Barışa Bir Şans’ta Burcu Karakaş, Emek Partisi’nden komisyon üyesi İskender Bayhan ile Meclis komisyonunun kabul edilen nihai raporunu ele alırken, sürecin barıştan çok “terör” çerçevesinde ele alınması masaya yatırıyor.
Ömer Madra: Günaydın Burcu, merhabalar.
Burcu Karakaş: Merhabalar, günaydın.
Özdeş Özbay: Merhaba.
B.K.: Merhabalar Özdeş.
Ö.M.: Bugünkü Barışa Bir Şans programında İskender Bayhan da konuğumuz galiba değil mi? Lütfen sen tanıtır mısın?
B.K.: Programın başından beri komisyonun nihai raporu ele almasını ve hazırlamasını bekliyorduk. Rapor geçtiğimiz hafta Meclis’te kabul edildi ancak itirazlar ve şerhler de söz konusu oldu. Bugün Emek Partisi’nden İskender Bayhan ile verilen ret kararını konuşmak istiyoruz. İskender Bey, merhabalar.
İskender Bayhan: Merhabalar, herkese günaydın.
Ö.Ö.: Merhabalar, hoşgeldiniz.
Ö.M.: Günaydın, hoşgeldiniz.
B.K.: Günaydın, hoşgeldiniz. Az önce de söylediğim gibi, rapor tartışma yarattı. Siz de oylama sürecinde ret kararı verdiniz. Kısaca birkaç bilgi vermek istiyorum: Raporda “Kürt sorunu” ifadesi yer almıyor; sürecin daha çok “terör sorununun çözümü” üzerinden tanımlandığını görüyoruz. DEM Parti’nin de buna itirazları oldu. TİP’ten Ahmet Şık ile birlikte siz de ret oyu vermiştiniz. Sizin şu ifadeniz dikkat çekti: “Biz dahil olduğumuz, tartıştığımız, fikirlerimizi söylediğimiz bir raporu reddetmedik; bu sürecin hep dışında tutulduk.” Öncelikle bunu sormak istiyorum, biraz daha açabilir misiniz?
İ.B.: Evet Burcu Hanım, raporun hazırlanma süreci başladığı andan itibaren, bizim bu tür karar alma süreçlerine - özellikle de kritik başlıklarda - dahil olma ve ön tartışmalarda yer alma taleplerimiz engellendi. Bu, komisyon çalışmalarında ilk kez yaşanan bir durum değildi; rapor yazım sürecinde de benzer bir tabloyla karşılaştık.
Rapor yazımı için bir çalışma grubu oluşturulması gündeme geldiğinde, komisyon başkanlığı ve sekreterliği sürecin hızla tamamlanacağını söyledi. Biz de grubu olmayan partilerin de bu rapor yazım sürecine dahil edilmesi gerektiğini ifade ettik ve özel talepte bulunduk. Hem biz, hem de TİP’ten arkadaşımız Ahmet Şık bunu dile getirdi. Diğer grubu olmayan partilerden böyle bir talep geldi mi hatırlamıyorum ama bizim talebimiz ne yazık ki karşılık bulmadı.
Önce komisyon başkanı “Evet, önemli, mutlaka dikkate alacağız,” dedi. Ancak sonrasında rapor yazım grubunun oluşturulduğunu öğrendiğimizde, bu grubun yalnızca Meclis’te grubu bulunan beş partinin temsilcilerinden oluştuğunu gördük. Dolayısıyla bu süreçte hem rapor yazım grubuna dahil edilmedik, hem de raporun hazırlanma aşamasındaki tartışmalara katılamadık.

Raporun Çarşamba günü oylanacağı basına yansıdıktan sonra Meclis Genel Sekreterliği ile irtibata geçtik. Ardından Pazartesi günü akşam saat 18:00 civarında bir davetle rapor taslağı bize ulaştırıldı. Üstelik bu ikinci taslaktı yani rapor yazım komisyonuna sunulan metnin kısmen değiştirilmiş hâliydi. Raporun onaylanmasına yaklaşık bir buçuk gün kala taslağı alabildik. Bu da bizim sürece neden dahil olamadığımızın somut bir göstergesidir.
Daha sonra üçüncü bir durumu da raporun onaylandığı günkü toplantıda öğrendik: CHP Grup Başkanvekili ve aynı zamanda CHP’nin rapor grubundaki sözcülerinden Murat Emir bunu dile getirdi; tutanaklara da geçti. Meğer rapor yazım grubunun beşinci toplantısında yazılı taslak ilk kez sunulmuş. Yazım grubundaki arkadaşlar da raporu ilk kez orada görmüşler. Yaklaşık 50 sayfalık metnin ilk beş bölümünü o anda okumuşlar ve onlar da yazım sürecindeki tartışmalara katılamamışlar. Murat Emir bunu aynen böyle ifade etti; tutanaklarda da bu şekilde yer aldı.
B.K.: Yani siz burada hem usule ilişkin bir itirazınız olduğunu söylüyorsunuz, hem de genel ifadenizle raporun Cumhur İttifakı’nın ideolojik ve politik hattını yansıtan bir çerçevede hazırlandığını ifade ediyorsunuz.
S.B.: Tabii ki raporun ilk beş bölümüne ilişkin bizim ortaya koyduğumuz değerlendirmelere herhangi bir itiraz gelmedi. Komisyon toplantısında da bunu açıkça söyledik; iktidar bloğundan, Cumhur İttifakı tarafından da bir karşı çıkış olmadı. Rapor yedi bölümden oluşuyor ve ilk beş bölümün, AKP ve MHP’nin sunduğu raporların özeti şeklinde yazıldığı görülüyor. Kürt sorununun adının hiç geçmemesi, bütün meselenin “terör sorunu” ve “terörün bitirilmesi” parantezine alınması da bunun en çarpıcı göstergesi çünkü baştan beri komisyona sunulan raporlar da bu çerçevedeydi.
Zaten süreç, komisyonun adına ilişkin tartışmayla başladı. Komisyon adında “barış” kavramının yer almaması meselesi ilk başlıktı. Başından itibaren AKP ve MHP grupları - özellikle de AKP temsilcileri - komisyonu sürekli “terörle mücadele”, “terörün bitirilmesi” ve “terörsüz Türkiye” komisyonu olarak tanımlama yaklaşımı sergilediler. Bu durum birkaç kez komisyon toplantılarında tartışmaya da yol açtı; tutanaklarda bunlar görülebilir.
Aslında raporun ilk bölümü de bunun devamı niteliğinde. AKP ve MHP bu kısmı fiilen yazmış gibi duruyor. Ya da Meclis Başkanlığı, her iki partinin yani Cumhur İttifakı’nın, Saray bloğunun temsilcilerinin raporlarından bir kolaj oluşturmuş.
B:K.: Evet.
S.B.: Bu da raporun beşte dördüne denk geliyor. Altıncı ve yedinci maddelerin ise rapor yazım grubunda tartışıldığını sonradan öğrendik. Bunu Murat Emir tutanaklara geçirdi; diğer arkadaşlardan da teyit ettik. Yani rapor yazım grubunda sadece altıncı ve yedinci maddeler konuşulmuş; ilk beş maddeye dair herhangi bir tartışma bile yapılmamış.
Dolayısıyla bütün bunları dile getirmek istedik: Biz yazım sürecinde yokuz, yazım grubunda yer alamıyoruz, süreç içinde görüşlerimiz alınmıyor, taslaktan haberimiz olmuyor. Taslak, oylamaya yalnızca bir buçuk gün kala bize ulaştırılıyor. Böyle olunca düşüncelerimizi iletip tartışmamız zaten fiilen mümkün değil. Partimizin yetkili kurullarında değerlendirme yapacak zamanımız da son derece sınırlı; sadece ne oy vereceğimizi konuşabilecek bir durumdayız.
Üstelik komisyonun son oylama toplantısında öğreniyoruz ki rapor yazım grubunun kendisi de raporun beşte dördünden haberdar değilmiş. Onlar da bu bölümler üzerine tartışmaya katılamamışlar. Sadece beşinci toplantıda metni önlerinde görmüşler. Beşinci toplantı ile oylama arasında yaklaşık bir haftalık bir süre var. Bu süreçte ancak “şurası eklensin, burası çıkarılsın” gibi sınırlı önerilerde bulunabilmişler.
Sonuçta bu müdahalelerin yer aldığı metin, Çarşamba günü yapılan oylama sırasında önümüze dördüncü taslak olarak geldi.
B.K.: Bu müdahalelerle yenilenmiş hâli diye düşünüyorum galiba. Aslında komisyon kurulduğu günden bu yana ki siz de komisyon üyesisiniz, başından beri yapılan itirazların raporun yazım sürecinde de aynı şekilde ortaya çıktığını söyleyebiliriz çünkü süreç biraz “oldu bittiye getirildi” hissi yarattı. Demokratik bir tartışma zemini oluşturmaktan ziyade, “herkes söyleyeceğini söylesin, sonra bir rapor hazırlansın ve sonraki aşamaya geçilsin” anlayışıyla ilerledi. İyi ya da kötü demeden, böyle kapsamlı bir demokratik tartışma ortamı oluşmadan hazırlandığını söylemek mümkün galiba.

Size şunu da sormak istiyorum: Rapor hazırlandıktan sonra Cumartesi Anneleri’nin bir açıklaması oldu. Kendileri komisyonda da dinlenmişti ve büyük bir hayal kırıklığı yaşadıklarını söylediler çünkü son raporda dile getirdikleri taleplerin yer almadığını ifade ettiler. Baştan beri hem Numan Kurtulmuş’un, hem de Fethi Yıldız’ın komisyonun kurulma amacının silahsızlanma süreci olduğunu vurguladığını biliyoruz. Dolayısıyla bunun bir yüzleşme ya da hakikatin ortaya çıkarılması amacıyla kurulan bir komisyon olmadığını da görüyoruz. Ama Cumartesi Anneleri’nin bu itirazı da önemli. Bu konuda sizin değerlendirmenizi almak isterim.
S.B.: Evet, Cumartesi Anneleri çok haklı, buna ben de katılıyorum çünkü bu raporun içeriği ve komisyonun ne yapacağına dair tartışmalarda, aslında biz başından beri bu komisyonun Türkiye’de Kürt sorununun çözümü, demokratikleşme ve kalıcı barış açısından ciddi adımlar atacak bir karar ortaya koymasını beklemiyorduk. Komisyonun çoğunluğu ittifak olarak Cumhur İttifakı’na, Saray rejimine dayanıyor. Bu nedenle böyle bir beklentimiz de yoktu.
Cumartesi Anneleri’nin itirazlarının temel noktası da komisyonda dile getirdikleri gibi şuydu: Kendi görüşlerinin ve genel olarak komisyondaki yaklaşımın rapora yansıması, burada yer alması ve kabul görmesi.
Bakın, bunun en çarpıcı göstergesi şudur: Onaylanan komisyon raporunu alın; yanına da Numan Kurtulmuş’un görevlendirdiği uzmanlar tarafından, ileri yapay zekâ analiz programlarıyla hazırlanmış, komisyonun 17 oturumunun değerlendirme raporunu koyun. Bu analiz basına açık bir sunumla komisyonda paylaşıldı. İkisini yan yana koyduğunuzda, aralarında uzaktan yakından bir benzerlik olmadığını görüyorsunuz.
Komisyon toplantılarında biriken sözler; silahların susması ve PKK’nin silah bırakmasının bundan sonrası açısından ne anlam ifade etmesi gerektiği; hangi adımların atılması gerektiğine dair iktidarın eski ve yeni temsilcilerinin - özellikle Meclis eski başkanlarının da katıldığı oturumlarda - dile getirdiği görüşler bu rapora yansımamış durumda. Ortaya çıkan metin, komisyon tartışmalarının ürünü değil; Saray iktidarının politik hedeflerini yansıtan bir rapor. Özellikle ilk beş bölümde bu çok açık.
Örneğin, şehit emniyet görevlilerinin aileleri adına yapılan konuşmada bile devletin bugüne kadar Kürt sorununu yalnızca askeri yöntemlerle ele almasının eleştirildiğini gördük. Bu dernek temsilcileri, meselenin hükümetler tarafından sürekli silahlı yöntemlere mahkûm edildiğini, siyasetin sorumluluk almaktan kaçındığını ifade ettiler. Bunların hiçbirine raporda yer verilmedi. Devlet adına ya da geçmiş siyasi iktidarlar adına tek bir özeleştiri yok.
Bu, komisyon toplantılarında sıkça konuştuğumuz bir başka meseleyle de örtüşüyor: Rapor analiziyle ortaya çıkan tabloyla, onaylanan rapor arasında derin bir çelişki var. Önümüzdeki dönemde atılması gereken adımlara ilişkin komisyonda pek çok görüş dile getirildi ama bunların neredeyse yüzde biri bile rapora yansımış değil.
B.K.: Bu arada KCK tarafından da bir açıklama yayınlandı, onu da belirtelim. Onlar da raporda Kürt sorununun adının geçmediğini söylüyorlar ve Kürt sorununun çözümü için mücadele edenlerin cezaevine atılmayacağı bir siyasal ortamın güvence altına alınmasının, silahların tümden bırakılması ve demokratik entegrasyonun sağlanmasına bağlı olduğunu vurguluyorlar. KCK’nin de rapora yönelik bir itirazı oldu.
Önümüzdeki günlerde eve dönüşlerle ilgili nasıl bir yasal düzenleme yapılacağını hep birlikte göreceğiz. Ben bu noktada Ömer Abi ve Özdeş’e dönmek istiyorum; İskender Bey’e sormak istediğiniz bir şey var mı?
Ö.M.: Ben bir şey sormak istiyorum; Rıza Türmen’in T24’te yayımlanan ayrıntılı bir analizi var: 'Türkiye Büyük Millet Meclisi Komisyonu Raporu Üzerine Düşünceler'. Orada özünde şunu söylüyor Türmen, "Barış sadece silahların susması değildir; aynı zamanda çatışmaya yol açan nedenlerin ortadan kaldırılmasıdır. Türkiye’de barışın sağlanması da Kürt sorununun demokratik bir çerçevede çözümüne bağlıdır."
Rıza Türmen’e göre, komisyon raporu böyle bir çerçeve oluşturmaktan uzak ve bu durum sürecin, PKK’nin kendisini feshetmesi ve silah bırakmasıyla sınırlı kalmasına; buna karşılık demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü konusunda hiçbir ilerleme kaydedilmemesine yol açabilir. Ayrıca Kürt sorununun çözümüne ilişkin çift dilli eğitim, eşit yurttaşlık, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, kayyum uygulamalarına son verilmesi gibi başlıklara raporda hiç değinilmediğini söylüyor. "Zaten raporun böyle bir amacı da yok," diyor Türmen.
Tuncer Bakırhan’ın da ifade ettiği gibi, bunun Kürt sorununu çözmeye dönük bir başlangıç olmadığını vurguluyor ve ekliyor: "Kürt sorunu bir terör sorunu değil, bir demokrasi sorunudur; özgürlük ve kimlik boyutları vardır".
Siz biraz önce bunlara değindiniz ama ben yine de sormak isterim: Bu değerlendirmeler hakkında ne düşünüyorsunuz?
S.B.: Şimdi şunun altını çizmek istiyorum: Raporun altıncı ve yedinci bölümlerini önemsiyoruz çünkü bu bölümlerde sürecin bundan sonra nasıl ilerlemesi gerektiğine ve hangi yasal düzenlemelerin yapılması gerektiğine dair üç yasa teklifi önerisi yer alıyor. Altıncı bölümde bu öneriler var; yedinci bölümde ise demokratik adımlar ve kayyum düzenlemesine ilişkin bir öneri bulunuyor. Bu, daha önce muhalefet partileri olarak Meclis’e sunduğumuz ve iktidar bloğu tarafından reddedilen tekliflerin bile gerisinde ama yine de çıkması önemli - çok sınırlı da olsa bazı düzenlemeler içeriyor.
Bu nedenle altıncı ve yedinci maddeler üzerinde muhalefet cephesinin ciddi emek harcadığı açık. DEM Parti, CHP ve Yeni Yol Grubu temsilcileri burada çalışmış, bu önerileri önemsiyoruz ancak bunların bağlayıcılığı ya da yaptırım gücü ne yazık ki yok. Bu da raporun genel yazımıyla ve komisyon başkanlığının, iktidar bloğunun meseleye yaklaşımıyla ilgili.

Bildiğiniz gibi, komisyon başkanı Numan Kurtulmuş, dün ve bugün Meclis’te grubu bulunan partilerin genel başkanları ve grup başkanvekilleriyle görüşmelere başladı. Dolayısıyla yapılan değerlendirmelere katılmamak mümkün değil; bunlar hepimizin ortaklaştığı tespitler. Başından beri iki yaklaşım var: Bir yanda meseleyi yalnızca “terörü bitirme” ve “terörsüz Türkiye” olarak görenler, diğer yanda PKK’nin silah bırakması ve fesih kararını kalıcı barışa ve demokratikleşmeye dönük somut adımlar için bir fırsat olarak değerlendirmek isteyenler.
Recep Tayyip Erdoğan’ın “kazan–kazan” ya da “fırsatlar siyaseti” dediği çerçevede bakarsak, burada iki farklı kazan anlayışı var: Biri barıştan ve demokratikleşmeden yana olan, kalıcı barışı hedefleyen yaklaşım; diğeri ise Saray rejiminin devamını esas alan ve meseleyi sürekli “terörsüz Türkiye” vurgusuyla ele alan yaklaşım. Karşımıza çıkan rapor da bu ikinci yaklaşımın ürünü.
Buna rağmen raporda öneri ya da tavsiye olarak geçen bazı maddeler önemsiz değil. Aksine, önümüzdeki dönemde Meclis’te yürütülecek mücadelenin de merkezini bunlar oluşturacak. Örneğin 'eve dönüş yasası'… Bunun içeriği nasıl şekillenecek? Raporda, silah bırakan PKK üyelerinin toplumsal yaşama dönmesini ve demokratik siyasete katılımını gerçekten teşvik eden bir çerçeve görünmüyor. Aksine sürekli rezervler konuluyor: “Cezasızlık anlamına gelmeyecek”, “af gibi algılanmayacak”, “mutlaka adli süreç olacak” gibi vurgular yapılıyor.
Bir diğer öneri, izleme ve takip sürecine ilişkin bir kurum oluşturulması. Burada da tartışma şu: Sahada silah bırakma sürecinin, ağırlıklı olarak yürütme organlarının yani MİT, emniyet ve askeri istihbarat birimlerinin değerlendirmelerine göre tamamlandığı söylenecek ve ancak ondan sonra yasal düzenlemeler gündeme gelecek. Bu, daha sonra Saray sözcüleri ve Fethi Yıldız tarafından da bu şekilde ifade edildi. Bir de eş zamanlılık vurgusu var. Dolayısıyla bu yasa nasıl çıkacak, içeriği ne olacak, süreç hangi kriterlere göre işleyecek? bunlar önümüzdeki dönemin temel tartışma ve mücadele başlıkları olacak.
Üçüncü yasa önerisi belki de en kolay olanı: Komisyon çalışmalarına katılan herkes için hukuki güvence sağlayacak bir düzenleme. Yani komisyonda dinlenen kurum temsilcilerinin ve kişilerin bu süreç nedeniyle soruşturma ya da kovuşturmaya uğramaması. İlk müzakere sürecinde bunun tam tersi yaşandı; bugün hâlâ bu nedenle içeride olan insanlar var.
Altıncı maddede yer alan bu üç başlık önemli. Yedinci maddede kayyumlar düzenleniyor. Siyasi partiler yasası gibi temel alanlara girilmiyor ama kayyum meselesi hızlıca çözülebilecek bir konu. Devlet Bahçeli de dünkü grup konuşmasında benzer şeyler söyledi ama sonuçta lafla peynir gemisi yürümüyor, lafla barış da yürümüyor.
B.K.: Çok teşekkürler. Programı yavaştan toparlamamız gerekecek çünkü süremiz 25 dakika. Ağzınıza sağlık. Son olarak şunu da söylemek lazım; sizin de ifade ettiğiniz gibi, artık eyleme geçilmesi gerekiyor. Raporda AİHM ve AYM kararlarının uygulanmasına ilişkin bir madde var ama oysa bu kararların uygulanmaması için zaten herhangi bir engel yok. Raporda yer alması önemli ama dediğiniz gibi, artık konuşmanın ötesine geçip somut adımların atılması ve sürecin nasıl ilerleyeceğini hep birlikte görmemiz gerekiyor.
Sağ olun, çok teşekkür ederiz.
S.B.: Ben de teşekkür ediyorum. Her şeye rağmen barışta kalalım.
S.B.: Kolay gelsin.
B:K.: Görüşmek üzere.
Ö.M.: Çok teşekkürler. Görüşmek üzere İskender Bayan. Eklemek istediğiniz bir şey var mı yoksa kapatalım mı programı?
B.K.: Belki şunu da ekleyebiliriz: 27 Şubat’ta yani Cuma günü Abdullah Öcalan’ın çağrısının birinci yıl dönümü olacak. DEM Parti Ankara’da geniş kapsamlı bir basın toplantısı düzenleyecek ve Öcalan’ın bir mesajının kamuoyuyla paylaşılması bekleniyor. Aynı zamanda Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş da siyasi partilere ziyaretlerini sürdürüyor ve bugün de AK Parti ile görüşecek. Bunları da ekledikten sonra galiba toparlayabiliriz. Çok teşekkür ediyorum.
S.B.: Çok teşekkürler Burcu.
Ö.M.: Çok teşekkürler Burcu, görüşmek üzere.
S.B.: Hoşçakalın.


