Kes / Biç'in ilk bölümü, Bahadır Dilbaz'ın hazırladığı ve yapımcılığını, tasarımını üstlendiğim RONA kasetinden bir parçayla açılıyor. Bahadır'ın, Vedat Rona'ya ithaf ettiği beş parçadan biriyle. Bir süre sonra kargaların büyüğü Vedat Rona'nın kendi sesi de yayına karışıyor. O kayıt Vedat'a uzanıyordu. Bu yayın ise Bahadır’a. Hayat bazen yaratıcı olmayan numaralar da yapıyor ve roller değişiyor… ve kalabilirse sesler kalıyor.
Bahadır Dilbaz hakkında yazılanlara dönüp bakınca insanların aynı şeyleri tekrar tekrar anlattığını fark ediyorum. Çaldığı parçaları değil, açtığı kapıları hatırlıyorlar. Birinin ona Daniel Lanois dinletmesini, başka birinin Karga'da duyduğu ilk sesi, bir başkasının hiç bilmediği bir müzik türüne onun sayesinde girmesini. Bahadır etrafındaki insanların hayatına sesler bıraktı. Onun müzikle kurduğu ilişki bana hep türlerin aslında birbirinden o kadar da uzak olmadığını öğretmişti. Bu yüzden burada Mort Garson da var mesela. 1976'da bitkiler için albüm yapan bir adam. Evet, gerçekten bitkiler için. Evdeki salon palmiyesiyle aynı müzik zevkine sahip olup olmadığımızı hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz ama tarihin ilk elektronik müzik dinleyicileri arasında olmaları mümkün.
Yanında Susumu Yokota duruyor. Kariyerine techno yaparak başlayıp zamanla hatıraların ses mühendisine dönüşen Yokota. Onun müziği bana hep bir şeyi hatırlamaya çalışıyormuş gibi gelir. Neyin hatırlanmaya çalışıldığını ise hiçbir zaman tam çıkaramam.
Programın içine kırpılmış seslerin kişisel hikayeleri var. The Cure'un "Burn" parçasının girişindeki uğultu bunlardan biri. Bahadır beni DJ kabinine çektiğinde çaldığım ilk parça buydu. The Crow'un karanlık evreninden çıkıp gelen, sonrasında yüzlerce başka parçaya kapı açacak ilk taş. Bir bakıma bu program da o taşın hala yuvarlanmaya devam eden hali. Karga ve ben yuvarlanmaya devam ediyoruz.
Arada Emil Cioran'ın sesi duyuluyor. Fransızca yaptığı bir röportajdan kestim; gençliğinde müziğin hayatındaki yerinden, Bach'a duyduğu bağlılıktan söz ediyor. Dostoyevski'ye olan tutkusunun bile zamanla azaldığını ama Bach'a duyduğu hayranlığın hiç eksilmediğini anlatıyor. Bu kaydı yalnızca Cioran'ı sevdiğim için kullanmadım elbette. Müzik ve sesler aracılığıyla düşünmenin, anlatmanın ve bağlantı kurmanın kapısını bana açan bu insana da zaman zaman "Bach" diye seslenenler olurdu. Bu yüzden Cioran konuşmaya başladığında bir anlığına iki Bach aynı odada buluşuyor gibi geliyor bana. Biri Romanya'dan çıkıp Paris'e savrulmuş bir filozofun hiç eksilmeyen tutkusu. Diğeri ise yıllar boyunca etrafındaki insanların hayatına müzik bulaştırmış bir kılavuzun yankısı.
Japonya'dan gelen başka sesler de var. Meitei, kaybolan Japon hafızasının peşinde dolaşıyor. Kouichi Sakata'nın "Cherry Blue"su ise yıllardır çekmecede unutulmuş bir VHS kasetinden sızmış gibi duyuluyor. Yağmurlu bir Amsterdam da uzaktan onlara eşlik ediyor.
Araya Kadife Sokak’tan birkaç saniyelik yağmur sesi, gerçek bir kuş olan karga’dan kıkırdamalar ve gece eve dönerken uğradığımız marketin buzdolabının uğultusunu da kırpıştırdım. Kendi kaydettiğim sesleri, adlarının geçmesini istemeyen insanları, rastlantıyla kayda girmiş hayvanları, sokakları, rüzgarları ve zaten kimsenin sahiplenemeyeceği bazı şeyleri ayrıca belirtmiyorum.
Bölümün sonlarına doğru Archie Shepp beliriyor. Shepp'in müziği, cazın yalnızca müzik olmaktan çıkıp hafızaya, siyasete ve direnişe dönüştüğü yıllardan geliyor. Ardından Dezron Douglas ve Brandee Younger'ın yorumladığı "The Creator Has a Master Plan" duyuluyor. Bazı parçalar yaşlanmıyor, hep yeni insanlara uğruyor işte.
Sonra David Bowie uğruyor. Sansar Salvo uğruyor. Jim Jarmusch uğruyor. Finalde üç adam hücrede otururken Roberto Benigni'nin karakteri "I scream, you scream, we all scream for ice cream" tekerlemesini keşfediyor. Sonra tekrar etmeye başlıyor. Önce anlamsız geliyor. Sonra ritme dönüşüyor. Bir süre sonra hapishane duvarlarının içindeki insanlar hep birlikte bir dondurma istediklerini haykırıyor.
Program boyunca ölüm, hafıza, kayıp ve müzik dolaşıyor. Ama finalde gelen şey bir filozof değil. Büyük bir cümle değil.
Dondurma.
Ben öldüğümde dondurmayla hatırlanmak isterim. Varsa kahveli. Babamı da dondurmayla hatırlarım. Onunki çikolatalı. Bahadır’ı dondurma yerken hiç görmedim. Bazı insanları yalnızca yasla hatırlamak eksik geliyor. İç şakalar. Anlamsız tekrarlar. Kimseye açıklayamayacağınız küçük şeyler. Birlikte gülmekten yarım kalmış cümleler.
En uzun yaşayanlar da çoğu zaman onlar oluyor.
İçinden geçen parçalar:
Bahadır Dilbaz - "Rona II"
Fuubutsushi - "Bolted Orange"
Mort Garson - "Rhapsody in Green"
Suzanne Kraft - "Renee Sleeping"
Gaussian Curve - "Unsolved"
Hideo Osaka - "Kurui"
Meitei - "Nami"
Kouichi Sakata - "Cherry Blue"
Susumu Yokota - "Brook and Burn"
Koki Nakano - "Prodigal Weep"
Emahoy Tsegué-Maryam Guèbrou - "Mother's Love"
Wildflower - "Mirage"
Gregory Uhlmann, Josh Johnson, Sam Wilkes - "Marvis"
Dezron Douglas & Brandee Younger - "The Creator Has a Master Plan"
Pu Poo Platter - "地下河 Undercurrent"
Archie Shepp - "Quiet Dawn"
Kırpılmış diğer sesler:
The Cure - "Burn"
Vedat Rona
Ame no Amsterdam / Koreyoshi Kurahara
Bahadır Dilbaz - "Seslendim Sana"
David Bowie - "I'm Deranged"
Emil Cioran on Bach & Music
Down by Law / Jim Jarmusch
K"st - "Faraş Talebi"
Sansar Salvo - "Meslek Sırrı"
---
Kendi kaydettiğim sesleri, adının geçmesini istemeyen insanları / hayvanları, doğal ortam kayıtlarını ve zaten kimsenin sahiplenemeyeceği bazı şeyleri ayrıca belirtmiyorum.

