Stanford Üniversitesi'nin yeni araştırmasına göre, gelişmiş jeotermal sistemler (EGS), temiz enerjiye geçişte rüzgar, güneş ve batarya altyapısına duyulan ihtiyacı ciddi oranda azaltabilir ve maliyetleri düşürebilir. Güneş ve rüzgar enerjisi kullanımı dünya genelinde rekor seviyelere ulaşırken, yerin derinliklerinden gelen ısının potansiyeli enerji tartışmalarında genellikle geri planda kalıyor. Oysa petrol ve gaz çıkarmak için geliştirilen teknolojilerin uyarlandığı Gelişmiş Jeotermal Sistemler (EGS), fosil yakıtsız bir geleceğin kapılarını aralayabilecek kritik bir anahtar olarak görülüyor. Stanford Üniversitesi tarafından yapılan ve Cell Reports Sustainability dergisinde yayımlanan yeni bir çalışma, EGS teknolojisinin temiz enerjiye geçiş sürecinde gereken devasa altyapı ihtiyacını önemli ölçüde azaltabileceğini, aynı zamanda elektrik fiyatlarını düşük seviyelerde tutabileceğini ortaya koydu. İzlanda gibi volkanik ve tektonik levha sınırlarında bulunan bölgelerle sınırlı olan geleneksel jeotermal santrallerin aksine, EGS teknolojisi farklı bir yöntem izliyor. Bu sistem, yerin sekiz kilometre altına kadar inilmesini, çatlak kayalara sıvı enjekte edilmesini ve ısınan sıvının elektrik üretimi için tekrar yukarı pompalanmasını içeriyor. Ancak bunun kısa vadeli bir çözüm olduğunu unutmamak gerekiyor, çünkü küresel Isınmanın yanında 200-400 yıl aralığında etki edecek, jeotermal ve nükleer enerji kaynaklı bir “Deep Warming” yani “Derin Isınma” mefhumunu da düşünmek gerekiyor.
Portekiz, Kristin Fırtınası'nın yarattığı yıkım ve altı can kaybının hemen ardından, bu kez Leonardo Fırtınası'nın etkisi altına girmeye hazırlanıyor. Yetkililer, yaklaşan tehlikeye karşı halkı uyararak en az 72 saatlik acil durum çantaları hazırlamaları çağrısında bulundu. Özellikle yüksek kesimlerde rüzgar hızının saatte 95 kilometreye çıkması, kıyı şeridinde ise dev dalgaların oluşması bekleniyor. İklim değişikliği atmosferde artan enerji ile birlikte hem fırtınaların ve sellerin, hem de kuraklığın şiddet ve sıklığını arttırıyor.
Türkiye’de son bir aydaki yağışlar barajlara sınırlı katkı sağlarken, İstanbul, Ankara ve İzmir'de doluluk oranları geçen yılın aynı döneminin belirgin biçimde altında. Uzmanlar, havzalardaki seviyelerin yaz aylarında su arzı açısından risk oluşturduğuna dikkat çekiyor. Türkiye gazetesinin aktardığına göre, Doğa Derneği Koruma Programı Koordinatörü Şafak Arslan, son 60 yılda kaybedilen sulak alan yüz ölçümünün 2 milyon hektara ulaştığını belirterek, kullanılabilir suyun yaklaşık yüzde 80'inin tarımsal sulamada harcandığına dikkat çekti. Konya Kapalı Havzası, Tuz Gölü ve göller yöresindeki birçok sulak alanın kuruduğu ya da ciddi ölçüde küçüldüğü ifade edildi.
Evrensel’den Özer Akdemir’in haberine göre, Uluslararası hakemli dergi Theoretical and Applied Climatology’de yayımlanan yeni bir bilimsel çalışma, Akdeniz Havzası'nda ve Türkiye'de yaz aylarının karakteristik yapısının değiştiğini, sadece sıcaklık derecelerinin değil, sıcaklığa maruz kalınan sürelerin de hayati risk oluşturacak seviyede uzadığını ortaya koydu. Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Coğrafya Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı tarafından yürütülen araştırma, 1950’lerden bu yana kesintisiz sıcak stresi yaşanan günlerin sayısının iki haftadan fazla arttığını belgeledi. İklim değişikliği tartışmalarında genellikle günün en yüksek sıcaklıklarına odaklanılsa da, yeni araştırma halk sağlığı için asıl tehdidin sıcaklığın süresi olduğuna dikkat çekiyor.
2023’ten bu yana Türkiye’nin tüm denizlerinde veriler toplayan insansız su altı planörü (glider) Deniz Kaşifi, iklim değişikliğinin etkilerini, denizlerdeki oksijensizleşmeyi ve biyokimyasal döngülerdeki değişimleri uzun soluklu olarak izlemeyi sürdürüyor. 2025 yılında Akdeniz’de 60 gün boyunca inceleme yapan Deniz Kaşifi, 2 bin 100 kilometreden fazla yol katederek 900 dalış gerçekleştirdi. Böylece Deniz Kaşifi ile Akdeniz için can suyu olan deniz girdapları ilk kez bu kadar uzun süreli ölçümlendi. Doğu Akdeniz’in beklenenden çok daha dinamik bir girdap yapısına sahip olduğunu gösteren Deniz Kaşifi’nin topladığı verilere göre, Akdeniz’deki çok sayıda girdap, taşıdıkları ısı ve maddeler sayesinde denizlerin sıcaklığını ve iklimini düzenlemeye yardımcı oluyor. Deniz Kaşifi, 2025 yılında Marmara Denizi’nde de 30 gün boyunca suda kalarak 600 kilometrelik rota üzerinde 807 dalış gerçekleştirdi ve bugüne kadarki en kapsamlı müsilaj ölçümünü gerçekleştirdi. Müsilajın bir ay boyunca sürekli üretildiği, geniş bir alana yayıldığı ve Marmara Denizi’nin yapısal özelliği neticesinde müsilajın akıntılarla su kolonunda nasıl taşındığı ayrıntılı biçimde haritalandı.
Birgün’den Aycan Karadağ’ın haberine göre, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Efes Antik Kenti’nin bitişiğinde yapılan Karşılama Merkezi inşaatı tepkilere yol açtı. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yürütülen proje kapsamında, Vedius Gymnasiumu’nun tam karşısında “karşılama kapısı” inşa çalışmalarına başlandı. Alanda alışveriş birimlerinin yer alacağı, Efes Antik Kenti’nin her iki kapısındaki mevcut dükkânların kaldırılarak tamamının bu yeni merkeze taşınacağı belirtildi. Proje kapsamında ayrıca otopark yapılması planlanırken, bölgedeki hafriyat çalışmalarının arkeolojik tabakalara zarar verdiği belirtildi. EGEÇEP’in başvurusu üzerine İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu, alanın birinci derece arkeolojik sit olduğunu teyit etti. EGEÇEP bunun üzerine konuya ilişkin dava açacağını açıkladı.


