı altında verilen bir reklam molası olarak uyguluyorlar.

A.U.: Tamamen Amerikan televizyonunun isteğiyle aslında.

Ö.Ö.: Sıcaklarla mücadele diye mi yapıyorlar bunu yani?

A.U.: Tabii tabii, o kisve altında sunuyorlar. Halbuki tamamen... Muhtemelen ABD'deki yayıncı kuruluş olan Fox TV'nin yayın düzenine göre şekillenmiş bir uygulama.

Bu arada gol oldu, skor 3-1'e geldi. Avusturya-Ürdün maçının da sonucu böylece 3-1 oldu.

Ö.Ö.: Canlı yayında gol yiyorsunuz.

Ö.M.: Canlı yayında ilk defa verdik biz de. Çok güzel oldu.

A.U.: Evet, ben genelde üçüncü ve dördüncü maçları, Londra'daki saat farkı sebebiyle pek izleyemiyorum. Ama dün bir değişiklik oldu; birinci maçın saati zaten biraz geçmişti. Dördüncü maç da bu saatlere kadar sarktı. Nasıl bir ayarlama yapıyorlarsa artık, her güne göre program değişebiliyor.

Ö.M.: Biz de bu sayede canlı yayın spikeri kullanma imkanına sahip olduk. İlk defa canlı yayın yaptık.

Ö.Ö.: Ama paranın nerelere kadar uzandığını da gösteriyor bu. Fox TV yayınlıyor diyorsunuz; yayın hakları ABD'nin elinde. Aynı zamanda iklim inkârcılığıyla bilinen bir yayın kuruluşunun, reklam geliri elde edebilmek için "serinleme molası" adını kullanıyor olması gerçekten çok ilginç.

A.U.: Çünkü şöyle bir şey oldu; benim Aposto'daki yazımda aslında yazıyı dayandırdığım ana tema şu: Dünya futbolunu yönettiğini düşünen FIFA, Dünya Kupası'nın ABD'de düzenlenmesini de büyük bir fırsat, adeta bir lütuf gibi görüyor. Çünkü ABD dünyanın en zengin, en güçlü ülkelerinden biri. Orada yapılan herhangi bir etkinlik, o etkinliği düzenleyen ve üstlenen kuruluşa çok büyük gelir sağlayacak. Futbol zaten dünyanın en büyük sporu. Dünya Kupası da muhtemelen Olimpiyat Oyunları'nın bile önünde, dünyanın en büyük spor organizasyonu. Madem böyle büyük bir fırsat ayağımıza geldi, o zaman ev sahibinin hiçbir isteğini kırmayalım anlayışı hâkim gibi görünüyor.

Ö.Ö.: Gerçekten de neredeyse bütün dünyayı turnuvaya getirirsek... Zaten takım sayısı da bu kez 48'e çıktı galiba.

A.U.: Evet, 48'e çıktı. 

Ö.M.: 38'den 48'e çıktı, evet ve 104 maç. Muazzam bir olay yani.

A.U.: 64'ten 104'e çıktı maç sayısı da. Dünya Kupası'nda 2022'ye kadar maç sayısı 64 takımlı değil, 32 takımlı formatta 64 maçtı. Şimdi ise 104 maç var. Bunun 78'i zaten birinci tur grup maçları. Yani 48 takımdan 32 takıma inebilmek için takımlar 78 maç oynuyor.

Ö.M.: Acayip bir şey.

A.U.: Sonra oradan finale kadar şampiyonu belirlemek için 26 maç daha oynanıyor. Yani kalan 26 maçı 32 takım eleme usulüyle oynayacak. Böyle bir durum var.

Dediğim gibi, FIFA Başkanı Gianni Infantino önderliğinde FIFA, ABD'yi kırmıyor. Yayıncı kuruluşlar böyle bir şey mi istiyor? Devre arasında bir mola koyalım, adına da "serinleme molası" diyelim. Ama aslında o bir reklam molası oldu; yaklaşık 3,5 dakika sürdü.

Bir iki maçta da şöyle oldu: Oyuncular geldiler, sıvılarını aldılar, sularını içtiler, sonra orta sahaya döndüler. Hakem ise "Henüz onay yok" dedi. Kenardan onay bekliyor hakem maçı yeniden başlatmak için çünkü yayıncı hâlâ reklam arasında; reklam sürüyor. Muhtemelen süreyi uzattılar.

Sanıyorum Türkiye'de de, her daim yetersiz yayıncılığıyla eleştirilen TRT'de, kamu yayıncısı olmasına rağmen reklama gidiliyormuş anladığım kadarıyla. Tabii biz İngiltere'de öyle izlemiyoruz. BBC ile ITV yayınlıyor. BBC'de zaten kamu yayıncısı olduğu için reklam hiç yok, hiçbir zaman da olmadı.

Ö.Ö.: Öyle mi? Bunu hiç bilmiyordum.

A.U.: BBC tarihinde ticari reklam hiç bir zaman olmamıştır.

Ö.Ö.: Hiç duymamıştım bunu.

A.U.: Televizyon, radyo hiçbir mecrasında.

Ö.Ö.: Tutarlıymış. Bir tür gelir elde ediyor değil mi? BBC'de herkesten kesilen bir pay var galiba.

A.U.: Tabii tabii. Tüm ülkede her haneden bir 'license fee' yani yayın lisansı ücreti alıyor. 10 ay boyunca aylık bir şey veriyoruz biz ona. Ama işte Fransa'da, İspanya'da da böyle oldu; artık kamu yayıncıları reklam vermiyor mesela. Sonradan kanunla kaldırıldı, orada da reklam yok. Diğer her ülkeyi bilmiyorum.

Mesela özel yayıncı ITV'ydi ama o arada sahayı çekmeye, yorum yapmaya devam ediyor. ITV, seyirciye saygıdan reklam arasına gitmiyor.

Ö.M.: İyiymiş. Çok ilginç bir durum var. Bilet fiyatları da muazzam yükseldi değil mi? Bir de ondan da bir iki cümleyle bahsedelim mi?

A.U.: Bu aslında demin bahsettiğim duruma paralel bir hal. Ne demiştik; FIFA dünyanın en büyük ve en zengin ülkesinde turnuva yapıyor. Bunun karşılığını da maddi olarak yeni bir şekilde almak istediler ve aslında Dünya Kupası'nın adalet şartnamelerinde tersi söylenmesine rağmen, Aralık ayında olması gereken ilk biletler online tabii satılıyor artık; böyle şeyler değişti. Eskiden federasyonlara kota ayrılırdı, başka yollardan satılırdı.

Şimdi tamamen ortak bir platformdan, FIFA'nın kendi platformundan satılıyor. Ben de denedim; üye oluyorsunuz, sıraya giriyorsunuz, biletlerinizi alıyorsunuz. Ama anlaşıldı ki söz verilen ucuz, 60 dolarlık biletlerden neredeyse hiç yok. Biletlerin büyük bölümü pahalı.

Üstelik kültür-sanat dünyasında da son dönemde, ABD başta olmak üzere birçok ülkede moda olan bu dinamik fiyatlama yöntemi var. Yani bir maça talep yüksek oldukça biletin fiyatı artıyor, sabit fiyat yok.

Ö.M.: Değişken yani, sabit değil, çok ilginç.

A.U.: Değil, değil, değil. Bu özellikle çok popüler müzik gruplarının konserlerinde ve turnelerinde söz konusu mesela. Coldplay son birkaç yıldır bunun en çok konuşulan örneklerinden biri. Oasis'in de geçen sene İngiltere'de geri döndükten sonra verdiği konserlerde sanıyorum bu dinamik fiyatlama uygulandı ve müzikseverlerin ciddi şikâyetleri vardı, "Talebe göre fiyatlar giderek artıyor" diye.

Tahmin edersiniz, Oasis geri döndüğü için zaten 80 bin kişilik yere 400 bin talep geliyor. Hem grup, hem organizatör daha fazla kazanıyor. Burada da FIFA tabii kazanan bir numaralı kuruluş çünkü Dünya Kupası'nın gelirlerini, nerede yapılırsa yapılsın, büyük ölçüde kendisi alıp dağıtıyor yani ev sahibine falan çok fazla bir şey bırakmıyor.

Bahsettiğim yayın gelirleri, bilet gelirleri, sponsorluk gelirleri hep FIFA'nın kasasına gidiyor. Sonra FIFA diyor ki, "Ben bunu Dünya Futbol Ailesi'ne paylaştırıyorum." Kendi işleyiş modeli gereği bilet fiyatları da artık çok ucuz değil.

Ö.Ö.: Bir de FIFA barış ödülü veriyor ayrıca.

A.U.: Aslında FIFA da vermiyor. O, başkanın tamamen emrivakiyle yakın dostu ABD Başkanı Donald Trump'a sunduğu bir lütuf diyeyim yine. Çünkü FIFA'nın herhalde içindeki mekanizmada da o Aralık ayında verilen komik barış ödülünden pek kimsenin haberi yoktu.

Ö.M.: Evet, onu da bir cümleyle belirtelim aslında değil mi? Gianni Infantino verdi değil mi?

A.U.: Evet ama dediğim gibi, FIFA'nın içinde de bu ödülden mesela icra kurulu üyelerinin ve diğer yetkililerin pek haberi yok.

Ö.M.: İki otokrat dediğim bu isimlerden biri olan Gianni Infantino'nun kendisi de oldukça zengin biri, bilebildiğim kadarıyla, değil mi? FIFA Başkanı.

A.U.: Infantino çok zengin oluyor da, FIFA Başkanlığı daha önce geliyor tabii. Zaten şöyle söyleyeyim size; 1974'ten beri sadece üç FIFA Başkanı gördük. Kaç yıl yapıyor? 1974'ten bu yana 52 yıl yapıyor değil mi? 

Brezilyalı João Havelange, ondan sonra İsviçreli Sepp Blatter ve şimdi de bir başka İsviçreli, Gianni Infantino. Koltuğa bir kere oturan neredeyse hiç bırakmıyor. Biri 24 yıl yaptı, ikincisi herhalde 17-18 yıl yaptı, 8-9 yıldır da Infantino var, yanılmıyorsam.

Ve koltuğa oturan bırakmıyor. Öyle kudretli bir pozisyon ki; her kapıyı açan, istediğiniz an dünyadaki her liderle, her önemli kişiyle görüşmenizi sağlayabilecek bir makam. Bir tür futbolun papalığı gibi bir kurum yani FIFA Başkanlığı.

Infantino'nun Bernarlı bir zengin olmadığını biliyorum, onunla ilgili okuduğum hikâyeler de öyle söylüyor. Ama tabii burada çok şaşaalı bir yaşam var FIFA Başkanı için. Hatta icra kurulu üyelerinin de bir ara böyle ödenekleri vardı. Yine bildiğim kadarıyla bu tip kurumlarda maaşlar da oldukça yüksek. Ama zaten o konumda olmanın getirdiği ayrıcalıklar, seyahat imkânları vs... Onlar oldukça iyidir tahmin ediyorum. FIFA Başkanlığı sürdükçe iyi bir yaşam sürmeye de devam edecek.

Ö.Ö.: Bir de Infantino tabii, futbol endüstrisinin en üst basamağında başkanlık yapan kişi. En son Katar Dünya Kupası'nın yani Dünya Kupası'nın Katar'da oynanması üzerine çok sayıda yolsuzluk iddiası ve çeşitli tartışmalar ortaya çıkmıştı. Hatta Infantino'yu da anlatan, bu ilişkileri konu alan belgeseller bile var.

A.U.: Daha çok ondan önceki dönemi anlatan yani Blatter vs. dönemini, selefi Blatter'ın dönemini anlatan belgeseller var. Onlar çıktı. Muhtemelen onunla ilgili şeyler de herhalde görevden ayrılınca ancak ortaya çıkar.

Ö.M.: Platini gibi ünlü biri de ceza almıştı yanlış bilmiyorsam.

A.U.: Platini şimdi o suçlamalardan beraat etti ve Infantino'ya karşı hakkında bir ceza davası açılması yönünde geçen hafta hatta bir şikâyette bulundu.

Platini'nin bertaraf olması önemliydi çünkü yaklaşık 10 yıl önce FIFA başkanlığı için asıl öne çıkan isim oydu. Platini devreden çıkınca Infantino, beklenmedik bir şekilde kendisini FIFA'nın başkanlık koltuğunda buldu. O dönemde genel sekreterdi Infantino. Dünya futbolunun önde gelen isimleri birer birer devreden çıkınca, eski FIFA Başkanı Blatter da dahil olmak üzere, Infantino FIFA'nın başkanı oldu.

Hakikaten hiç beklenmiyordu o dönemde. Mesela Katar Dünya Kupası öncesinde herhalde iki üç yıl boyunca Doha'ya taşındı, orada yaşadı. Herhalde Dünya Kupası organizasyonunun düzgün yapılıp yapılmadığını birinci elden takip etmek için oradaydı. Şimdi herhalde İsviçre'ye dönmüştür diye düşünüyorum. Yani ABD'ye taşındığına dair bir haber ben hatırlamıyorum ama yakın dostu da Başkanlık koltuğunda olduğuna göre sık sık gidiyordur tabii.

Ö.M.: Peki şimdi bu bilet fiyatları nasıl finanse edilebiliyor? Yani normal, sıradan seyirciler bu yüksek fiyatlarla biletlere nasıl ulaşabiliyorlar?

A.U.: Yani zaten hep öyle işleri var. Biraz önceki kupalardaki bilet fiyatlarına baktım. Aslında 2018'e kadar, 2018 dahil, Dünya Kupası'nda da, Avrupa Şampiyonası'nda da durum öyledir. Yüksek kategoride elbette bir takım pahalı biletler olur ama biletlerin geneli sıradan futbol seyircisinin erişebileceği düzeydedir. Çünkü bu tip organizasyonlarda seyahat ve konaklama masrafları da hesaba katılır ve bilet fiyatları çok yüksek tutulmaz.

Hele Avrupa'da olduğunda, işte Avrupa Kupası'ndan bahsediyorum ya da Avrupa'daki bir Dünya Kupası'nda, zaten Avrupa küçük bir coğrafya olduğu için futbolseverlerin çoğu otomobiline atlar, kimisi trene biner; Dünya Kupası için Fransa'ya, Almanya'ya, İtalya'ya gider ya da zaten Avrupa'da ucuz uçuş imkânları bol. Ama Katar'da durum farklıydı. Başka bir kıtaydı, daha uzaktı. Orada bilet fiyatları ilk kez ciddi biçimde yükseldi. Şimdi ABD'de daha da yükseldi ve dediğim gibi, en düşük kategoriden 60 dolarlık biletlerin sayısının çok olacağı iddia edilmişti, hesaplanmıştı ama hiç öyle olmadı.

Bu dinamik fiyatlamayla yüzlerce dolarlık, hatta kimi zaman binlerce dolara varan bilet fiyatları görüldü. Bu biraz da taleple alakalı. En fazla talep de ABD'de muhtemelen göçmen nüfusu fazla olan ülkelerin maçlarına geliyor. Mesela Meksika, ki bir yandan da ev sahibi; Kolombiya, Portekiz... Bu ülkelerin maçlarına çok yüksek talep var. Bilet fiyatları da ortalama 1500-2000 dolar civarında. Demek ki daha pahalısı da var, biraz daha ucuzu da var.

Ö.M.: 2000 dolara bir bilet.

A.U.: Evet, bir bilet.

Ö.M.: Bir maça bir bilet.

A.U.: Evet, bir takım haber programları izledim. Avrupa'dan ABD'ye gidecek ya da gitmeyi planlayan taraftarlar için durum farklı. Normalde belki iddialı bir futbolsever Fransa'yı, İngiltere'yi bir ay boyunca izlemeyi hesaplarken, şimdi seyahatlerini yarıya kısmışlar. Çünkü ABD zaten bir Avrupalı için pahalı bir ülke; alım gücü daha yüksek, fiyatlar da ABD standartlarında. Bir de bilet fiyatları böyle olunca, belki Avrupa'da 5 bin dolara izlenebilecek bir aylık turnuva deneyimi orada 15 bin dolara dönüşüyor. Herkes seyahatini biraz kısaltmış gibi görünüyor.

Nitekim ABD'deki Otelciler Birliği'nin ilk rakamları da öyleydi. Ev sahibi şehirlerde ülke dışından beklenen rezervasyon oranlarına ulaşılamamış mesela. ABD içinden mutlaka bir hareketlilik vardır çünkü dediğim gibi, orada hemen hemen her ülkenin bir göçmen kitlesi var. Herkes kendi milli takımı varsa onun maçı için başka şehirlere gidecektir ama ülke dışından gelen spor, futbol turisti açısından aynı durum söz konusu olmayabilir. Tabii kimi rakamlar kupa bittikten sonra ortaya çıkar ama yine de bir takım boşluklar göze çarpıyor.

FIFA tabii - rakamlara güvenebilirsek - bütün biletlerin satıldığını söylüyor. Onların açıklamalarına göre sadece birkaç yüz adet satılmamış bilet kalmış ama birkaç maçta tribünlerde öbek öbek boşluklar gözüktü. FIFA da, "Onlar biletlerini almış ama gelmemiş seyirciler; ayrıca koridor boşlukları da görüntüde öyle görünüyor," dedi o maçlar için.

Ö.M.: Öyle mi? 

A.U.: Evet, böyle bir açıklama yaptı. Bilet fiyatı bir sorun. Dediğim gibi, ben ABD'yi az biliyorum ama orayı bilen, orada yaşayan arkadaşlarla konuşunca da oranın dünyanın geri kalanı için oldukça pahalı bir ülke olduğuna dair izlenimlerini aktarmışlardı bana. Yani ulaşımı da, konaklaması da, yeme içmesi de bir Avrupalı'ya göre; bıraktım diğer kıtaları, daha pahalı anladığım kadarıyla. Bir de bunun üzerine bilet fiyatları eklenince iş çok kolay değil.

ABD dışından elbette gidenler vardır ama biraz daha pahalıya mal olacaktır. Bir de üzerine biliyorsunuz, vize meseleleri var zaten.

Ö.Ö.: Peki maçların şu ana kadarki dolluluk oranı ne?

A.U.: FIFA'nın oranı çok yüksek  Herhalde %98 falan diyecek.

Ö.Ö.: O zaman bence FIFA umursamayacaktır zaten kime bilet verdiğini. "Bizim derdimiz eşitlik, adalet değil," diyecektir herhalde.

A.U.: Tabii tabii. Bir de şöyle bir durum oldu: ABD'de yeniden satış platformları çok yaygın ve bunlardan biri de FIFA'ya ait. Siz biletinizi almışsınız; resmî platformun adı FIFA Marketplace. Bir de diğerleri var tabii. Meşhur konser biletlerini satan, pazarlayan şirketler var. Oralarda müthiş bir resmî karaborsa dönüyor.

İlk satış anında bileti alanlar, diğer futbolseverlere onları satmaya çalışıyorlar. Özellikle Mart ve Nisan aylarında bilet fiyatları tavan yaptı. Sonra bazı maçlarda aşağı indi. Ama demin bahsettiğim Portekiz, Kolombiya, ev sahibi ABD ve Meksika gibi ülkelerin maçlarında yüksek kalmaya devam etti.

Orada da aynı zamanda büyük bir bilet sirkülasyonu var. Alan, satan on binlerce kişi var. Hatta dünkü haber, bunun küçük bir güvenlik zafiyeti de yaratabileceği yönündeydi çünkü genelde futbol maçlarında, her sporda değil ama özellikle futbolda, rakip seyirciler biraz ayrılır. Kulüp maçı gibi değildir tabii Dünya Kupası ve uluslararası turnuvalar; biraz daha gevşektir bu ayrım. Ama diyelim ki Brezilya taraftarı sol taraftaki kale arkasındaysa, rakibi Fas'ın taraftarları sağ tarafta oturur. Bu düzen tamamen kaybolmuş durumda çünkü biletlerin bu ikinci el platformlarında kimin kime satıldığı belli değil. Kim alıyor, kime satıyor, bunun kontrolü mümkün değil.

İleriki turlarda taraftarların tamamen karışık, iç içe oturduğu durumlar söz konusu olabilir. Hollanda-Japonya maçında olmuş. Tabii Japonlar zaten tehdit oluşturacak bir taraftar grubu değil. Bu maçta bir olay ya da taşkınlık yaşanmadı ama özellikle ileriki turlarda, çekişmeli ve iddialı maçlarda bir güvenlik sorunu olur mu? Böyle bir riskten bahsedilmiş. Avrupa Taraftarlar Birliği Başkanı da söylemişti bunu. Ben de sanıyorum The Guardian'da önceki gün okudum. Böyle bir sorun da var. Nihayetinde daha fazla gelir elde edebilmek uğruna düzenlenmiş bir yapı var bu kupa için.

Ö.Ö.: Bu arada İran taraftarı üzerine bir özel yasak var mıydı? Sanki öyle bir şey vardı haberlerde.

A.U.: Ben de artık günleri karıştırıyorum. Önceki akşamdı değil mi herhalde?

Ö.Ö.: Meksika'da oynandı sanırım.

A.U.: Dün sabah karşılaşılan son maç İran'ın Yeni Zelanda ile oynadığı maçtı. Hangi maç hangi gündü, saat farkından insanın kafası karışıyor tabii.

Ö.Ö.: 104 tane evet, biraz zor olacak takip etmek. 

A.U.: Bir de şöyle oldu; ABD'de herkes kendine göre bir zaman ayarı yapıyor. ABD'nin kendi içindeki zaman farkı da ayrı bir mesele. Bir yandan üç dört saatlik farklar söz konusu orada.

Evet, o maç öncesinde İran'daki muhaliflerin kullandığı alternatif ülke bayrağının stada sokulmasını FIFA yasaklamıştı. İranlı muhaliflerin gösterilerde ve maçlarda kullandıkları alternatif bir İran bayrağı var ya, işte onun stada alınmasına izin verilmedi.

Ö.Ö.: Monarşi bayrağı galiba, evet.

Ö.M.: Monarşi, evet.

A.U.: Helal de ona.

Ö.M.: Reza Zarrab.

A.U.: Pehlevi yanlısı küçük bir gösteri falan da yapılmış stat dışında. Yine de herhalde maça toplanmayı başarmışlar.

Ö.M.: Rıza Pehlevi, evet pardon.

A.U.: Yani tabii çok ilginç bir durum. Zaten ABD, bu 48 ülkenin dördünün sanıyorum vatandaşlarına vize randevusu bile vermiyor. Haiti, İran, başka ne vardı? Özbekistan mı? Şimdi dördüncü ülkeyi unuttum. Öyle bir durum var.

Bir kısmı için de işi son derece zor hale getiriyor. ABD'den vize alabilmek için 15 bin dolarlık teminat göstereceksiniz vs. Öyle sorunlar var. Tabii ki Afrika'dan ve bazı Asya ülkelerinden gelenler için sıkıntı yaratıyor.

Bir de kupaya katılanlar için getirilen zorluklar var. Ben Aposto yazımı bir ay önce yazmıştım ama tahminlerin bir kısmı doğru çıktı. İran bunun başında geliyor.

Bir kere İran'a, maçları ABD'de olmasına rağmen, orada kamp yapıp konaklama izni verilmedi. İran takımı İran'da kamp yapıp oradan maçtan önceki akşam uçakla ABD'ye gidiyor. Maçtan sonra da apar topar dönüyor. Mesela İran'ın talebine rağmen rejenerasyon için ABD'de kalmasına izin vermemişler. Maç biter bitmez stattan havalimanına gönderip uçağa bindirmişler, geri Meksika'ya yollamışlar.

Ö.M.: Oyunculardan birinin de iptal edilmiş vizesi. 

A.U.: Evet, Mehdi Torabiye bir maçlık.

Ö.M.: Olacak iş değil, akıl almaz yani.

A.U.: Sonraki iki maç için de, "Sen giremezsin" denebilir.

Ö.M.: Evet.

A.U.: Öyle olabilir.

Ö.M.: İdarecilere zaten yok. 

A.U.: Tam benim tahmin ettiğim gibi. Yani takımın herhalde oyuncuları ve çekirdek teknik kadro haricindeki idareciler, federasyon başkanı; onlara zaten vize yok. Takımın antrenörü Emir Kalenuyi ile konuşmuşlar. Yani oyuncuların maç sırasında bu seyahati bile, Tijuana'dan Los Angeles'a uçuş herhalde 45 dakika olmasına rağmen, gümrük ve güvenlik işlemleri nedeniyle beş saate dönmüş.

Ö.M.: Evet, beş saat.

A.U.: Oyuncular için tabii bu tip uzun bekleme ve uzun seyahat durumlarında kramp riski her zaman var. Maç sırasında da galiba ekstra kramp vakaları yaşanmış ve oyuncu değişikliklerinin bir kısmını bu sebeple yapmışlar. Ben o maçı izleyemedim tabii saat farkının garipliğinden dolayı.

Ö.M.: Süreyi de maalesef bitirdik. Fakat bunun üzerinde birkaç yayın daha yapma sözü alalım senden. İstersen, son derece kaotik ve çarpıcı olgularla dolu bir dünyayı iyice yansıtan bu Dünya Kupası üzerine konuşmaya biraz daha devam edebiliriz.

A.U.: Evet, tabii bir kere daha buluşabiliriz. Sadece şunu ekleyeyim; saha dışındaki bu olumsuzluklara, bilet fiyatlarına rağmen saha içinde tabii dünyanın en iyi oyuncularını bir arada izleme keyfi oluyor elbette. Tribündekiler de, ekran başındakiler de bir anda dışarıda olan biteni biraz izole ediyorlar. 

Bir de işte Cape Verde gibi ya da Yeşil Burun Adaları diyelim, onun gibi sürpriz hikâyeler ve güzel futbol hikâyeleri var. Her zaman Dünya Kupası'nda olur bunlar.

Takım sayısının artırılmasına hep biraz kuşkuyla, biraz tutucu bakarım ama böyle hikâyeler olunca "İyi olmuş galiba" da diyorum.

Ö.M.: Peki, çok teşekkür ederiz.

A.U.: Ben teşekkür ediyorum.

Ö.Ö.: Görüşmek üzere.