"Yeni dünyada yalnızca doğru olanları söylemek çoğu zaman yeterli olmuyor"

Ufuk Turu
-
Aa
+
a
a
a

Ufuk Turu'nda Ahmet İnsel, Peru ve Kolombiya seçimlerinin sonuçlarını, Latin Amerika'da yükselen aşırı sağ dalgayı, Birleşik Krallık'ta Keir Starmer'ın istifası ve İşçi Partisi'ndeki liderlik değişimini, ayrıca Arnavutluk'ta süren protestolar ile Avrupa Parlamentosu'nun Edi Rama hükümetine yönelik doğal koruma alanlarındaki inşaat projelerini durdurma çağrısını değerlendiriyor.

""
Ufuk Turu: 23 Haziran 2026
 

Ufuk Turu: 23 Haziran 2026

podcast servisi: iTunes / RSS

Ömer Madra: Günaydın Ahmet, merhabalar!

Ahmet İnsel: Günaydın!

Özdeş Özbay: Günaydın!

A.İ.: Günaydın ikinize de!

Ö.M.: Yoğun bir Ufuk Turu’na hazırız. Nereden başlayalım?

A.İ.: Peru’dan başlayalım. Peru’da 7 Haziran’da seçimlerin ikinci turu olmuştu, hatırlayacaksınız. İkinci tura, 1990’lardan 2000 yılına kadar başkanlık yapmış, daha sonra yolsuzluk, insanlığa karşı suçlar ve kitlesel katliamlar nedeniyle yargılanarak hapis cezasına çarptırılan Alberto Fujimori’nin kızı Keiko Fujimori dördüncü kez başkanlık seçimine katılmıştı. Karşısında ise solun adayı, Peru İçin Birlikte Partisi’nin adayı Roberto Sanchez vardı.

İlk turda Fujimori oyların yalnızca %17’sini, rakibi Roberto Sanchez ise yalnızca %12’sini almıştı. Diğer 10-12 aday ise %12’nin altında kalan oyları paylaşmıştı. Bunu şunun için belirtmek istiyorum: Peru’da siyasal yapı son derece parçalı ve dağınık. Ayrıca meclis üyelerinin %50’sinden fazlası hakkında yolsuzluk soruşturması bulunuyor. Son 10 yılda 8 başkan değiştirmiş bir ülke Peru. Bu başkanlardan 7’si ya hapis cezasına çarptırılmış durumda ya da haklarında yolsuzluk soruşturmaları devam ediyor.

Keiko Fujimori

İkinci tura kalan Keiko Fujimori ile Roberto Sanchez arasında 7 Haziran’da seçimler yapıldı. Sonuçlar gelmeye başladığında Roberto Sanchez hafif bir farkla önde görünüyordu. Ancak Lima’dan ve özellikle yurt dışından gelen oylar açıldıkça tablo değişti. Şu anda Keiko Fujimori oyların %50,1’ini, Roberto Sanchez ise %49,9’unu almış durumda. Arada yaklaşık 39 bin oy fark var. Sandıkların %99,3’ü açılmış durumda. Geriye kalan %0,7’lik bölüm yaklaşık 150 bin oya karşılık geliyor. Ancak bu oyların büyük çoğunluğu yurt dışından geldiği için Keiko Fujimori’nin burada daha yüksek oy oranına sahip olduğu görülüyor. Dolayısıyla seçimi kazanma ihtimali oldukça yüksek.

Roberto Sanchez ve ekibi ise bir dizi itiraz ve yeniden sayım talebinde bulunuyor. Bu gidişle kesin sonuçların Temmuz ayının ortalarında açıklanması bekleniyor. Birinci turda da kesin sonuçların açıklanması 42 gün sürmüştü. Bu seçimde de benzer şekilde yaklaşık 40 günlük bir sürenin ardından kesin sonuçların ilan edilmesi bekleniyor.

Ö.M.: Günler, aylar sayımla geçecek yani?

A.İ.: Evet, öyle, sayımla geçiyor. 

Ö.M.: Peki, ötekiler ‘sayım yok’ diyecekler mi?!

A.İ.: Kimler?

Ö.M.: “Sayım bitsin artık!” diyen Fujimori taraftarları.

A.İ.: Şu anda Keiko Fujimori, 2021 seçimlerindeki tavrından çok farklı bir tutum izliyor. “Seçim sonuçlarını sabırla bekliyoruz” diyor. Bunun nedeni de şu anda önde olması ve yurt dışındaki Peruluların büyük çoğunluğunun ABD’de yaşaması. Yurt dışından gelen oylar da kendi lehine olduğu için aradaki farkın 40 binden 80 ya da 100 bine çıkmasını bekliyor. Bu nedenle seçim sonuçlarını sakinlikle beklediklerini ifade ediyor.

Roberto Sanchez de benzer bir tutum sergiliyor. Seçmenlerine sokakta şiddet olaylarına ve gösterilere başvurmamaları çağrısında bulunuyor. Hatta Roberto Sanchez aynı zamanda senatör olarak da seçildi. Konuşmalarında artık bir tür muhalefet lideri gibi tavır almaya başladığını söyleyebilirim. Ancak seçim sonuçları henüz kesinleşmiş değil.

Peru’da seçim sonuçlarının kesinleşmesini geciktiren çeşitli etmenler var. Bunlardan biri de son üç seçimde yani 2016, 2021 ve 2026 seçimlerinde kazanan adayın seçimi hep %1’den daha az farkla kazanmış olması. Peru siyasal olarak neredeyse tam ortadan ikiye bölünmüş durumda. Aradaki fark son derece düşük. Yurt dışında kullanılan oylar hesaba katılmadığında Roberto Sanchez yaklaşık 43 bin oy önde görünüyor. Yurt dışı oyları da eklendiğinde ise Keiko Fujimori yaklaşık 40 bin oy farkla öne geçiyor. Roberto Sanchez taraftarları bu nedenle yurt dışındaki seçmenlerin oy hakkının kaldırılması talebinde bulunuyorlar. Tabii ki bunun bu seçim sonuçlarını etkilemesi söz konusu değil.

Keiko Fujimori’nin programı büyük ölçüde babasının programının devamı niteliğinde. Belki biraz daha ılımlı bir çizgide olduğunu söylemek mümkün. Babası, Aydınlık Yol ayaklanmasını bastırmak amacıyla özellikle yerli halka yönelik çok ağır katliamlar gerçekleştirmiş, neoliberal politikaları da çok sert biçimde uygulamıştı. Keiko Fujimori ise neoliberal politikalara yeniden dönüşü, özel sektöre geniş ayrıcalıklar tanınmasını ve yabancılara yönelik daha dışlayıcı politikalar uygulanmasını vaat ederek seçim kampanyasını yürüttü.

Lima kenti ve çevresindeki orta sınıf seçmenler Fujimori’yi desteklerken, Peru’nun kuzey bölgelerindeki yerli nüfus ağırlıklı olarak Roberto Sanchez’i destekliyor.

Roberto Sanchez’den önce cumhurbaşkanı olan Pedro Castillo ise biliyorsunuz, 2022’de meclis tarafından görevden alınmış ve kendi kendine darbe girişiminde bulunmak suçlamasıyla hapis cezasına çarptırılmıştı. Pedro Castillo özellikle yerli hareketinin güçlü destek verdiği bir adaydı. Ancak meclisi feshederek kararnameyle ülkeyi yönetmeye çalışınca ve mecliste de çoğunluğu bulunmadığı için, meclis kendisini anayasal düzene karşı darbe girişiminde bulunmakla suçlayarak görevden aldı.

Ö.Ö.: Bu da güzelmiş!

A.İ.: Evet. Onun yerine cumhurbaşkanı yardımcısı göreve geldi. İlk başta “hemen seçimleri yapacağız” dedi ancak daha sonra seçimleri erteledi ve sonunda o da görevi bırakmak zorunda kaldı. Onun yerine vekâleten gelen cumhurbaşkanı ise yolsuzluk suçlamasıyla tutuklandı.

Gerçekten de Peru’da siyasetin tamamen çürüdüğü yönünde çok yaygın değerlendirmeler var. Buna karşılık halkın oy verme oranında belirgin bir düşüş görülmüyor. Ancak siyasal alanda çok ciddi bir bölünmüşlük yaşanıyor. Eğer Keiko Fujimori başkanlığı ucu ucuna da olsa kazanırsa, mecliste daha geniş bir desteğe sahip olduğu için elinin Roberto Sanchez’e kıyasla daha rahat olacağı söyleniyor. Peru’da cumhurbaşkanları üst üste iki dönem seçilemiyor.

Ö.M.: İkiye bölünmüş olan bir başka yer de Kolombiya değil mi?

A.İ.: Evet, Kolombiya'ya gelelim. Kolombiya’da da seçimlerin ikinci turu pazar günü yapıldı. Orada da aşırı sağın adayı, aşırı sağdan gelen ve siyasete adeta paraşütle inmiş gibi görünen milyoner avukat Abelardo de la Espriella, şu anda oyların %49,6’sını alarak solun adayı Sepeda’nın önünde bulunuyor. Sepeda’nın oy oranı ise %48,6. Aralarında yaklaşık 250 bin oy farkı var. Yani Peru’daki gibi 40 bin oy değil ama yine de sonuçta yalnızca 1 puanlık bir fark söz konusu.

Diyeceksiniz ki, ikinci turda iki aday olduğuna göre biri %49,6, diğeri %48,6 alıyorsa üçüncü aday kim? Kolombiya’da boş oylar da geçerli sayılıyor. Dolayısıyla ikinci turda %1,5’in üzerinde boş oy kullanılmış durumda, yaklaşık 400 bin boş oy var. Bu sayı, iki aday arasındaki 250 bin oyluk farktan daha yüksek. Ancak bu oylar boş kullanılmasaydı hangi adaya giderdi, onu elbette bilmiyoruz. Espriella’ya mı verilirdi, Sepeda’ya mı verilirdi, bunu söylemek mümkün değil.

Abelardo de la Espriella

Abelardo de la Espriella, tam anlamıyla aşırı sağ bir aday. Zengin bir avukat ve uzun yıllar büyük suç örgütleri ile kaçakçılık şebekelerinin avukatlığını yapmış bir isim. Kendisine verdiği takma ad "Kaplan". Siyasi konuşmalarında rakipleri için "Parçalarım, yırtarım" gibi sert ifadeler kullanıyor. Amerikan vatandaşlığını övünerek ön plana çıkarıyor. Ayrıca Donald Trump hayranı olduğunu açıkça dile getiriyor ve hem Trump’ın, hem de Marco Rubio’nun açık desteğini alan bir aday olarak öne çıkıyor.

Kolombiya’da yaklaşık 200 yıldır iktidarda hep sağ ya da merkez sağ liderler bulunmuştu. İlk kez 2022’de Gustavo Petro solun adayı olarak cumhurbaşkanı seçildi. Kolombiya’da cumhurbaşkanları yalnızca bir dönem görev yapabildiği için Gustavo Petro bu seçimde aday olmadı; zaten aday olması da anayasal olarak mümkün değildi.

Ö.Ö.: İki değil sadece bir kez mi seçilebiliyor Kolombiya’da?

A.İ.: Bir kez, beş yıllığına cumhurbaşkanı seçiliyorsunuz. Ondan sonra üst üste ikinci kez aday olamıyorsunuz. Araya bir dönem girdikten sonra yeniden aday olabiliyorsunuz. Yani Kolombiya’da cumhurbaşkanları üst üste iki dönem görev yapamıyor.

Ö.Ö.: Genellikle başkanlık sistemlerinde iki defadır ya o yüzden şaşırdım.

A.İ.: Yok, öyle değil. Kolombiya’da cumhurbaşkanı yalnızca bir kez seçilebiliyor ve görev süresi sonunda bırakmak zorunda kalıyor. Zaten bu nedenle Donald Trump geçen yıl Gustavo Petro için "seçimleri kaybedecek" gibi açıklamalar yapıyordu. Oysa Gustavo Petro’nun zaten yeniden aday olma hakkı bulunmuyordu.

Diğer taraftan seçimlerin kesin sonuçları henüz açıklanmış değil. İtirazlar yapılıyor ancak aradaki farkın kapanması pek mümkün görünmüyor.

Ö.Ö.: Gustavo Petro hatta bu konuda İsrail’i işaret etti. Dün yaptığı bir açıklamada, bazı seçim sunucularının IP adreslerinin değiştirildiğine dair kanıtlar bulunduğunu öne sürdü. "Bu, yazılımın ele geçirildiği ve bazı kişilerin sandık ile oy verme merkezi verilerini değiştirdiği anlamına geliyor. Dünyada bunu yapabilecek tek yapı İsrail devletidir," ifadelerini kullandı.

A.İ.: Bazı bölgelerde parayla oy satın alındığı yönünde iddialar da var. Bunlarla ilgili itirazlar devam ediyor. Ancak şu anda Abelardo de la Espriella’nın önde olması nedeniyle aradaki farkın kapanmasının pek kolay görünmediği ifade ediliyor. Kesin sonuçlar ise henüz açıklanmış değil.

Ivan Sepeda ile Abelardo de la Espriella arasında belirgin bir siyasal geçmiş farkı bulunuyor. Abelardo de la Espriella, daha önce herhangi bir siyasi görev üstlenmiş bir isim değil. Programının temelinde, sol silahlı örgütlere ve suç çetelerine karşı orduyu kullanmak yer alıyor. 2016’da gerilla hareketiyle yapılan barış anlaşmasına ve Gustavo Petro’nun 2022’de bu süreci yeniden canlandırarak silah bırakmayan örgütleri de silah bırakmaya teşvik etmek amacıyla yürüttüğü girişimlere son verilmesini savunuyor. Bunun yerine, sorunun silahlı güç kullanılarak bastırılması gerektiğini söylüyor.

Gözlemcilere göre Abelardo de la Espriella, sosyal medyada son derece güçlü ve etkili bir kampanya yürüttü. Buna karşılık Ivan Sepeda ise bir felsefeci ve insan hakları savunucusu olarak daha sakin bir profil çiziyor. Kampanyasının da Espriella’nın sosyal medyadaki çok canlı ve agresif kampanyasına kıyasla daha sönük kaldığı değerlendiriliyor. Sepeda ise bunu şu sözlerle savunuyor: "Biz şov yapmadık, doğru olanları söyledik." Biliyorsunuz, artık yeni dünyada yalnızca doğru olanları söylemek çoğu zaman yeterli olmuyor.

Ö.Ö.: %1’lik fark yine de iyiymiş o zaman.

A.İ.: Şöyle bir gelişme de var: Son iki haftada gençler Ivan Sepeda’nın kampanyasını büyük ölçüde devraldı. Özellikle sosyal medya üzerinden çok canlı ve yoğun bir kampanya yürütmeye başladılar. Bunun da etkisiyle son iki haftada iki aday arasındaki fark hızla kapanmaya başladı. Hatta kampanyayı yürüten gençlerden bazıları, "Eğer seçimler bir hafta sonra yapılsaydı aradaki farkı tamamen kapatacaktık," iddiasında bulunuyor. Elbette bunun doğruluğunu bugün ispatlamak mümkün değil.

Peru’dan bahsettik, Kolombiya’dan bahsettik. Peru’da Keiko Fujimori de Donald Trump’ı destekleyen bir çizgide görülüyor ancak sağ liderlerle aynı platformda görünmeye çok istekli davranmıyor. Buna karşılık Kolombiya’da Abelardo de la Espriella çok daha açık bir tutum sergiliyor. Hiçbir örtülü ifade kullanmadan, kendisini Javier Milei, José Antonio Kast ve Daniel Noboa çizgisinin devamı olarak tanımlıyor.

Ö.Ö.: Aşırı sağcı enternasyonal diyorsunuz?

A.İ.: Evet, bunu o kadar açık söylüyor ki... Bir de Donald Trump hayranı olduğunu da açıkça ifade ediyor. Tam anlamıyla bir aşırı sağ enternasyonalden, en azından Latin Amerika ölçeğinde bir aşırı sağ enternasyonalinden söz edebiliriz.

Peru ve Kolombiya’daki seçimler de son iki-üç yılda Javier Milei’nin Arjantin’de, José Antonio Kast’ın Şili’de ve Daniel Noboa’nın Ekvador’da yükselişiyle birlikte değerlendirilmeli. Tabii Nayib Bukele’nin seçilmesini de unutmamak gerekiyor. Çünkü Bukele modeli, özellikle Kolombiya’da Abelardo de la Espriella ve Ekvador’da Daniel Noboa gibi aşırı sağ liderler için önemli bir örnek haline geldi.

Bu liderlerin temel yaklaşımı, cezaevlerini suç örgütü üyeleri için son derece sert koşulların uygulandığı yerlere dönüştürerek, suç örgütlerine katılmayı düşünen gençleri caydırmayı amaçlayan bir güvenlik politikası izlemek. Bunun ne ölçüde sonuç verdiğini ise henüz kesin olarak bilmiyoruz. Belki El Salvador’da belirli ölçüde etkili olmuş gibi görünüyor. Ancak bunun Kolombiya veya Ekvador’da nasıl sonuç vereceği henüz belirsiz. Kolombiya’da büyük olasılıkla silahlı iç çatışmaların yeniden ciddi biçimde alevlenebileceği yönünde değerlendirmeler yapılıyor.

Şunu da belirtelim: Seçilmesi beklenen Abelardo de la Espriella, Kolombiya’yı yaklaşık 200 yıl boyunca, 2022’ye kadar yönetmiş olan geleneksel merkez sağ ya da sağ partilerden gelen bir siyasetçi değil; tam tersine, doğrudan aşırı sağ bir siyasi programla ortaya çıkan bir isim. Bu bakımdan hem Javier Milei, hem de José Antonio Kast gibi güvenlik, yabancı göçmen karşıtlığı ve ekonomik huzursuzluk temalarını öne çıkarıyor. Göçmen meselesinde ise özellikle Venezuela’dan gelen göçmenler hedef alınıyor. Güvenlik söylemi, göçmen karşıtlığı ve ekonomik sıkıntılar bir araya gelerek geniş bir kesimde karşılık buluyor. Öne çıkan siyasal söylem ise güçlü, radikal ve otoriter bir lider arayışı etrafında şekilleniyor. Bu çerçevede Keiko Fujimori de benzer siyasal çizginin kadın temsilcilerinden biri olarak değerlendiriliyor.

Ö.M.: Bu sonuçlar kesinleşirse, Kolombiya ve Peru’da da sağ adaylar kazanmış olacak. O zaman Latin Amerika’da, Meksika, Brezilya ve Küba dışında sol hükümetlerin bulunduğu ülke neredeyse kalmayacak gibi görünüyor.

A.İ.: Brezilya’da da Lula’nın yeniden seçilme şansı çok yüksek görünmüyor biliyorsunuz.

Ö.M.: Evet.

A.İ.: Peru’da Fujimori’nin kızı, Brezilya’da da Bolsonaro’nun oğlu Lula’nın karşısında aday. Yapılan yoklamalar Lula’yı önde göstermiyor. Yani Brezilya da tehlike altında. Burada şu anda solda, büyük bir sağ tehdit yaşamadan ayakta durabilen tek ülke Meksika kaldı. Bir de Uruguay’ı unutmamak gerekiyor.

Ö.M.: Evet, ben de onu söyleyecektim.

A.İ.: İsterseniz buradan Avrupa’ya geçelim. Avrupa’da, Birleşik Krallık’ta Pazartesi günü önemli bir gelişme oldu. İki yıl önce, Temmuz 2024’te partisine ezici bir zafer kazandıran ve İşçi Partisi’ne uzun yıllardır görülmemiş büyüklükte bir meclis çoğunluğu sağlayan Keir Starmer, iki yıl sonra istifa ettiğini açıkladı. Daha doğrusu, istifa etmek zorunda kaldı.

Son yerel seçimlerde yaşanan büyük yenilgiler, parti içinde ciddi bir muhalefetin ortaya çıkmasına neden olmuştu. Keir Starmer, yakın tarihe kadar hem başbakanlıktan, hem de İngiltere’deki siyasi gelenek gereği ardından parti liderliğinden ayrılmayacağını söylüyordu. Ancak son ara seçimlerde Manchester Belediye Başkanı Andy Burnham’ın milletvekili seçilmesiyle birlikte parti içinden yükselen değişim beklentisini karşılaması imkânsız hâle geldi.

Andy Burnham, İşçi Partisi içinde oldukça popüler bir isim. Manchester Belediye Başkanlığı döneminde önemli bir başarı elde ettiği yönünde yaygın bir değerlendirme bulunuyor. Dolayısıyla Keir Starmer, karar aldığında gelen tepkiler karşısında sık sık geri adım atan bir lider olarak değerlendiriliyor. “Tatsız tuzsuz” diyelim, bilmiyorum siz nasıl tanımlarsınız. “Ruhsuz” diyelim.

Ö.M.: Benim bilebildiğim izleyebildiğim en ruhsuz siyasetçilerden bir tanesi.

A.İ.: Zaten aslında siyasetçi değil, baktığınız zaman siyasi bir geçmişi de yok. Savcılıktan gelen birisi. Siyasal bir kimlik edinme iddiasını ise daha çok son yıllarda geliştirdi. Konuşma tarzı da oldukça sönük.

Bütün bunları alt alta koyduğunuzda ilginç bir tablo ortaya çıkıyor çünkü Birleşik Krallık öyle büyük bir kriz yaşamıyor. Keir Starmer’e yönelik büyük bir yolsuzluk iddiası ya da Boris Johnson dönemindeki gibi başbakanlık makamını kişisel amaçlarla aşırı kullandığına ilişkin ciddi suçlamalar da bulunmuyor.

Ö.Ö.: Epstein skandalı da var ciddi olarak tartışılan.

Ö.M.: Peter Mandelson, evet, o büyük bir skandal.

A.İ.: Peter Mandelson üzerinden bazı iddialar var; üstelik orada da çok büyük ve somut bir şey yok. Muhafazakâr Parti’nin 40 gün başbakanlık yapmış kadın liderini hatırlatıyor. Hatırlarsınız, o da paldır küldür istifa etmek zorunda kalmıştı. Biraz onun gibi yani. O da neredeyse hiçbir şey yapmadan, daha çok beceriksizlik ve anladığım kadarıyla o ruhsuzluk nedeniyle gitmişti.

Ö.Ö.: İsrail meselesinde de Starmer döneminde çok büyük kitle gösterileri olmuştu. Milyonlarca insan sokağa indi.

Ö.M.: “Palestine Action” grubunun çok sert polis müdahaleleriyle ve mahkeme kararlarıyla karşı karşıya kalmasının da bunda etkili olduğu söylenebilir.

Andy Burnham

A.İ.: Bütün bunlar söylenebilir ama asıl mesele, İşçi Partisi’nin kendi içindeki büyük memnuniyetsizliğin ortaya çıkmış olması. Mecliste çok büyük bir çoğunluğa sahip olmasına rağmen, siyasi vaatlerini yerine getirmekte yetersiz kaldığı ve sürekli geri adım attığı yönünde eleştiriler yöneltiliyor. Andy Burnham ise tam tersine, partiyi yeniden sol çizgisine çekmek amacıyla ortaya çıktı.

İsrail’e verilen destek konusunda da Keir Starmer, istifa konuşmasında kendisini şöyle savundu: İşçi Partisi içindeki büyük antisemitizm dalgasını temizlediklerini söyledi. Bu, biliyorsunuz, oldukça ciddi bir iddia.

Ö.Ö.: Jeremy Corbyn de zaten benzer suçlamalarla partiden uzaklaştırılmıştı.

A.İ.: Aynen. Keir Starmer, hem büyük bir düzensizliği, hem de büyük bir antisemitizm dalgasını temizlediklerini söyledi. Bu, tabii ki kendisinden önceki Jeremy Corbyn yönetimine yönelik bir eleştiriydi.

Andy Burnham ise şimdi milletvekili olarak yemin etti. Bundan sonra İşçi Partisi'nin yaz tatili öncesinde olağanüstü kongreye giderek yeni genel başkanını seçmesi, ardından da büyük olasılıkla Eylül ayında Keir Starmer'in başbakanlıktan istifa etmesi ve Kral'ın Andy Burnham'ı başbakan olarak görevlendirmesi bekleniyor- tabii beklenmedik bir gelişme yaşanmazsa.

Ö.M.: Bu da Birleşik Krallık'ta son 10 yılda altıncı başbakan değişikliği anlamına geliyor.

A.İ.: Eve, altı başbakan.

Ö.M.: Altı başbakan değiştirmişti, bu da yedinci olacak.

A.İ.: Arnavutluk’ta protesto gösterileri son hızıyla devam ediyor ancak vaktimiz olmadığı için şimdi onu ele alamayacağız. Cumartesi günü 200 bin kişi, Edi Rama hükümetinin kıyıları peşkeş çektiğini öne sürerek protesto yürüyüşü düzenledi. Çarşamba günü de Avrupa Parlamentosu önemli bir karar aldı. Maalesef bu karar Türkiye’de pek yankı bulmadı. Parlamento, Edi Rama’ya doğal koruma alanlarındaki inşaat projelerini derhâl durdurma çağrısında bulundu.

Ö.M.: Biz dün ona değindik, çok önemli aslında o da.

A.İ.: Arnavutluk’u izlemeye devam edeceğiz.

Ö.M.: Çok yoğun ve ilginç görüntüler de var, evet. Peki bitirdik, çok teşekkür ederiz Ahmet.

A.İ.: İyi günler.

Ö.Ö.: Görüşmek üzere.