İsrail'in ABD ile İntihara Sürükleyen Kopuşu

Editörden
-
Aa
+
a
a
a

İsrail, intihara varan bir kibir gösterisiyle son önemli müttefikine sırt çeviriyor.

""
Bir Yıldızın Altında Yahudi Olmak / İllustrasyon: Mr. Fish

İsrail, İran ile yürütülen müzakereleri sabote ediyor; Lübnan'a yönelik saldırılarını durdurmayı ve ülkenin güneyindeki işgaline son vermeyi reddederek son önemli müttefikini de kendinden uzaklaştırıyor. İran'ın Hürmüz Boğazı'nı süresiz olarak kapatmasına ve küresel ekonomiyi ağır bir bunalımasürükleyebilecek bölgesel bir yangını yeniden alevlendirmekte kararlı görünüyor. Aynı zamanda Gazze'deki soykırımını da sürdürüyor.

İsrail, ırkçılık ve soykırımcı şiddetle zehirlenmiş durumda. Tiksinti verici bir ahlaki üstünlük duygusunun kör ettiği bir ülke haline geldi. ABD'deki Siyonist milyarderlerden oluşan bir kesimin servetiyle dış politikayı İsrail'in çıkarları doğrultusunda şekillendirmesi, sistemi daha da yozlaştırıyor. Ayrıca, İsrailli yetkililerin defalarca kullanmakla tehdit ettiği bir nükleer cephaneliğe sahip.

Bölge için bir tehdit. Kendisi için bir tehdit. Ve bizim için de bir tehdit.

Pazar günü İsviçre'de, ABD ile İran arasında Pakistan ve Katar'ın arabuluculuğunda gerçekleştirilen dörtlü görüşmelerin ilk turunda — İran heyetinin ABD'li muhataplarıyla planlanan tokalaşma ve ortak fotoğraf çekimine katılmayı reddettiği toplantıda — görüşmeler, ABD'nin ön mutabakat kapsamında belirlenen 60 günlük başlangıç dönemine ilişkin Mutabakat Muhtırası'nda (MoU) yer alan taahhütlerini hayata geçirmesine odaklandı.

Ancak İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırılarının ardından Hürmüz Boğazı'nın kapanması, görüşmeleri sekteye uğrattı. Boğazın kapanması, Trump'ın sıkça sergilediği öfke patlamalarından birini daha tetikledi. Trump'ın, Fox News muhabiri Trey Yingst'e göre İranlı müzakerecilere, Hürmüz Boğazı kapalı kalmaya devam ederse, “O lanet ülkenize geri dönmeyi bile başaramayacaksınız” dediği aktarıldı.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın, ABD'nin de kurucu taraflarından biri olduğu Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması'nın (NPT) güvence altına aldığı uranyum zenginleştirme hakkını savunmayı sürdürdüğünün kendisine hatırlatılması üzerine, Trump'ın “Pezeşkiyan ağzından çıkanı kulağı duyarak konuşsa iyi olur. Kendine çeki düzen versin; yoksa ülkenin geri kalanını da kontrolümüz altına alırız.” yanıtı verdiği aktarıldı.

Trump, Truth Social'da yaptığı bir paylaşımda, Hizbullah'ı kastederek, “İran, Lübnan'daki yüksek maaşlı vekillerinin derhal sorun çıkarmayı bırakmasını sağlamalı”.  “Eğer bunu yapmazlarsa, İran'ı geçen hafta yaptığımızdan çok daha sert bir şekilde yeniden vuracağız!!!” diye ekledi.

Trump'ın tehditleri üzerine İran heyeti görüşmelerin yapıldığı İsviçre'deki toplantı yerinden ayrılırken, Galibaf da X'te yaptığı bir paylaşımda Trump'ın çıkışlarını küçümsedi. “Hiç düşünmüyorlar mı; eğer tehditleri işe yarasaydı bugün bu kadar çaresiz bir duruma düşmezlerdi. Amerikalıların tehditlerine hiçbir şekilde değer vermiyoruz,” dedi.

IRNA Haber Ajansı'na göre toplantı, Mutabakat Muhtırası (MoU) kapsamında “nihai bir anlaşmaya giden 60 günlük bir yol haritası üzerinde uzlaşılması ve teknik müzakerelerin ilerletilmesine yönelik mekanizmaların oluşturulması” kararıyla sona erdi.

İsrail'in, Orta Doğu genelinde askerî üstünlüğünü güvence altına almayı amaçlayan “Büyük İsrail” vizyonu, ABD'nin ekonomik kaynaklarını ve askerî gücünü kendi amaçları doğrultusunda kullanabilmesine bağlıdır.

İsrail'in ithal ettiği başlıca silah ve mühimmatın üçte ikisinden fazlası — ki bunlar olmaksızın Filistinlilere yönelik soykırımını sürdüremez, Güney Lübnan'ı harabeye çeviremez ve İran, Suriye ile Katar'ı bombalayamazdı — ABD tarafından üretilipsağlanmaktadır. Ve İsrail lobisi onlarca yıldır Kongre üzerinde belirleyici bir etkiye sahip olduğu, Siyonist müttefikleri medya üzerinde denetim ve nüfuz kurduğu ve askerî maceracılığını sürdürmek için ABD'li vergi mükelleflerinden toplanan on milyarlarca doları kendi kullanımına aktarabildiği için, İsrail kendi sınırlarını görmekte başarısız olmaktadır. Kendi çıkarları uğruna, ABD de dahil olmak üzere müttefiklerine zarar vermeye hazırdır.

Ve şimdi tam da bunu yapmaya niyetli. İran'la yürütülen savaş için 34 milyar dolardan fazla harcayan ve daha geniş ekonomik maliyetler de hesaba katıldığında toplam maliyetin 214 milyar doları aştığını hesaplayan WarCosts'a göre, Donald Trump yönetimi gibi sağduyudan uzak bir yönetim bile sonunda bunun farkına varmış durumda.

İsrail, Çarşamba günü çevrimiçi olarak imzalanan Mutabakat Muhtırası'na (MoU) öfke duyuyor. Söz konusu mutabakat, İran'ın stoklanmış zenginleştirilmiş nükleer materyallerinin akıbeti konusunu sonraki müzakerelere bırakıyor, ABD'nin deniz ablukasını kaldırıyor, dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılmasını öngörüyor ve İran petrolünün satışına izin verecek muafiyetler getiriyor.

Mutabakat Muhtırası (MoU), “tüm cephelerde askerî operasyonların derhâl ve kalıcı olarak sona erdirilmesini” öngörüyor. Ayrıca nihai bir anlaşmaya varılmadan önce 60 günlük bir müzakere süreci, 300 milyar dolarlık bir Yeniden Yapılanma ve Kalkınma Fonu kurulması, ABD güçlerinin İran çevresinden çekilmesi ve tüm uluslararası ile tek taraflı yaptırımların kaldırılması teklif ediliyor.

İsrailli siyasetçiler ve yorumcuların, İsrail'in katılımı olmadan düzenlendiği bildirilen Mutabakat Muhtırası nedeniyle Trump'a ve yönetimindeki isimlere yönelttiği söylemler son derece sert ve zehirli. Trump yönetiminde hiç kimse bu saldırılardan muaf değil. Trump'ın özel temsilcileri ve açıkça Siyonist çizgideki müttefikleri olan Steve Witkoff ile damadı Jared Kushner, Benjamin Netanyahu'ya yakınlığıyla bilinen eski Knesset üyesi ve yorumcu Yinon Magal tarafından “iki küçük Yahudi” olarak aşağılandı. Trump için “kaybeden”, Başkan Yardımcısı JD Vance için ise “pislik” ifadeleri kullanıldı. Milyarder Miriam Adelson'a ait ve Trump'ın en büyük mali destekçilerinden biri tarafından finanse edilen İsrail gazetesi Israel Hayom da yayımladığı bir köşe yazısında Trump'ı İsrail'e ihanet etmekle suçladı.

Vance buna karşılık, “Eğer İsrail hükümetinin kabinesinde olsaydım, dünyada elimde kalan tek güçlü müttefike saldırmazdım,” dedi.

İsrail'in, rüşvet kavramını bile kötü gösterecek kadar tartışmalı bir isim olan Trump'ı İsrail'e karşı bir konuma itmesi, ironinin de ötesinde bir durum. Ancak İsrail elindeki kozları fazla zorladı. Arap ve Müslüman dünyası ile Küresel Güney, Filistinlilere yönelik ihanet ve soykırıma verilen destek nedeniyle Washington'a derin bir öfke duyuyor. İsrail ve Siyonist destekçileri, ABD'yi İsrail'in çıkarları doğrultusunda Irak, Libya ve Suriye savaşlarına, ardından da İran'la yeni bir savaşa sürükledi. Bu ittifak ve askerî başarısızlıklar, İsrail ile ABD'yi uluslararası alanda dışlanan devletler hâline getirdi.

Şimdi ise İsrail, elinde kalan tek müttefikine karşı cephe alıyor.

ABD'nin, ekonomik intiharı pahasına bile olsa çıkarlarını İsrail'in çıkarlarına tabi kılmayı sürdürmemesi, kendilerini ayrıcalıklı gören Siyonistlerin gözünde affedilemez bir durum. İsrail, geçmişte olduğu gibi ABD'deki Siyonist milyarderler sınıfının ve İsrail lobisinin kendi iradesine boyun eğmesini bekliyor.

Obama yönetimi, 2016 yılında İsrail ile bir Mutabakat Muhtırası (MoU) imzalayarak 2019-2028 yılları arasında her yıl 3,8 milyar dolar askerî yardım sağlama taahhüdünde bulundu. Kongre ise soykırımın sürdürülmesi amacıyla İsrail'e ilave 17,9 milyar dolarlık askerî yardımı onayladı.

1946 ile 2024 yılları arasında ABD'nin, enflasyona göre düzeltilmiş rakamlarla, İsrail'e askerî ve ekonomik yardım olarak 300 milyar doların üzerinde kaynak sağladığı tahmin edilmektedir.

Brown Üniversitesi'nin tahminlerine göre, yalnızca Irak ve Afganistan savaşlarının ABD'ye maliyeti 4 ila 6 trilyon dolar arasında değişiyor. Bu maliyetin önemli bir kısmı ise önümüzdeki on yıllarda savaş gazilerine ve ailelerine yapılacak sağlık ve maluliyet ödemeleri şeklinde karşılanacak.

Bu kez bedel fazlasıyla yüksek.

İran'a karşı yürütülen savaşta İsrail ve ABD'nin uğradığı yenilgi, “Büyük İsrail” projesine ve İbrahim Anlaşmaları’na ölümcül bir darbe vurdu. Bu durum, enflasyonu yükselterek, Trump'ın kamuoyu desteğini son derece düşük seviyelere çekerek, Körfez'deki müttefik ülkelerin ekonomilerini felce uğratarak ve kasım seçimlerinde Cumhuriyetçilerin Temsilciler Meclisi ile Senato üzerindeki kontrolünü tehdit ederek Trump başkanlığını da ağır biçimde zayıflattı.

İsrail'in Trump'a uyum sağlamak ya da onun taleplerini dikkate almak gibi bir niyeti yok. Trump'ın, yönetiminin ya da yaklaşan ekonomik felaketin sonuçlarının başına ne geleceğiyle de ilgilenmiyor. Ancak geçmişte olduğu gibi bugün de yalnızca kendi çıkarlarını düşünen Trump, başkalarının yararı ya da soyut idealleri uğruna kendini feda etmeye niyetli değil.

İsrailli liderler gerçeklikten o kadar kopmuş durumdalar ki, ABD'nin desteği olmadan İran'la savaşa girmeyi dahi dile getiriyorlar. Eski Savunma Bakanı ve aşırı sağcı Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu partisinin başındaki Lieberman, İsrail'in bir balistik füze gücü oluşturması çağrısında bulundu ve eğer yetki kendisinde olsaydı, Mossad'a İran hükümetini devirmesi talimatını vereceğini söyledi.

İsrail'in Güney Lübnan'dan, Golan Tepelerinden, Esad'ın devrilmesinin ardından işgal etmeye başladığı Suriye topraklarından, Gazze'den — ki burada toprakların yüzde 70'ini kontrol ediyor — ya da Batı Şeria'da yürüttüğü sert etnik temizlik politikalarından çekilmek gibi bir niyeti bulunmuyor. Gazze'deki fiilî toplama kampında tutulan iki milyon insanı dünyanın başka bir yerine göndermenin yollarını arıyor. Filistinliler Gazze'de hâlâ öldürülmeye devam ediyor — geçen ekim ayında yürürlüğe girdiği belirtilen ateşkesten bu yana İsrail tarafından 1.000'den fazla kişi öldürüldü — ve yeterli gıda, temiz su ya da tıbbi bakımdan yoksun, aşırı kalabalık çadır kentlerde yaşam mücadelesi veriyor.

Bu hedefler kısa vadede gerçekleştirilebilir görünse de, uzun vadede Siyonist devletin çöküşüne işaret ediyor. Demokratlar, 2020 başkanlık seçimlerinin sonuçlarının onaylanmasına karşı oy kullanan 100'den fazla Cumhuriyetçiyi destekleyen Amerikan İsrail Halkla İlişkiler Komitesi'nin (AIPAC) üzerlerindeki yükünden giderek kurtuluyor. “Önce Amerika” çizgisindeki Cumhuriyetçiler ve sağ kanat ise geleneksel antisemitik söylemlerine geri çekiliyor.

Soykırım, İsrail'in üzerindeki perdeyi kaldırdı ve onun karanlık ve ölümcül yüzünü dünya kamuoyunun gözleri önüne serdi. Netanyahu'nun kolay bir zafer olarak sunduğu İran savaşı ise, İsrail'in ABD'yi kendi çıkarları doğrultusunda nasıl araçsallaştırdığını Trump yönetimine açık biçimde gösterdi.

Kendilerini seçilmiş halk olarak görme düşüncesinin etkisi altındaki İsrailliler için dostluk ya da müttefiklik diye bir şey yoktur. Onlar için yalnızca kullandıkları insanlar ve öldürdükleri insanlar vardır.

İsrailli gazeteci Gideon Levy şöyle yazıyor: “Koşulsuz ve sınırsız yardımlar dönemi sona ermeli; bundan böyle gönderilen her doların da her füzenin de bir karşılığı, bir şartı olmalı.”

Ya kurallara uyarsınız ya da bedelini ödersiniz. Artık istediğinizi yapamayacaksınız; suikastlar düzenleyip, baskı uygulayıp, ulusal egemenliği ve uluslararası hukuku hiçbir sonuçla karşılaşmadan ihlal edemeyeceksiniz. Böyle bir ortamda İsrail, uluslararası toplumun görüşlerini hiçe saymayı sürdüremeyecektir. Çünkü bugün uluslararası toplum için işgale karşı çıkmaktan daha fazla ortaklaşma yaratan başka bir mesele yoktur.

İstese de istemese de İsrail bunu dikkate almak zorunda kalacak. İlk çatlaklar şimdiden ortaya çıktı; hem de nasıl; yıllardır ABD'yi ve tüm dünyayı görmezden gelen İsrail tamamen devre dışı bırakılarak İran'la bir anlaşma yapıldı. Bu daha başlangıç. Gazze Şeridi'nde yaşananlar karşısında dehşete düşen dünya, bir hesaplaşma talep edecek. Soykırımcı bir devlet artık Batı dünyasının gözdesi olamaz. Vatandaşlarının, ordusunun işbirliği ile her gün pogromlar gerçekleştirdiği bir devlet, uluslararası toplumun saygın bir üyesi olarak kabul görmeyecektir. Rüya gerçekleşmeye başlıyor. Ama bu bir kâbus olacak.

Oyun sona eriyor. İsrail'in ABD siyaset sistemi üzerindeki hâkimiyeti sona yaklaşmış durumda. İsrail'in ABD ve dünya kamuoyunu — hatta kendi toplumunu bile, ki halkın yüzde 90'ından fazlası İsrail'in İran savaşını kaybettiğine inanıyor — okuyamaması ve geçmişte işe yarayan güç araçlarının hâlâ etkili olacağına dair inatçı inancı, kendisini sağır, dilsiz ve kör hâle getirmiş bir liderliğe işaret ediyor. Bu liderlik daha çok zarar verebilir ve verecektir. Daha fazla ölüm ve acıya yol açabilir ve açacaktır. Ancak aynı zamanda kendi kendini tüketmektedir.


* Chris Hedges'in 'Israel’s Suicidal Rupture with the U.S.' adlı makalesi Nil Kayarlar Sarrafoğlu tarafından çevrilmiştir.