Doğa Derneği’nin Gediz Deltası ve Marmara Gölü’nde 2016-2023 yılları arasındaki izleme verilerine dayanan araştırmasına göre Türkiye’deki tepeli pelikan nüfusunda endişe verici bir düşüş yaşanıyor. Doğa Derneği, kendi sosyal medya hesaplarında yaptığı açıklamada “Gediz Deltası ve Marmara Gölü’nde yaşanan habitat kaybının, tepeli pelikan üreme kolonileri üzerindeki etkisini ele aldığımız makalemiz yayında. 2016-2023 yılları arasındaki izleme verilerine dayanan araştırmamıza göre Gediz Deltası’nda üreyen çift sayısı, 2017 yılında 183 iken 2023’te 117’ye düştü. Deltadaki başlıca üreme alanlarından biri olan Homa Lagünü’nde, adaların erozyona uğramasının da etkisiyle, 2022 itibarıyla üreme tamamen durdu. Marmara Gölü’nün yok olması, beslenme alanlarının azalmasına neden olarak üreme sayılarını ciddi şekilde etkiledi. Bu bulgular, sulak alanların korunması ve restore edilmesinin aciliyetini bir kez daha gözler önüne seriyor.” dedi.
Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump, son iki haftada devlet kurumlarına mevcut tüm enerji düzenlemelerini gelecek yıla kadar sonlandırmaları talimatını veren bir kararname yayımladı. Başka bir genelgede ise, bu devlet kurumlarının kamuoyunun görüş bildirmesine izin vermeden belirli düzenlemeleri yürürlükten kaldırabileceğini karara bağladı. Federal yetkililer ayrıca şirketleri e-posta yoluyla temiz hava düzenlemelerinden muafiyet talep edebilecekleri konusunda bilgilendirdi, düzinelerce şirketi hava kirliliği sınırlarından muaf tuttu. Trump yönetiminin Ocak ayından bu yana iklim değişikliğine neden olan fosil yakıt enerjisi üretimindeki artışın önündeki engelleri ortadan kaldırmaya çalışıyor. Bunu çoğunlukla acil durum yetkilerine ve kararnamelere yapıyor. Sivil toplum kuruluşları doğa ve insan haklarını korumak için, kamuoyunu bu denli umursamayan bir stratejisi konusunda zorlanıyor.
Birgün’den İlayda Kaya’nın haberine göre, çeşitli canlıların yuvası olan, endemik türlerin bulunduğu ve her yıl binlerce göçmen kuşa ev sahipliği yapan Hatay Samandağ’daki Milleyha Sulak Alanı tehlike altında. 6 Şubat depremlerinin ardından özel alanın çevresine deprem molozları dökülmesinin ardından şimdi de alana ‘özel mülk’ yazısı asılarak imara açıldı. Yazıda alana girişin ‘yasak’ olduğu kaydedilerek “İhlali durumunda TCK’nin 154’üncü maddesi gereğince ceza uygulanacak” denildi. Yaşam savunucuları, Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) Genel Müdürlüğü tarafından bölgenin yüksek statüde korunması gerektiğini söyleyerek yetkilileri göreve çağırdı. Yaşam savunucusu İbrahim Kaya, Milleyha’yla ilgili yetkililerle iletişime geçmek için birçok adım attıklarını ancak muhatap bulamadıklarını söyledi. Kaya, şöyle konuştu: “Milleyha 1960’larda, dönemin belediye başkanı burayı zimmetine geçirmiş. 2000 yılından sonra ise burası Milli Park ilan edildi ve korunması gereken bir alan olarak belirlendi. Milli Park ilan edildikten sonra burada alanı olan kişiden tapuları alınmamış, normalde ücret karşılığı alınması gerekiyor. Geçen haftalarda Milleyha’ya geldim ve molozların dökülmeye devam ettiğini belirterek, alanın peşkeş çekildiğini söyledim. Ardından alana böyle bir yazı asıldı ve ceza kesileceği söylendi. Devletin bedeli ödeyerek kişiden alması gerekiyor çünkü burası korunması gereken bir alan. Alanla hiç ilgilenmiyor, kepçeler çalışıyor, iş makineleri giriyor. Burada özel bitkiler var, birçok canlı var. Onları ezerek geri dönülmez zararlar veriyor olabilirler. Milli Parklar burayı atıl bıraktı ve korumuyor, denetlemiyor. Soruyoruz cevap verilmiyor, ülkemizde böyle alanlar bir bir yok ediliyor” dedi. Kuş Gözlemcisi Erol Yüksek ise alanın kuşların göç rotasında kritik bir öneme sahip olduğunu söyledi. Yüksek, şu ifadeleri kullandı: “Son 1 ayda bine yakın turnanın, 5 bin pelikanın, 20 bin leyleğin hepsi Hatay’dan geçti. Hepsi Milleyha’da dinlendi. Buraya konmazlarsa Amik Ovası zaten bitti, gidemez. Reyhanlı Barajı zaten kurudu, oraya da gidemez. Biz sadece alanın korunmasını istiyoruz. Yetkilileri bir an önce göreve çağırıyoruz” dedi.
İstanbul Milletvekili Evrim Rızvanoğlu, TBMM gündeminden çekilen İklim Kanunu teklifiyle ilgili kamuoyunda hızla yayılan dezenformasyonlara karşı uyarıda bulundu. Rızvanoğlu, iktidarın iletişim eksikliğinin komplo teorilerine alan açtığını belirtti. Rızvanoğlu, “İklim Kanunu sunan iktidar, bu işin iletişimi doğru yapmadı. Getirdikleri kanun teklifine sahip bile çıkmadılar. Vatandaşlarımız bir sürü komplo teorisiyle baş başa kaldılar” ifadelerini kullandı. Rızvanoğlu, İklim Kanunu’na yönelik spekülasyonların iktidarın yetersiz bilgilendirme politikası nedeniyle kontrolden çıktığını belirtti. Rızvanoğlui “İklim Kanunu’nun Meclise gelmiş olması geç kalınmış ama yine de olumlu bir adım. Bu, artık iklim krizinin kimse tarafından inkâr edilemeyecek kadar ciddi bir sorun haline geldiğini gösteriyor. Ama bizim derdimiz şu: Bu yasa şeklen değil, gerçekten işe yarayan bir yasa olmalı. Ne eksik? Bilimsel hedefler, net bir takvim, adil bir geçiş planı, bağımsız denetim mekanizmaları ve en önemlisi parlamento denetimi… Yani altyapı eksik. Zaten bu yüzden de yasa, revize edilmek üzere Meclis gündeminden çekildi. Umarız ki bundan sonraki süreç, daha geniş bir katılımla, daha güçlü bir içerikle ilerler. Ve Türkiye’yi iklim krizine gerçekten hazırlayan bir yasa haline gelir” açıklamasında bulundu.

