"Evler Suriyelilere daha yüksek fiyattan veriliyor"

Açık Gazete
-
Aa
+
a
a
a

Programcımız Tuğba Tekerek, Gaziantep Havalimanı'ndan bölgedeki son haberleri aktarıyor. 

Islahiye

(Bu bir transkripsiyondur. Metnin son hali değildir.)

Ömer Madra: Şu anda deprem bölgelerinden birinden bir bağlantımız var. Yakından tanıdığınız programcımız Tuğba Tekerek.

Tuğba Tekerek: Merhabalar. Günaydın. 

Ö.M.: Beş on dakika kadar bölgedeki durumu konuşmak üzere sana bağlandık. Lütfen anlatır mısın? Neredesin ve neler oluyor?

T.T.: Ben şu anda Gaziantep Havalimanı'ndayım. Burada çok ciddi bir yoğunluk ve biraz kaos durumu var. Hem işte buraları boşaltıp büyük şehirlerdeki yakınlarının yanına gitmek isteyenler ya da yurtlara, otellere yerleştirilmek isteyenler burada. Diğer kurtarma ekipleri, gazeteciler burada. Ama benim asıl anlatmak istediğim şey bu son dönemde sosyal medyada ya da genel olarak medyada gördüğümüz Suriyelilerle ilgili haberler üzerine gözlemlerimi aktarmak istedim.

İslahiye'de çok sayıda yani aslında tüm bölgedeki gibi İslahiye'de de Suriyeli göçmenler var ve onlarla konuşma imkânı buldum bölgedeyken. Öncelikle şunu söyleyeyim Türkler arasında yani göçmen olmayanlar arasında Suriyelilere ilişkin olarak “onlar bizim kardeşimiz, biz onların evine gidip geliyoruz” diyenler var. Ama bir yandan da gerçekten gözyaşları içerisinde kendi yaşadığı depremi anlatırken, enkazlarda işte Suriyeliler işte kol kesiyormuş, yüzük alıyormuş diyenler de var. Yani böyle bir inanış özellikle Suriyelilerin yağma yaptığını, hırsızlık yaptığına dair depremzedeler arasında da yaygın bir kanaat var. Ve öfke de var. Birisini gördüğümde o Suriyelilerin bulunduğu mahallede siz Suriyeli misiniz diye sordum. “Allah'a şükür değilim, ben Türk'üm. Dün gördük onları hırsızlık yaparken, güzelce dövdük” dedi. Gerçek miydi, değil miydi bilmiyorum ama öfkeyi ya da yaklaşımı, saldırganlığı göstermesi açısından bunu aktarıyorum. 

Suriyelilerle konuştuğumuzda ise şöyle bir durum var. Mesela Türklere çadırlar verilirken kendilerine dördüncü günde, beşinci günde çadır verildiğini söylüyorlar mesela ve diyorlar ki “Haklılar ne yapalım? Burası onların vatanı, bizim vatanımız değil. Türkler öncelik olacak tabii ki”. Boyunlarını bükerek karşılıyorlar. En azından benim konuştuğum iki kişi öyleydi. Ve ardından “deprem Suriyeli ya da Türk tanımıyor. Ama sonraki yapılan şeylerde, uygulamalarda Suriyeli Türk farkı gözetildiğini görüyoruz” dedi. İlk gün kendi evlerinden çıktıktan sonra diğer enkazlara yardım etmeye geçtiğini anlatıp oradaki taşları, betonları çıkarırken oluşan ellerindeki sıyrıkları falan gösterdiler. İlk gün yardım etmişler diğer insanlara. Ama ikinci gün geldiğinde onlar enkazlardan uzaklaştırılmışlar, hırsızlık yapabilecekleri düşüncesiyle. “Orada insanlar bağırıyor, yardım istiyor ve biz yardım etmek istiyoruz, ama enkazlardan uzaklaştırıldık. Bu çok zoruma gitti” dedi, benim konuştuğum bir Suriyeli. Bizim bu konularda deneyimimiz var diyorlar. “Bizim bulunduğumuz yerler bombalandığında, oralar enkaz altında olduğunda biz enkazlardan insanlar çıkarttık” diyorlar. Ve yardımlaşmanın, dayanışmanın bir parçası olarak belli noktalarda dışarıya itildikleri için kendilerini kötü hissediyorlar.

Bunların dışında bu insanlar uzunca zaman çadırda yaşamışlar ya da sokaklarda, yani çadırsız dışarıda yaşamışlar. “Biz alışkınız” diyorlar. Dört beş kişi bunu söyledi. “Biz alışkınız bunları biliyoruz zaten”. “Ölüm bizi her yerde yakalayabilir” diyorlar. Birisi İslahiye'deki göçmen kampında kalıyormuş. Kamp dağıtılırken, orası tahliye edilirken, yetkililer demiş ki “çadırlarınızı alabilirsiniz yanınıza”. Ve almışlar ne olur ne olmaz diye, belki ev bulamayız diye. İslahiye'de de evler Suriyelilere daha yüksek fiyattan veriliyormuş. Oldukça yüksek fiyattan. Ve şimdi o çadırlarını kullanıyor. Üzerinde UNICEF yazan çadırını. Suriyeliler bunca acıdan, travmadan, savaştan geçiler. Şimdi burada onları tekrar yaşıyorlar. Bir başkası şunu söyledi “Suriye'deyken bir akşam on bir arkadaşımla oturuyordum. Bombalanmıştı ve arkadaşlarım ölmüştü. Deprem sonrasında dışarıya çıktığımda, enkazlara baktığımda direkt o gün aklıma geldi, hatırladım” diye anlatıyor. Genel olarak söyleyebileceklerim böyle.

Ö.M.: Evet, çok teşekkür ederiz. Şimdi mesela biz bugün sığınmacı hakları platformu üyesi Taha Ergazi’ye bağlanmaya çalışacaktık ama maalesef şarjı bitti herhalde. Bağlantıyı sağlayamadık. Ama Bianet’e yaptığı değerlendirmede de senin anlattıklarının altını çizen noktalar söylemişti Taha Bey. Yani depremin sonuçlarının çok yıkıcı olduğu alanda yaptığı incelemelerde de gördüğünü söylüyor. Olaya yıkımları onarmak açısından yaklaşmak gerektiğini belirtiyor ve diyor ki “olayın ne kadar acı ve büyük olduğunu anlamıyoruz sanırım” diyor. “Deprem bölgesindeki duruma bakıyorum ve çok şaşırıyorum yapılan açıklamalara. Böylesi bir durumda Suriyelileri hedef almak nefret söyleminde bulunmak insani değil” diyor. “Yani burada bazı politikacıların, Ümit Özdağ gibi siyasetçilerin sözlerinin ardından saldırılar gerçekleştiğini de biliyoruz. Kim bu saldırganlar? Acılı insanlar birbirine saldırmıyor. Onlar aynı acıyı yaşıyor şu an. Zaten bunu düşünecek durumda değiller ama birileri olay çıkarmak istiyor demişti” Bianet’e. “Bu olayda bile siyaset yapılıyor. Siyasi amaç uğruna Suriyeliler hedef gösteriliyor. Ve bu hiç insani değil” demiş. Ne diyorsun bu yoruma?

T.T.: Evet yani ortada büyük bir acı ve öfke var ve o öfkenin Suriyelilere yöneldiği doğru. Ancak belki ben şu noktada farklı düşünüyorum. Biraz önce de de aktarmaya çalıştığım gibi depremi yaşayan insanlar birbirlerinin acılarını anlıyor. Dediğim gibi, birisiyle konuşuyorsunuz, enkazda kaybettiklerini söylüyor. Ama daha sonra da hemen ardından da işte Suriyelilerin yaptığı yağmadan ve bahsediyor. Yani bu sadece siyasetçi düzeyinde değil de halk düzeyinde de yaygın olarak böyle bir yaklaşım olduğunu görüyoruz maalesef. Belli ki bölgede ısrarla bu aynı yalanlar dolaşıyor. Hani hep diyoruz ya çok merkezi bir şekilde aslında işliyor işler. Bu “kol kesiyorlar” vesaire buna şahit olan yok ama her yer herkes bundan örneğin bahsediyor. Bunun tehlikeli sonuçlarını da son zamanlarda gördük. Bilmiyorum sen hiç denk geldin mi ama linç girişimleri başladı. Kendilerince yağmacılara ceza veren gruplar ortaya çıkmaya başladı. Çok ağır şiddet, işkence videoları dolaşıyor. Çekip bunu bir de paylaşıyorlar, bakın cezalandırdık diye. En son bir sosyal medyada üç kişiye yönelik böyle çok ciddi bir linç vardı. Öldüğü iddia ediliyordu bunların. Şimdi sabah saatlerinde Duvar’da var. Bir kişinin bu şekilde hayatını kaybettiğine dair bir haber. Yani yağmacı diye yakalıyorlar. Hem de bunların bir kısmı kolluk kuvvetleri bir kısmı ise sıradan insanlar aslında. Böyle bir nefretin özellikle yağmacılar adı altında göçmenlere yöneltilmesi gibi tehlikeli bir gidişe gidişat var gibi duruyor

Ö.M.: Evet. Bu siyaset tarafından dolaşıma sokulan söylem diyelim, halk arasında şey bir karşılık buluyor ama sanki?

T.T.: Evet yani herkes benzer şeyler söylüyor. Ama hepsine sorduğumuz, sorduğumda diyor ki işte şurada, şu mahallede şu şunu yapmış. Peki siz gördünüz mü diyorum. “Görmedim ama yapmışlar” diyor. Evet kesinlikle böyle bir durum var ve söylediğim gibi hani onların tırnak içinde cezalandırılması da artık çok meşru bir şey haline gelmiş durumda. “Biz orada
üç kişi birisini dövdük” diye bu gayet rahat bir şekilde anlatılıyor. Ve normal bir şeymiş gibi görülüyor. Evet Suriyelilerin tırnak içinde cezalandırılması meşrulaşmış durumda. Ben de kesinlikle katılıyorum. Son derece tehlikeli bir durum var ve deprem sonrasında kuralların hukukun iyice kaygan olduğu bir zeminde çok tehlikeli şeyler yaşanabilir diye düşünüyorum.

Bu arada ufak bir bilgi daha ekleyeyim İslahiye'den hatırladıklarımdan:

Bu gerçek bilginin dolaşımına girmesine bir parça katkım olsun. Şöyle bir şey de var mesela İslahiye'den. İlginç bir not. İsrail yedi Suriyelilerin yaşadığı yerler genellikle böyle bir ya da katlı daha şehrin çeperinde daha eski ve “kötü” evler. Ancak merkezde üç yıl önce yapılmış, bir yıl önce yapılmış hatta bazısı aylar önce yapılmış son derece lüks, güzel görünümlü binalar çökmüş durumda. Bir şöyle bir şey söylendi bana. Bize çok çocuklu olduğumuz için ya da bizim oralarda yaşamamız istenmediği için bize o apartmanlarda ev kiralanmıyordu dedi. Ve şimdi İslahiye'deki kültür göçmenlerinin çoğunluğu da işte bu iki bir iki katlı evlerde olduğu için kurtulabilmişler. Bu da hayatın ilginç bir cilvesi olmuş diyelim. 

Ö.M.: Çok önemli bu. Traji-ironi işte. 

Yayından çıkmadan ben son bir cümle sarf edeyim: Yani UNESCO'nun Dünya Radyo Günü olarak ilan ettiği 13 Ocak'tayız. Kutlayacak halimiz yok. Maalesef hiç. Ama UNESCO'nun bildirisinde on ikinci Dünya Radyo Günü'nün teması radyo ve barıştı. Bağımsız radyoculuğun ve haberin, doğru haberin ne kadar önemli olduğu vurgulanıyor. “Yani radyo, bağımsız habercilik doğru haber çatışmayı körükleyebilir. Radyo böyle rol de oynayabilir. Ama gerçekte çatışmaları veya gerilimleri yatıştırır” diyor. “Çok önemli bir noktadayız. Sürekli doğru tarafsız ve gerçeğe dayalı bilgi vererek, neyin tehlikede olduğunu açıklayarak, toplumdaki farklı gruplar arasındaki diyaloğa aracılık ederek, sürdürülebilir demokrasi ve iyi yönetişimin temelini oluşturur” diyor. Biz de bunu yapmaya çalışıyoruz. Sayenizde de.