“İç düşman söylemiyle yönetilen kaos”

Ufuk Turu
-
Aa
+
a
a
a

Ufuk Turu’nda Ahmet İnsel, ABD’de Minneapolis merkezli protestolar ve Trump yönetiminin geri adımları üzerinden derinleşen otoriterleşme tartışmalarını; Venezuela’da Maduro’nun yakalanmasıyla sonuçlanan müdahaleyi; Doğu Akdeniz’de Yunanistan–İsrail ekseninde yükselen askeri gerilimi ve Suriye’de ateşkese rağmen süren çatışmaları değerlendiriyor.

""
Ufuk Turu: 27 Ocak 2026
 

Ufuk Turu: 27 Ocak 2026

podcast servisi: iTunes / RSS

Ömer Madra: Günaydın Ahmet, merhabalar!

Ahmet İnsel: Günaydın!

Özdeş Özbay: Günaydın!

Ö.M.:Ufuk Turu’na nereden başlayacağını bile kestiremiyor insan doğrusunu istersen, dört bir taraf yangın yeri halinde.

A.İ.: Evet. ABD’den başlayalım çünkü orada Minnesota eyaletinde ve esas olarak Minneapolis kentindeki gelişmeler sonunda özellikle iki sivilin öldürülmesinin ardından başlayan büyük protesto gösterilerini izleyen günlerde, Pazar gününden itibaren Donald Trump’ın geri adım atma operasyonu başladı. Trump, bu işi bu şekilde götürmesinin kendi tabanını da etkilediğini, bir dizi cumhuriyetçi milletvekilinin protestoyu dile getirildiğini de görünce geri adım atmaya başladı. Bunu tabii geri adım attığını söyleyerek yapmıyor. Bir kere bu güvenlik bürokrasisinin başındaki kişilerden birini acilen Minnesota’ya yolladı ve alınan bilgilere göre hem Minnesota Valisi ile Pazartesi günü yaptığı telefon görüşmesi, hem de Minneapolis Belediye Başkanı ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından yolladığı federal güvenlik güçlerinin bir kısmını Minneapolis’ten çekme kararı alındığı söyleniyor. Bugünden itibaren yani Salı gününden itibaren bu başlayacakmış. Bir de ne kadar sözü yerine getirilir ama bu iki ölümle ilgili soruşturmanın tarafsız yargı güçleri tarafından yapılmasının güvencesini verdiği söyleniyor Minneapolis Eyalet Başkanının.

Aynı zamanda tabii ciddi biçimde demokratların bazı cumhuriyetçilerin de desteğiyle güvenlik bürokrasisinin ve özellikle ICE dedikleri göçmenler polisinin bütçesini ‘shut down’ dedikleri bloke etme riski mecliste gündeme gelmişti. Trump, böyle bir risk karşısında geri adım atma zorunda kaldı ama bu geri adımı atarken tabii ki bunu esas itibariyle gene de demokratların direnmeleri, oradaki federal polise karşı direnmeleri, hatta Trump’ın etrafındaki bazı kişilerin özellikle Beyaz Saray genel sekreterinin demokratları, oradaki demokrat militanları, demokrat partiden seçilmişleri terörist tabiriyle itham etmeye devam ettiğini de görüyoruz aynı zamanda. Trump’ın çevresindeki iç düşmanlar olarak tanımladıkları çevrelere bazı aşırı sağcı, radikal çevreler bunu bir iç savaş projesi olarak, bir iç savaş deneyimi olarak da gündeme getiriyorlar. Bunların çoğu da tabii ki şu anda hem sınır polisine, hem de göçmenler polisinin çoğu hukuk dışı olan tutuklama, kimlik sorma, yakalama kararlarına direnen, bunlara maruz kalan kişileri korumaya çalışan ve biri kadın biri erkek ölen iki kişi tam da bunu yaparken öldürüldüler biliyorsunuz.

Ö.M.: Evet, sorumluluk alıp vahşeti önlemeye çalışırken aslında.

A.İ.: Evet, ikisi de. Açıkça ifade edilmedi, söylenmedi ama ortaya çıkan bilgilere göre, Beyaz Saray’dan İç Güvenlik Bakanlığı’ndan verilen emirle hem sınır polisine, hem de göçmenler polisine mahkeme kararı veya hakim kararı olmadan arama ve tutuklama yetkisi verilmiş durumda. ABD’nin anayasasının o ünlü 4. maddesine tamamen aykırı bu yani mahkeme kararı olmadan arama ve tutuklama uygulaması polise verilmiş tamamen inanılmaz bir anayasa dışı yetki.

Ö.M.: Yetki aşımı evet. Bir de her iki cinayet, Renee Good gerekse Alex Petti’nin bu Ice grubu memurları tarafından öldürülmesi sorumlularının da demokratların yarattığı kaos olduğunu savunuyor hâlâ Trump.

A.İ.: Evet.

Ö.M.: Sınır çarı diye bilinen Tom Homan’ın bölgedeki bu operasyonları yönetmek üzere Minnesota’ya gönderileceğini açıklamış yani durum tam bir belirsizlik içinde.

A.İ.: Hem operasyonları yönetmek, hem de biraz da kendi durumu çünkü Minnesota’da bu işi yürüten kişi görevden alınmak üzere anladığım kadarıyla, biraz onu görevden almak üzere de yolladığını söylüyorlar.

Ö.M.: Bir de çok ilginç olan bugün The Guardian’da vardı bir başka konu; sadece cumhuriyetçi aşırı sağcı senatörlerden Ted Cruz da Trump’ın kendisine bağırıp küfrettiğini söylemiş.

A.İ.: Evet, bayağı ciddi biçimde Kentucy cumhuriyetçi bir milletvekilini şiddetle eleştirdiği söyleniyor ki onlar bayağı cumhuriyetçi partinin sağ kanadından gelen kişiler.

Ö.M.: Evet, Ted Cruz, “Eğer ara seçimleri durdurmaya kalkarsan kan banyosu olur” demiş. O da ‘f” kelimesini kullanarak Ted’e bağırmış.

A.İ.: Bir de bu ICE denilen yani bu göçmen polislerinin bütçesinin kısıtlanması konusunda aynı zamanda tabii bir de bu federal ajansa tahsis edilen bütçe konusu var. 10 yıl içinde bütçesi 6 milyar dolardan 77 milyar dolara çıkmış bu ajansın.

Ö.M.: Evet, inanılmaz!

A.İ.: Bu ajansın çalışanlarının yani oradaki güvenlik görevlilerinin eğitim süreleri de beş aydan 45 güne indirilmiş. Bu ICE polislerini, burada bir tür kara gömlekliler olarak tanımlıyor bazı gazeteciler ve gözlemciler. Bir tür iç savaş sırasında veya iç düşmana karşı bastırma-sindirme ve aynı zamanda da tabii Donald Trump’ın klasik stratejisi olan her gün olay yaratarak başka konuların, başka sorunların gündeme gelmesini engelleme stratejisi. Özellikle iktisadi plandaki memnuniyetsizliğin dile getirilmesini, muhalefetin şaşkınlığa düşürülmesini, ‘bu kadar da olamaz, imkansız!’ nidaları arasında her gün bunun tekrarlanmasıyla olmaması gerekenin, olması mümkün olmayanın, ‘bu kadar da olamaz’ demenin sıradanlaşmasını sağlaması aynı zamanda ve şaşkınlığa düşürerek çaresizleştirme. Bu, 20. yüzyılda Almanya’da da uygulanmış olan son derece yaygın bir faşist politikadır. Muhalefetin karşı çıkanların her gün üst üste şaşkınlığa düşerek şaşkınlık çaresizliğine maruz bırakılmaları yani ‘bundan daha fazla olamaz’ dediğinin her seferinde daha fazlasının olmasının ve bunun her gün yapılması. Bu bir strateji aynı zamanda yani bir tür siyasal mücadele taktiği.

Ö.M.: Senden biraz önce konuştuğumuz araştırmacı ve aktivist İranlı Şebnem Ferdosi de şunu söyledi; bu faşist yöntemin kullanılmasına ‘kan hamamı’ diyor yani İran’da da benzer bir durumun olduğunu söylüyor.

A.İ.: İran’da tabii çok daha vahim biçimde ve bir de İran’da iktidar tamamen artık savunmaya geçmiş durumda yani Trump’ın durumu gibi değil, tamamen savunmaya geçmiş durumda. Bazı yerlerde Ayetullah Hameni’nin artık gizlendiği, saklandığı, ABD’nin veya İsrail’in füze saldırısına maruz kalmamak için yer altında yaşamaya başladığı sözleri, iddiaları dile getiriliyor. Bu rivayet çok yanlış olmayabilir ama elbette rivayet de olabilir. Ölüm sayısı ne kadar bilemiyorum ama 10 binler olarak ifade edilmeye başlandı.

Ö.M.: 30 binden fazla bahsediliyordu, son olarak Şebnem hanımla konuştuğumuzda 40 bin olarak telaffuz edildiğini söyledi dün itibariyle.

A.İ.: Evet, orada bambaşka bir şey var, bir kitlesel katliam artık yürürlükte, birkaç kişinin öldürülmesi değil kitlesel bir katliam var. Zaten insanlığa karşı suç kavramının, iddiasının İran hükümeti için artık dile getirildiğini biliyoruz. ABD’deki durum bu, bu aynı zamanda tabii ABD’^de 2026 Kasım ayında yapılacak seçimler öncesinde de çok gergin ve giderek çatışmaların arttığı bir ortamın hazırlanması anlamına geliyor. Çatışmaların artması Donald Trump’ın zayıflaması anlamına gelir ama aynı zamanda da belli bir orta sınıf çevresinin bu çatışmalar nedeniyle siyasal katılımının azalmasına anlamına da gelebilir diye de bir endişe var. Belli bazı gözlemciler bunun özellikle Donald Trump’tan memnun olmayan ama demokratlara oy vermeye eli gitmeyen kesimin böyle bir gerginlik ve çatışma ortamında sandığa gitmekten vazgeçmesi ihtimalini gündeme getiriyorlar. Bu tabii Trump’ın işine gelir çünkü bu memnun olmayanların en azından saf dışı bırakılmasını sağlayan bir gelişme olabilir.

Bunu şunun için söylüyorum; bazı kamuoyu yoklamalarının belirtmesine rağmen bazı soğukkanlı gözlemciler 2026 seçimlerinin kaybedilmesinin cumhuriyetçiler açısından yüzde yüz kesin olmadığını ısrarla belirtiyorlar. Demokratların bu konuda çok daha ciddi çalışma yapmaları gerektiğini ve mobilize olmaları gerektiğini belirtiyorlar. Tabii sadece Minneapolis’te demiyorum; Minnesota’da da çok büyük bir hareketlenme var ama başka yerlerde aynı şeyi göremiyoruz.

Ö.M.: Zaten Chris Hedges gibi tecrübeli gazetecilerin de yazılarında hatırlattığı gibi, bu çok uzun vadeli ve disiplinli ciddi bir etkili organizasyon gerektirdiğini söylüyorlar. Yoksa iyi planlanmamış bir şeyle başarı şansının düşük olduğunu söylüyorlar.

A.İ.: Demokratların politikalarında ciddi gözden geçirmelerin olması gerektiği konusunu daha sonra ele alalım, bunları konuşmak için daha erken.

İkinci konumuz Venezuela. The Guardian’ın yazısını görmüşsünüzdür, uzun bir makale yayınlandı. Venezuela’nın Nicolás Maduro’nun Amerikan askerleri tarafından yakalanıp derderst edilip ABD’ye götürülmesinin tam anlamıyla Venezuela yönetimiyle anlaşmalı olmasa bile göz yumduğu, haberi olduğu konusunda kanaat çok güçlenmiş durumda. Rodrigez kardeşlerin ve bazı askeri güçlerin epeyden beri Donald Trump ile bir temas içinde oldukları ve Maduro’nun görevi terk etmesi gereğini kendilerinin kabul ettiğini ama Maduro’nun görevi terk etmeyi reddettiği ve en sonunda böyle veya başka türlü bir şekilde organize edildiği konusunda hiçbir delil yok ama böyle bir müdahalenin olabileceğinin, buna göz yumulacağı güvencesi verildiğinin çok güçlü kanıtları var. Bu kanıtlardan bir tanesi de biliyorsunuz Amerikan güçleri önceden Venezuela’nın askeri üslerini ve belli stratejik noktalarını özellikle telekomünikasyon merkezini bombalayarak, ardından da Maduro’nun sarayına veya oturduğu, uyuduğu yere indiler. Orada aşağı yukarı bu bombalama ve çatışma sırasında 100’e yakın kişi öldü ki 32 tanesi Kübalı asker veya polisti.

Ö.M.: Koruma görevlisi.

A.İ.: Şu çok garip; bütün Venezuela hava savunma sisteminde tek bir yerden ateş açılmış ve o da Amerikan helikopterine az bir zarar vermiş. Hakikaten bütün Venezuela hava savunma sistemi hiç kıpırdamamış ve müdahale eden Amerikalılar arasında yaralanan yok. Dolayısıyla Venezuela ordusu kılını kıpırdatmamış bu olay karşısında. Bu böyle beş-altı kişinin geldiği bir olay değil; apaçık bir hava saldırısı. En azından bir alarm verilmesi lazım, karşı çıkılması lazım, ateş açılması lazım.

Ö.M.: Bir ufak yaralanmadan da bahsediliyor. Bu konuyu açmışken ben de ekleyeyim; Diken’de çok acayip bir açıklama vardı, Trump’a göre Venezuela saldırısında yeni bir silah kullanılmış: Discombobulator. “Karşı tarafın ekipmanları hiç çalışmadı, durdu. Rus ve Çin yapımı roketleri vardı hiçbiri fırlatılamadı. Biz geldik ve onlar düğmelere bastılar ama hiçbir şey çalışmadı,” diyor Trump.

A.İ.: Evet, böyle bir iddia vardı.

Ö.Ö.: Nicolás Maduro’nun yakalandığı operasyonda da neredeyse hiç çatışma çıkmaması ve bütün güvenlik görevlilerinin öldürülmesi de böyle özel bir sinyal sonucu olduğu konuşuluyor yani bazı yaralı kurtulan askerlerin, “Ağzımızdan kan gelmeye başladı bir anda” diye bir şeyler söylediler. Ayrıntısını bilmiyoruz ama bu tarz şeylerin de kullanılmış olma ihtimali var.

A.İ.: Tabii, vardır. Venezuela konusunda hakikaten bir kabul olduğunu tahmin ediyoruz, aşağı yukarı gelen bilgiler o yönde. Şimdi vekil cumhurbaşkanı olan ve diğeri de meclis başkanı olan Rodrigez kardeşlerin bu işi organize ettiklerini söylemek tamamen yanlış olur ama bir pazarlık veya bir bilgilendirme yani Maduro’nun artık iktidarda kalmasının mümkün olmadığını belli ki Chaves ve çevresi kabul etmiş. Zaten kendisinin güvenli bir yere gitmesi konusu içeride tartışılmış, kendisi reddetmiş, bunların arasında güvenli yer olarak adı geçen yerlerden bir tanesinin Türkiye olduğu söyleniyor biliyorsunuz.



Venezuela’dan komşumuz Yunanistan’a geçelim isterseniz. Yunanistan’da 20-21 Ocak’ta İsrail Savunma Bakanı İsrael Katz, Atina’yı ziyareti sırasında şöyle bir ifade kullandı, “Bölgemizde imparatorluk hülya edenler bunu unutsunlar, karşılarında bizi bulacaklar”. ‘Biz’ dediği İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs. Katz, “Suriye’de, Gazze’de, Ege denizinde bizi bulacaklar. Biz doğu Akdeniz’in bir kaosa dönüşmesine ve imparatorluk hayallerine Yunanistan, İsrail ve Kıbrıs olarak direneceğiz, bunu engelleyeceğiz,” dedi. Yunanistan ile İsrail arasındaki yakınlaşma çok yeni bir şey değil, üç yıldan beri devam eden görüşmeler var. Özellikle Akdeniz’de gaz araması, kara sularının sınırlarının tespit edilmesi, münhasır ekonomik bölge sınırlarının belirlenmesi konusunda Türkiye ile Yunanistan arasında bir ihtilaf olduğu gibi, Kıbrıs ile Türkiye arasında da ihtilaf var ve İsrail de bu ihtilafın tarafı olmuş durumda.

Yunanistan, Türkiye nedeniyle güvenlik açığını kapatma gerekçesiyle askeri donanım modernleşmesi kararı aldı. 2036 yılına kadar 28 milyar euroluk bir bütçe ayırmış durumda. İsrail’den de bu vesileyle geçtiğimiz aylarda 750 milyon dolarlık 36 roket atar sistemi aldı. 20 Ocak’ta da Atina ve Tel Aviv ortak savunma anlaşması imzaladılar. Özellikle İsrail’in Yunanistan’a İHA savar sistemleri ve siber güvenlik sistemleri vermesi fakat bunların büyük ölçüde Yunanistan tarafından monte edilmesi ve programlanması da var yani İsrail’in ‘demir kubbesi’ne benzer Yunanistan’ın ‘aşıl kalkanı’ adını verdiği bir proje gündemde. Kısa, orta ve uzun menzilli füzelere karşı ayrı üç sistem füze savar sistemi kurulması söz konusu. Bir de genişletilmiş ‘Achilles Shield’ adı altında bir radar sistemi. Ek olarak deniz altı güvenliği için İsrail’in geliştirdiği bir istihbarat denizaltısı satın alması da söz konusu Yunanistan’ın. 2026’da da ortak 55 tatbikat yapılacak İsrail’le. Yunanistan, Kıbrıs ve İsrail’in ortak bir acil müdahale birliği oluşturması, esas itibariyle de açık deniz platformlarının güvenliğini sağlamak için ortak acil müdahale birliği oluşturulması söz konusu.

Bütün bunlar Yunanistan’da sol hareketi özellikle yeni sol parti, İsrail’le bu güvenlik anlaşmalarının karşısında Yunanistan’ın İsrail’in ortağı haline gelmesi ve doğu Akdeniz için çok tehlikeli bir oyun oynadığı iddiasını dile getiriyor. Sol hareketin önümüzdeki günlerde Kyriakos Mitsotakis’in bu politikasını eleştirmek için ciddi bir kampanya başlatma niyeti olduğu da söylüyorlar. Diğer yandan Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın bir askeri güvenlik anlaşması var ve buna ilaveten Mısır’ın da buna dahil olması bekleniyor. Bunu İsrail kendisi açısından bir çembere alınma olarak tanımlıyor ve bir karşı atak olarak Yunanistan’la aynı zamanda işbirliğini de bu çerçevede geliştirmeye çalışıyor. Bu doğu Akdeniz’de ciddi olarak büyük gerginliklerin kaynağı olarak bir gelişme maalesef.

Ö.M.: Evet bunu da muhakkak konuşmaya devam edeceğiz tabii. Son dakikalarımızda Suriye ile ilgili olarak ne söyleyebiliriz?

A.İ.: Suriye’de maalesef ateşkesin 15 gün uzatılmasına rağmen üç-dört yerde çok ciddi çatışmalar devam ediyor. Dün itibariyle Haseke çevresinde, Telabye’nin güneyinde ciddi çatışmalar var. Kobane bölgesi de kuşatılmış durumda. Çarşamba günü Ahmet El Şara, Moskova’ya gidecek. Diğer taraftan SDG, Kamışlı bölgesindeki sokağa çıkma yasağını galiba Kobani’de de geçerli akşam 18:00’den sabah 08:00 arasına genişlettiler. Buna karşılık aynı zamanda Irak Güvenlik Konseyi de DAEŞ tutuklularının Suriye’den Irak’a götürülmesi için bir ortak güvenlik komitesi oluşturma kararı verdi. Biliyorsunuz, bu 15 günlük ateşkesi esas itibariyle Amerikalıların bastırmasıyla DAEŞ tutuklularının Irak’a transfer edilmesi için getirilmişti ama şimdiki Irak’a götürülen kişilerin götürme ritmine baktığımızda 15 gün yetmeyecek, çok daha uzun bir süre gerekli. Diğer taraftan da ateşkes de öyle çok uygulanan bir durum değil çünkü Suriye ordusu güçleri özellikle Kobani’nin çevresinde çemberi giderek daraltarak Kobani’ye doğru büyük bir abluka başlatmış durumdalar.

Ö.M.: Evet, son olarak belki şunu da ilave etmek lazım; DEM Parti’den de bir Kobani çağrısı geldi. Şam yönetimiyle SDG arasındaki çatışmalar sonrası sınır hattındaki Kobani’de ne elektrik, ne su, ne ilaç ve ne de gıda bulunuyor. Eş genel başkan, “Kriz var” diyor.

A.İ.: İki koridor açılmıştı Kobani’de ilaç ve gıda gitmesi için yani o koridorun açılması söz konusuydu ama gerçekten açılıp açılmadığını öğrenemedim. Sizin bu konuda bir bilginiz var mı?

Ö.M.: DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Tiryaki, 500 bine yakın insanın kuşatma altında olduğunu söylemiş ve, “24 saat içinde yüzlerce tır yardım malzemesi götürecek hazırlığımız var. Yeter ki iktidar sınır kapısını açsın,” demiş ama belli değil.

Ö.Ö.: Dün AKP kendilerinin Kobani’ye 11 tırlık bir destek gönderdiğini söyledi.

A.İ.: İHH’nın bir desteği söz konusuydu galiba?

Ö.Ö.: Onun ayrıntısını hatırlamıyorum ama 11 komik bir rakam.

Ö.M.: Çok daha fazlasına ihtiyaç olduğunu açıkça DEM Parti, “Bizim hazırlığımız var” diyor. Bakalım ne olacak?

A.İ.: Evet, izlemeye devam edeceğiz. İyi günler herkese.

Ö.M.: Peki, çok teşekkürler Ahmet.

Ö.Ö.: Görüşmek üzere.