Apaçık Radyo programcılarından Sedat Nemli ile birlikte, Michel Jonasz'ın kariyerini mercek altına aldığımız serinin ilk bölümünde, sanatçının 1974-79 yılları arasında yayınladığı albümlerden parçalara kulak verdik.
Devrim Özkan: Merhabalar, ben Devrim Özkan Apaçık Radyo’da Fransız Öpücüğünde birlikteyiz. Bu haftaki programımızda Michel Jonasz’ın kariyerini mercek altına alacağız. Aslında birkaç program sürecek bir seri olacak bu. Bir konuğumuz var: Apaçık Radyo programcılarından sevgili Sedat Nemli. Hoş geldiniz Sedat Bey.
Sedat Nemli: Hoş bulduk. Teşekkür ederim.
D: Kendisiyle birlikte Michel Jonasz’ın albümlerini detaylı olarak incelemeye çalışacağız. Jonasz’ı aslında ben tanımayanlar için şansonla; blues, caz ve soul müziği birleştiren bir isim olarak tanıtıyorum. Siz nasıl görüyorsunuz Sedat Bey?
S: Çok doğru, sanıyorum kendisi de müzik hayatında öyle tanınmayı ya da öyle tarif edilmeyi çok ister. Onun için çok yerinde anlattınız. Şansondan başlayarak giderek daha caz ve blues’a geçen ve bunu aslında, bestelerinde, şarkı sözlerinde bu sevdasını hiç saklamamış olan bir sanatçı. Birçok şarkısında da zaten o ezgileri görüyorsunuz. Benim okuduğum mülakatlarında da ve hatta bazı plaklarında siyahi vokalistlerin yer alması hep o tesiri yansıtıyor.
D: Kısaca hayat hikâyesinden biraz da bahsedelim. Siz de programdan önce hatırlattınız, Macaristan’dan Fransa’ya göç eden bir Yahudi ailenin çocuğu Jonasz ve Drancy’de dünyaya geliyor.
S: Drancy’de, 1947 yılında doğmuş. Harpten iki yıl sonra. Drancy’nin de tabii çok talihsiz bir tarihi var o yörenin. Nazilerle işbirliği içinde olan Fransız Vichy hükümeti sırasında Yahudilerin, çingenelerin ve başka azınlıkların toplanıp kamplara sürüldüğü veya Drancy’deki kampta esir tutuldukları bir yöre. Tarihe öyle geçmiş talihsiz bir yer aslında ve Michel Jonasz da orada doğmuş.
D: Burada doğmasına rağmen mutlu bir çocukluk dönemi geçirmiş. On beş yaşına geldiğinde okulu bırakmış ve tiyatro dersleri almaya başlamış ki zaten şu yaşında bile hâlâ tiyatrolarda, filmlerde oynayan bir sanatçı.
S: Yirmi küsur filmde oynamış.
D: Evet, yani hem filmlerde, hem televizyon dizilerinde hem de tiyatro oyunlarında hala rol almaya devam ediyor. Bunlara paralel olarak o yıllarda müziğe de ilgi duyuyormuş ve Brel, Ferré, Brassens, Ray Charles, Chuck Berry ve Little Richard’ın yanı sıra dönemin ünlü Fransız rock’n’roll grupları Les Chats Sauvages ve Les Chaussettes Noires’ın şarkılarını ezbere biliyormuş. 1966’da, çocukluk arkadaşı Alain Goldstein’le birlikte önce Kenty et Les Skylarks daha sonra da King Set isimli grupları kurmuş. İlk başta Otis Redding ve James Brown gibi isimlerin şarkılarından oluşan bir repertuvara sahip olan ikili, 1967’den itibaren Fransızca şarkılara yönelmişler fakat bu dönemde çıkardıkları albümler ticari açıdan başarılı olmamış.
S: Eddy Mitchell’i de çok beğenirdi galiba.
D: Evet, Les Chaussettes Noires’dan dolayı. Hatta gelecekte de Lucille’i Eddy Mitchell için yazıyor, o da söylüyor daha sonra. Bu albümlerin başarılı olmamasından sonra, biraz müziğe ara vermiş ve sürücülük ve ayakkabı satıcılığı gibi işlerle uğraşmış. Michel King Set ismiyle iki de 45’lik yayınlamasına rağmen beklediği başarıyı elde edemeyince farklı tecrübeler kazanmak için önce bir süre Lübnan’da yaşamış daha sonra da Amerika’ya gitmiş. İlk aslında dikkat çeken ya da kayıtlara geçen 1972 yılında bestesi Alain Goldstein, sözleri de Pierre Grosz’a ait La rencontre. 45’lik olarak albüm olarak değil de. Bundan iki yıl sonra, 1974’te, işler biraz daha ciddileşecek, Jean-Claude Vannier ile birlikte ilk albümünü çıkarıyor. Jean-Calude Vannier’yi de Serge Gainsbourg’un “Histoire de Melody Nelson” albümünden tanıyoruz. Burada da Super Nana ve Dites-moi gibi parçalar öne çıkıyor.
S: Hâlâ çok dinlenen ve sevilen parçalar.
D: Aslında Michel Jonasz denince, akla ilk gelen şarkı her konserde söylediği Super Nana. Burada şöyle enteresan bir olay var. İlk albümünü stüdyosu olmadan kaydediyor. Stüdyo bulamıyor çünkü. Bir kitap çıktı, Mister Blues diye 6 Kasım’da. Frédéric Quinonero yazmış, Jonasz’ın biyografisi. Vannier şöyle demiş: "Albümü kimse istemiyordu", diyordu yıllar sonra Vannier. Kimse, tek bir kişi hariç: o da Bernard de Bosson’du. Tesadüfe bakın ki, 1970’lerin başında Lucien Morisse onu AZ plak şirketine davet etmiş, ama Bosson bu teklifi reddetmiş; çünkü aynı sıralarda Ertegün kardeşler – efsanevi Atlantic’in kurucuları – kendisine çok daha cazip bir teklif sunmuş, Şubat 1971’de, Daniel Filipacchi’nin yönetiminde yeni kurulan WEA Fransa’nın (Warner-Elektra-Atlantic) başına geçmesini istemişlerdi. WEA Fransa’nın yayımladığı ilk albüm, 1972’de Michel Berger’nin müzik direktörlüğünde Véronique Sanson’un "Amoureuse"üydü. Sanson da:“Kendi dünyalarımızı yazmak, kendi müziğimizi yapmak istiyorduk” demiş. Michel Jonasz’a da bu imkânı tanımışlar.
S: Bir gün belki de bir Véronique Sanson programı yaparız. Onun "Hollywood" albümü de çok hoştur.
D: Çok güzel olur. Jonasz’ın da aslında ilk albümünün kayıtlarına bu vesile olmuş. Şimdi bu albümden iki parça dinleyelim isterseniz. Dites-moi ile Super Nana’yı düşündüm ben. Bu iki parçayla devam edelim programa.
S: Çok güzel.
D: 1975’te ikinci albümü “Changez tout”yu yayınladı Michel Jonasz. Bu albümdeki şarkıların da sözlerinin çoğunluğu Pierre Grosz imzasını taşıyordu. Bu albümde bir parça dikkat çekiyor, o da Les vacances au bord de la mer. O da aslında günümüzde en çok tanınan şarkılarından biri.
S: Nostaljik şarkılarından biri değil mi. Bir aile portresi.
D: Otobiyografik bir parça biraz çünkü çocukluğunda gittiği deniz tatillerinin masum keyfini, çok yalın ve iç burkan bir şekilde anlatırken, arka planda sessizce sınıf mücadelesine yer veriyor. François Mitterrand’ın ilk döneminde önce Sağlık, sonra Çalışma Bakanlığı yapan komünist milletvekili Jack Ralite, şarkının yazarı Pierre Grosz’a bir gün “Bütün şarkılar arasında en sevdiğim bu, hem toplumsal içeriği hem de taşıdığı duygu yüzünden” demiş. Bu da kitapta geçen bir anı. Bunun yanı sıra Les ricochets var, Chanson pour tes yeux lilas, Des barriques et des bidons ve Ne m’oublie pas. Ne m’oublie pas’nın bana biraz arabesk bir havası varmış gibi gelir.
S: Zaman zaman, Fransızca bir kelime kullanmak gerekirse tandansı ya da eğilimi oldu o tip şarkılar yapmaya.
D: Böyle “Beni unutma” diye ağlayarak neredeyse söylediği bir şarkı.
S: Yanık sesiyle.
D: Yanık sesiyle, evet. Biz de şimdi bu albümden Les vacances au bord de la mer’i 2000 yılına ait bir canlı performans kaydıyla dinleyeceğiz, bunun ardından da Changez tout adlı parçayı seslendirecek Michel Jonasz.
D: 1977’de üçüncü albümü “Du blues, du blues, du bleus”u piyasaya sürdü Michel Jonasz. Sedat Bey, bu albümün diğer ikisinden farkı, burada artık kendi şarkılarını yazmaya başlıyor.
S: Evet, ilk ciddi hamlesi tanınmak anlamında da galiba.
D: Kendi deyimiyle “ilk albümüm” diyor buna sözlerini kendisi yazdığı için. Kendine ait ilk albüm olarak hissediyor. Kitaptan alıntı okuyorum yine: "Oysa albümün hazırlık aşamasında, hâlâ King Set dönemindeki başarısızlıkların acısını taşıyan Jonasz kendini kalemi yeniden eline almaya hazır hissetmiyordu; yeni albümde kendi bestelerini kullanmakla birlikte “güvenli liman” olarak Pierre Grosz ve/veya Jean-Claude Vannier’nin sözlerini düşünüyordu."
S: Kendine güvenmemesi bence çok ilginç çünkü benim dikkat ettiğim bir sonraki albümde -ki konuşacağız onun hakkında da- o albümden itibaren merak salmaya başladığım için Jonasz’a, kelimelerine çok dikkat etmeye çalıştım ve kelime oyunlarını çok iyi beceren bir sanatçı. Yani kendi yazdığı sözler çok zekice ve kelimeleri birleştirip aynı kelimelerden farklı manalar çıkarabilecek zekada sözler yazmış.
D: Ondan ileride de bahsedeceğiz, gerçekten çok başarılı o konuda. Şöyle demiş: “Şarkılarımı yazmam gerektiğini biliyordum, bu benim hedefimdi; o kadar önemliydi ki insan cesaret edemiyor”. Yani istek var ama başlangıç için herhalde bir tetikleme gerekiyor. Jean-Claude Vannier de ona: “Çok basit, bir kafiye sözlüğü al ve konuştuğun gibi yaz!” demiş.
S: Onu da yapmış.
D: Evet, onu da yapmış. Bu arada da iki arkadaş arasında bir tartışma patlamış bir şarkı yazımı sırasında ve bu kavga bardağı taşıran damla olmuş ve Jean-Claude Vannier ekipten ayrılmış. Bunun sonrasında da Jonasz: “İşte tam sırası” diyerek kendi şarkılarını yazmaya başlamış. Şimdi o zaman 1977 tarihli iki parçayla devam edelim programa. İlk başta albüme ismini de veren Du blues, du blues, du blues, bunun arından da Les odeurs d’éther.
D: Artık geldik 1978 yılına ve Gabriel Yared’le Michel Jonasz’ın ilk ortaklığı “Guigui” adlı albüme.
S: Gabriel Yared, sonrasında ve eş zamanlı olarak film müzikleri yapan çok önemli bir besteci, müzisyen, aranjör. Michel Jonasz’la “Guigui” ve bundan sonraki birliktelikleri çok önemli. Benim Michel Jonasz’la tanışmam “Guigui” albümüyle oldu, programın başında çaldığınız üç albümü daha az biliyor ya da hiç bilmiyordum. Daha sonra geriye dönük keşfettim diyebilirim ama “Guigui” benim için ilk keşif oldu ve çok etkilendiğimi hatırlıyorum. Buradaki Gabriel Yared aranjmanları, piyanosu, yalınlığı aynı zamanda da çok nostaljik şarkılar. Kısmen dokunaklı, kısmen blues ya da caza kaçan parçalar. Hepsini bir arada barındırmış bir albümdü “Guigui”. Çok nostaljik tarafı var, çok ailesine, geçmişine, çocukluğuna değiniyor daha önce de bahsettiğimiz gibi. Burada Gabriel Yared, bütün aranjmanları ve prodüksiyonu yapıyor, kendisi de piyano çalıyor fakat stüdyoda da o zamanlar için çok ünlü diyebileceğim bir prodüktör var Claude Sahakian diye. Ses mühendisi ve daha çok teknik konularda kendisi öne çıkıyor ve Gabriel Yared’le de çeşitli yerlerde çalışmışlar. Dolayısıyla Gabriel Yared & Claude Sahakian ikilisi Michel Jonasz’ın bence bir kademe ileri gidebilmesine katkıda bulunmuşlar bu albümle ve bir sonrakiyle.
D: Evet, "Les années 80 commencent"ta da Claude Sahakian’ın ismi geçiyor. Gabriel Yared’le olan tanışmaları da "Changez tout" albümünün kayıtları sırasında olmuş. Jonasz da birkaç parçanın orkestrasyonu için ona ricada bulunmuş. Böyle karşılaşıp tanışmışlar. Jonasz da “Esaslı bir karşılaşma oldu, bambaşka bir yola çıkış, daha bütünlüklü bir çalışmanın başlangıcı” demiş Yared’la tanışmasıyla ilgili.
S: Bu ekip, daha önce Françoise Hardy ile ilgili yaptığımız programımızda da bahsettiğimiz gibi, Françoise Hardy’ye beste verdiği zaman Michel Jonasz, Gabriel Yared ile aynı ekip o plaklarda çalışmışlar. Michel Jonasz, Françoise Hardy’ye verdiği besteleri hiçbir zaman kendi albümlerine koymamıştı ama Gabriel Yared ve Claude Sahakian ikilisi Françoise Hardy’nin albümlerinde de yer almıştı.
D: Şimdi bu albümden üç parça dinleyeceğiz arka arkaya, isterseniz siz anons edin onları da.
S: İlk parçamız, Chanson pour les gens qui sont loin – Uzakta olanlar için şarkı. Sonraki parçamız albüme adını veren Guigui. Üçüncü parça da La famille, nostaljik bir parça.
D: Bir de aslında, onu çalmayacağız ama Golden Gate var bu albümde. Swing, neşeli bir parça. Biz daha hüzünlü parçalardan gideceğiz.
S: La famille, aile parçası, Drancy’den bahsediyor. Drancy senelerinde, orada büyümekten bahsediyor. Hüzünlü ama hoş bir parça o da.
D: Artık seksenli yıllar başlıyor, biz de geldik Michel Jonasz’ın 1979’da piyasaya çıkan “Les années 80 commencent” adlı albümüne. Yine Sedat Bey’in ayrıntılı olarak bilgi sahibi olduğu albümlerden biri bu da.
S: Bence Michel Jonasz’ın başyapıtı bu albüm. Benim görüşüm böyle. Hatta biraz daha ileriye gideceğim. Belki de son altmış senede, Fransız pop müziği içinde en üst sıralarda yer alabilecek bir albüm olarak değerlendiriyorum. Hiçbir boş şarkı yok yani baştan aşağı mükemmel bir albüm, hiç dinlemekten sıkılmadığım bir albüm öyle diyeyim size. Senelerdir dinliyorum, çıktığı günden beri dinliyorum ve burada demin bahsettiğimiz Gabriel Yared’in katkıları daha da ön planda ama yalınlığıyla ön planda. Çok hoş bir tonalitesi var çaldığı Fender Rhodes piyanonun. Besteler müthiş, Jonasz tam formunda. Sözler çok ilginç, dediğimiz gibi kelime oyunları yine son derece ustaca yerleştirilmiş şarkıların içine. Her şarkı mükemmel ama bu programda maalesef üç tanesine yer verebiliyoruz. Bunlardan ilki Les années 80 commencent yani Seksenli yıllar başlıyor, albüme adını veren parça. Onu takip edecek parça Pair de palmes dans l’eau perdue – Kayıp sudakipaletler. Bu da çocukluk anılarını içeren hüzünlü ama hoş bir parça. Üçüncü olarak da Descends. Descends yani "İn, Aşağı in" ama Des cents aynı zamanda sayı olarak “Yüzler” anlamına geliyor. Orada da ustaca bir kelime oyunu yapmış oluyor Michel Jonasz. Sözlerle ilgilenenler için ufak bir ipucu olarak bahsediyorum ama aranjmanlar ve parçalar mükemmel. Her üçünü de kast ediyorum.
D: Şimdi bu üç şarkıyı dinliyoruz.
D: Michel Jonasz’ın kariyerine ve albümlerine ayırdığımız ilk programın sonuna geldik artık, Sedat Bey çok teşekkür ediyorum size, önümüzdeki hafta devam edeceğiz. Görüşmek üzere.
S: Görüşmek üzere.
Kaynaklar:
- L'odyssée de la chanson française, Gilles Verlant & Jean-Dominique Brierre, Hors Collection, 2006
- Michel Jonasz - Mister Blues, Frédéric Quinonero, Archipel Eds, 2025
| Şarkıcı / Yorumcu | Parça Adı | Albüm Adı | Süre |
|---|---|---|---|
| Michel Jonasz | Dites-moi | Michel Jonasz | 3:18 |
| Michel Jonasz | Super Nana | Michel Jonasz | 3:22 |
| Michel Jonasz | Les vacances au bord de la mer | Olympia 2000 (Live) | 3:47 |
| Michel Jonasz | Changez tout | Changez tout | 2:34 |
| Michel Jonasz | Du blues, du blues, du blues | 3ème | 2:42 |
| Michel Jonasz | Les odeurs d'éther | 3ème | 2:54 |
| Michel Jonasz | Chanson pour les gens qui sont loin | Guigui | 3:14 |
| Michel Jonasz | Guigui | Guigui | 4:00 |
| Michel Jonasz | La famille | Guigui | 3:26 |
| Michel Jonasz | Les années 80 commencent | Les années 80 commencent | 3:34 |
| Michel Jonasz | Paire de palmes dans l'eau perdue | Les années 80 commencent | 3:42 |
| Michel Jonasz | Descends | Les années 80 commencent | 3:53 |

