Kişisel asistanlık ve sakatlar

-
Aa
+
a
a
a

Sakat Muhabbet'te Alper Tolga Akkuş ve Elif Gamze Bozo, kendi kişisel asistanları Hatice Güven ve Rozygul Cheliyeva'yı konuk ederek kişisel asistanlık konusunu gündeme getiriyorlar.

""
Kişisel asistanlık ve sakatlar
 

Kişisel asistanlık ve sakatlar

podcast servisi: iTunes / RSS

Elif Gamze Bozo: Merhaba Açık Radyo’ya, Sakat Muhabbet’e; sağlamcı zihniyetin kör topal muhalefetine hoş geldiniz. Ben Elif Gamze Bozo.

Alper Tolga Akkuş: Ben Alper Tolga Akkuş. Bugün 10 Ocak 2024 Çarşamba. Evet, biraz farklı bir giriş yaptık bu yıl Açık Radyo’ya. Geçen bölümün sonunda demiştim bir sürprizimizin olacağını. Sürprizimiz de buydu; iki ay önce konuğumuz olmuştu Elif Gamze Bozo. Biz o günden beri görüşüyoruz, telefonlaşıyoruz. Yakın da arkadaş olduk ve ben kendisine bir iki hafta önce bir teklifte bulundum, “Elif,” dedim, “Gel, bu programda benim yoldaşım ol!” O da sağolsun kabul etti ve bugün itibariyle Sakat Muhabbet artık iki kişi. Program jingle’ında ve program afişinde benim adım şimdilik olacak. Yeni yayın döneminde onları yenileyeceğiz çünkü bu kanunla ilgili bir şey. O konuda da bilgi verelim dinleyenlere. Evet, Elif nasıl bir duygu Sakat Muhabbet’de konuk değil de programcı olarak gelmek?

E.G.B.: Çok heyecanlıyım tabii ki. Çünkü radyo programı olarak bu benim ikinci deneyimim olacak. Biliyorsun, daha önce televizyon yayıncılığım ve haber muhabirliğim olduğu için ufak da olsa bir deneyimim vardı. Ama radyo için bu ikinci deneyimim olacak. Tabi heyecanlıyım. Yeni yayın dönemi, ve 2024’ün ilk girişi. Bakalım nasıl bir şey çıkacak. Umarım dinleyenler de memnun kalır.


A.T.A.: Ben ondan çok eminim zaten, hiçbir kuşkum yok. Bu arada Emine Öz destekçimiz bu hafta, bunun da bir detayını vereyim istersen. Şimdi 10 Ocak dedik ama biz tabii kaydı önceden alıyoruz. Bugün 3 Ocak Çarşamba ve ben de sesimden dolayı - anlamıştır dinleyenler - biraz hastayım. Bu, herhalde salgın ile alakalı bir şey. Ben Açık Radyo’ya sormayı unuttum destekçilerimiz kim diye hasta da olduğum için ve yarım saat önce Nazlı Zaman - buradan teşekkür edeyim kendisine ismini de söyleyerek- mesaj attım. Nazlı Hanım dedim, “Hastayım diye unuttum ben size yazmaya, destekçilerimiz kim?” Hemen ne yaptı, ne etti buldu ve Emine Öz'ün ismini bize iletti. Buradan Emine Hanım'a, Nazlı Hanım'a teşekkür ediyorum. Üç kadın da yanımda. Elif'in yanında Roza Hanım var, kendi kişisel asistanı. Benim yanımda da Hatice Hanım var, benim kişisel asistanım diyebiliriz değil mi? Seninle bunu konuştuk zaten.

E.G.B.: Evet, kişisel asistanlarımız.

A.T.A.: Hatice Güven, peki Roza Hanım'ın soyadı neydi?

Rozygul Cheliyeva: Soyismim Cheliyeva.

A.T.A.: Hatice Güven ve Rozygul Cheliyeva konuklarımız bugün. Bu hafta hem ‘Hoş geldin Elif Gamze’ diyeceğiz ama bir yandan da hayatlarımızın en önemli kişileri diyebiliriz değil mi? Benim için Hatice Hanım öyle zaten, senin için de Roza Hanım öyledir. Kişisel asistanlık konuşacağız aslında. Önce izninle, sana dün dedim ben bunu Elif, 30 bölümdür tek yapıyorum programı ve tek olmaya çok alıştım ve eğer çok konuşursam, sözü sana bırakmıyorsam araya gir, müdahale et, beni durdur. Bir kaç bölüm sonra ben de alışırım bu düzene. Hatice Güven benim tarafımda ki konuk. Kendisi her hafta evime gelip temizliktir, çamaşırdır, yemektir, içmektir; onları hazırlayan bir arkadaşım. Sekiz yıl oldu mu Hatice sen gelmeye başlayalı?

Hatice Güven: Tabi ki, tam sekiz yılımızı doldurduk.

A.T.A.: Hatice Güven kimdir? Seni bir tanıyalım isterim.

H.G.: Hatice Güven, 1979 doğumlu, evli, iki çocuk annesi, iki torun anneannesi. Bir oğlum var, üniversiteyi yeni bitirdi. 17 seneden beri temizlik hayatına devam ediyorum, evime katkıda bulunuyorum. Böyle benim hayatım kısacası.

E.G.B.: Şimdi Roza Ablamı tanıyalım.

R.C.: Ben, 1979 doğumluyum. Üç tane çocuğum var; ikisi evli, bir tanesi küçük yani daha öğrenci, okulda o.

E.G.B.: Sen Türkiyeli değilsin, mesela memleketinden de bahsedebilir misin?

R.C.: Evet, ben memleketimde değilim yani çocuklarım orada tek başınalar. Kendi işlerini kendileri görüyorlar.

A.T.A.: Çocuklar nerede?

R.C.: Türkmenistan'dalar çocuklarım, ben, kendim burada Türkiye'deyim.

E.G.B.: Burada olmanın avantajlarını ve dezavantajlarını birazdan konuşacağız zaten çünkü yurt dışından gelen kişisel asistanlar yani bu işi yapan kişiler ne gibi zorluklarla karşılaşıyor, bunları paylaşırsın. Değil mi Alper öyle de yapabiliriz?

A.T.A.: Kişisel asistanlık konusunu seninle de konuştuk. Daha önce buna dair konuşmuştuk aslında. Hatice Hanım’a Hatice diyorum aslında ben ama burada ‘hanım’ diyorum, o benim yakın arkadaşım artık. Gönül birliğimiz var. Ailesiyle tanışıyorum; eşi, çocukları, torunları. 1979 doğumlu iki bakıcımız da. Bakıcımız da diyebilirim ben aslında. Hatice’ye ‘bakıcım’ diyeyim. Sen dedin ya Elif, ‘o da senin asistanın’ diye. Hatice gündeliğe geliyor ama benim özel durumum nedeniyle gündeliğe gelme işini biraz detaylandırdı aslında Hatice zaman içinde. 15 günde bir, haftada bir oldu. Çamaşır, yemek, bilmem ne derken o da oldu bu da oldu derken, şimdi kendi evi gibi görüyor zaten benim evimi. Roza Hanım da öyledir sanıyorum senin için. Bu programda artık ortağız seninle Elif Gamze, sana bırakıyorum, müzik arasına kadar sen idare et Elif.



Kişisel asistanlık

E.G.B.: 
Tamam, şimdi şöyle yapalım; kişisel asistanlığın ne olduğunu anlatalım çünkü kişisel asistanlık, Türkiye'de de bilinen bir şey değil. Böyle daha halk diliyle ‘bakıcı’ olarak tanımlanan ama bizim için; bağımsız yaşam haklarını savunan kişiler, engelli bireyler, hak temelli mücadele veren engelli bireyler için kişisel asistanlık olarak tanımlıyoruz. Kişisel asistanlık nedir ve bakıcı ile arasındaki farkı da anlatmak isterim.

Kişisel asistanlar, genellikle engelli ve yaşlı hizmetlerinde onlara refakat eden, engelli ve yaşlı bir kişinin ihtiyaçlarını karşılarken, engelli ve yaşlının belirleyeceği alanlarda, onların istediği şekilde, yatma saati, kalkma saati, ilaç saati veya alışveriş saatini engelli ve yaşlılar belirliyor. Aslında kişisel asistanlık tam da burada devreye giriyor ve genellikle bakıcı dediğimizde bunun tam tersi oluyor. Genellikle bakan kişiler belirliyor saatleri çünkü çocuk bakan kişiler de böyledir; bebeğin maması, saati, uyku saati gibi durumları bakıcı kişiler belirler. Ama burada, kişisel asistanlık da bunun tam tersi. Engelli ve yaşlı belirliyor açıkçası; yatma, kalkma, ilaç saati, yemek saati, uyku saati, alışveriş saati, gezme saati gibi birçok programın gündelik hayattaki programlarını kişi kendi belirliyor ve kişisel asistan da ona destek oluyor, yardımcı oluyor.

Burada kişisel asistanın avantajı şu; bağımsız yaşam hakkında en önemli rol model kişisel asistanlar oluyor yani ailenin bakması gerektiği konularda kişisel asistanlar devreye girmiş oluyor. Aradaki fark bu. Yarım gün olabilir, tam zamanlı olabilir ya da yatılı olabilir. Kişisel asistan, engelli ve yaşlı bireyin kendi belirleyeceği çalışma saatini yine o kişiler belirliyor. Aradaki farkımız buydu ama bakıcı kısmı için Türkiye'de farklı bir algı var. Yine dediğim gibi, ihtiyaçları bakan kişi belirliyor.


A.T.A.: Yani bakıcı bebekler için kullanılan bir şey; kişisel asistan da yaş fark etmeden engelli, sakatlar ya da yaşlılar için kullanılan bir şey. Doğru mu anladım ben bunu?

E.G.B.: Doğru, kesinlikle öyle. Sakatlar ve yaşlı hizmetlerinde çalışanlar kişisel asistan oluyor; bebek bakanlar da bakıcı olarak tanımlanıyor.

A.T A.: Evde bakım hizmeti dendiği zaman sakatlar da işin içinde gibi düşünüyordum ben. Öyle mi Türkiye'deki jargon yoksa yanlış mı kullanılıyor? Şimdi aklıma geldiği için açtım konuyu.

E.G.B.: Evde bakım hizmetleri aslında tam olarak kişisel insanlık görevini tamamlamıyor çünkü evde bakım hizmetleri dediğimiz, sadece gelip evdeki rutin işleri yapmakta görevlendiriliyor ya da yer alıyor ya da sağlık kontrollerini yapmaya ya da evdeki tadilat işlerini yapma kısmında, evde bakım hizmetleri devreye giriyor. Evde bakım hizmetlerinin aslında Türkiye'de çok fazla sistem olarak oturmuş bir yapısı yok. Çünkü engelli bireyler genellikle bu konuda tam olarak hizmet alamıyor. Bu da yine belediyeler aracılığıyla yapılıyor. Aslında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın üzerinden ilerleyen bir evde bakım hizmeti olması gerekiyor yani zorunluluk ve sürekli olan bir ihtiyaç olması gerekiyor.

A.T.A.: Şimdi tam ortalara geldik Elif. Ben hep konuklara soruyorum ama Roza Hanım’ın iznini alacağım, benim Hatice'ye iki üç haftadan beri sözüm vardı ve bir şarkı istiyordu o. Hatice hangi şarkıyı dinleyelim, senin gönlünden ne geçiyor bu hafta?

H.G.: Sibel Can'dan istersem olur mu?

A.T.A.: Olur elbette. Hangisi olsun?

H.G.: Melekler Ağlıyordu”. Müsaadeniz var mı? Onu da sormak lazım.

A.T.A: İzin var mıdır Roza Hanım, Elif Hanım?

R.C.: Müsaade sizin.

A.T.A.: Sakat Muhabbet devam ediyor. Bu hafta iki konuğum ve bir program ortağım var. Konuklarımız Rozygul Cheliyeva ile Hatice Güven ve Elif Gamze Bozo da program ortağım. Elif, şöyle bir teklifim var; ikinci bölümde artık Hatice Hanım ve Roza Hanım’ı tanıyalım. Roza Hanım’a ben sorayım, Hatice Hanım’a sen sor diye düşündüm, ne dersin?

E. G. B.: Tamam, tabi ki, seve seve.

Türkmenistan’dan kişisel asistan Rozygul Cheliyeva; Mersin’den gündelikçi Hatice Güven


A.T.A.: Sabahtan başlayarak Roza Hanım, Elif Gamze ile bir gününüzü özetler misiniz? Öyle başlayalım isterseniz.

R.C.: Sabahtan başlıyoruz yani abla kardeş gibi geçiyor günümüz.

E.G.B.: Mesela neler yapıyoruz abla?

R.C.: Mesela sabahleyin kahvaltımızı yapıyoruz, ondan sonra kahve. Öğlen başlıyor ve ondan sonrası da böyle şeylerle devam ediyor.

A.T.A.: Dışarı çıkıyor musunuz, dolaşıyor musunuz?

R.C.: Evet, mutlaka çıkıyoruz dışarı. Dışarı çıkmadan olmuyor, Atlantis’e gidiyoruz.

E.G.B.: AVM'ye gidiyoruz.

R.C.: Sabahtan akşama kadar da gezebiliriz yani geziyoruz. Akşam da gelme derlerse gelmiyoruz.

E.G.B.: Evet, Hatice Ablacım diyeceğim çünkü samimiyetimizden, Alper'le bir gününüz nasıl geçiyor?

A.T.A.: Elif, bunu tanımlamak o kadar acayip bir şey ki. Şimdi bir gün önceden zaten beynimde bir hazırlık yapıyorum. Alper'in soracağı veya bana yapacağı muziplikleri kesinlikle bir beynimde dolaştırıyorum. Yani benim hayatım buraya geldiğim gün çok değişiyor, buradan giderken çok değişiyor. Yapılan işleri gerçekten hiç saymıyorum, onlar çok ayrı bir şey. Onlar görevim benim artık ama şu var; her şeyi severek yapıyorum Elif, ona karşı yaptığım her şeyi. Birkaç gündür rahatsız olduğunu biliyorum ve içimde bir şey var ki yanında olmam gerekiyor. Sabah ona çorbasını içirirken zevk aldım, ‘onu iyileştireceğim’ dedim mesela. Yani burasını aslında ben, işim olarak düşünmüyorum; o benim arkadaşım, dostum, dertleşebileceğim bir psikoloğum belki de çünkü onunla bu konuda çok iyi anlaşıyorum. Yani sekiz yıl bize o kadar güzel şeyler kattı ki Elif. Ama sekiz yılın bir de öncesi var; bir canavardı kendisi, şu an çok güzel bir melek oldu.

E.G.B.: Nasıl başardınız?

H.G.: Zamanla Elif. Tanımakmış meğer yani ön yargılar vardır ya biz de o önyargılarla hareket ettik. Bana tanıtılan kişi çok değişikti ama ben tanıyınca hayatımda çok mükemmel bir insan, belki yol gösteren bir insan olarak bile tanımlayabilirim kendisini ve çalışmayı iple çekiyorum Elifçiğim.

A.T.A: Ya detay da vereyim o dediği şeye; annem, rahmetli, Allah rahmet eylesin, ilk geldiği zamanlar Hatice'ye, ‘Hatice, benim oğlum biraz deli doludur. Odasından hiçbir şeyi alıp sağdan sola koyma. Birdenbire sana parlayabilir, kızabilir’ demiş. Benim haberim bile yok bundan ve öyle biri de değilim. Yabancı bir hanımefendi eve gelmiş diye hiç konuşmuyorum onunla, rahatsız olur diye. O da benimle konuşmuyor, demek ki psikolojik bir rahatsızlığı var diye düşünüp iyice çekinmiş.

H.G.: Bakın gene önyargılar giriyor işin içine Alperciğim. Önyargılar değil midir Elif zaten bizi hayattan kopartan?

E.G.B.: Kesinlikle öyle.

H.G.: Bundan birkaç hafta önce, ben senin sesini duyduğum gün kendisine - bakın burada – “Alper,” dedim, “Efendim,” dedi, “Alper, çok güzel bir ses tonu var ve beni kendisine çekti. Ben tanımak isterim,” dedim. “Öyle mi?” dedi ve “Sen bununla bir program yapar mısın Alper,” dedim. “Birkaç program yap, bak çok güzel olacak,” dedim ve şimdi kendisi burada.

A.T.A.: Evet, doğru. ‘Konuk al’ demişti ve ben abarttım biraz, ortak aldım.

H.G.: Evet ama çok güzel oldu yani bu benim hissiyatım Elif.

A.T.A.: Peki Hatice, şimdi ben sakat bir bireyim ve sen gündeliğe bir çok eve gidiyorsun, yıllarca da gittin. İlk geldiğinde benim sakat olduğumu fark ettiğin zaman, sakat olduğum için bir tereddüt yaşadın mı? O günlerde ne hissediyordun? Çünkü dinleyenler için aslında yapıyoruz programı ve onlara da aslında bir ışık olacak bu senin paylaşımların.

H.G.: Evet, aslında güzel bir yere değindin Alper. Şu vardı; acaba onu incitecek bir kelime kullanır mıyım? Yani buradan kalkar mısın, şunu yapar mısın veya bunu neden buraya bıraktın, bunun burada olmaması gerekiyor gibi kelimeler kullanacağım da kendime bir fren veriyordum. Yapabilir miyim, kırabilir miyim derken orada kendimi yerine katıyordum, bu kelime bana söylenirse gibi. Bunu halletmem gerekiyor mesela.

A.T.A.: 'Kalkabiliyor mu, rahat kalkabiliyor mu’ falan da var ama henüz tanımadığın içindi, doğru.

H.G.: Tam bilmiyordum ki onun ne gibi bir rahatsızlığının olduğunu. Belki benim gördüğüm haricinde farklı da bir rahatsızlığı vardır dedim ve ondan sonra daha dikkatli olmaya çalışıyorsun. Kendimi onun yerine koymam lazım, ona el olmam lazım, ayak olmam lazım, beyninden geçen şeyleri hayata geçirmem lazım dedim. Bir yere çıktığımız zaman hemen ‘Alper koluma girer misin?’ diyorum ama onu incitmeden, anlatabildim mi?

E.G.B.: Anlıyorum yani içselleştirmişsiniz Alper’in yaşamını. Aynı soruyu Roza Ablama da sormak lazım. Evet ablacığım, sen ne gibi etkiler hissettin? Bir sakatla yaşamak nasıl bir süreçti? Deneyimlerini paylaşır mısın? Dinleyicilerimiz de bu konuda aydınlanmış olur.

R.C.: Benim bu yere gelip çalıştığım süre bir buçuk sene oluyor. Yani ilk geldiğimde ‘ben bu kız ile çalışabilir miyim’ dedim kendime, ilk başta gördüğümde, önceden korkarak geldim ben. Bir iki gün sonra da alıştım. Ben ‘kendim yapacağım’ dedim ama annen ‘yok hayır’ dedi. Ben ‘değiştireyim üzerini’ dedim ama ‘yok ben yaparım’ dedi annen. ‘Bana güvenmiyor musunuz?’ dedim, ‘ben yapayım’ dedim ve sonra da bana bıraktılar her şeyi. Yani normal geliyor, yetişkinler gibi davranıyoruz yani birbirimize de. Ben ona ‘sen sakatsın’ diyerek hiç o gözle bakmadım.

E.G.B.: Bu arada Alper, tabi dinleyiciler belki şu an farkında değiller görmedikleri için; ben cam kemik hastası olduğum için ailemde tabi bir tedirginlik vardı. Kişisel asistanlara bırakmak, buradaki yol haritasını nasıl belirleyeceğimiz konusunda da bir korkuları vardı. Çünkü her hangi bir darbede veya ufak bir yanlış harekette hayatıma mal olabilir diye bir endişeleri vardı. Ama Roza Ablam benimle hayatını o kadar içselleştirmişti ki - tabi Roza Ablam da söyleyecektir bunu. Tabi o ilk zamanlarda hep endişelerimiz vardı ama biz bunu nasıl aştık Abla. Onu da anlatabilir misin iletişimin gücüyle?

R.C.: Evet. İletişimin gücüyle birbirimize güvendik. Yani ben ‘bunu yapabilirim’ dedim ve yaptım da sonunda. Annenin bir şey vermeye hiç niyeti yoktu önce ama ‘ben yapacağım’ dedim, her şeyini aldım elinden, annene de yapacak bir şey kalmadı.

E.G.B.: Annem şimdi yalnız kaldı, boşta kaldı. Annem hatta diyor ki şimdi, ‘ben çok sıkılıyorum, siz iki bacı her yeri geziyorsunuz, gidiyorsunuz, ben sıkılıyorum.’ Bazen arada annemi de götürüyoruz, ‘hadi anne, sen de gel’ diye. Şimdi annem diyor ki ‘ben geliyorum yanınıza, öyle oturuyorum, siz eğleniyorsunuz, ben sıkılıyorum.’ Şimdi de tam tersi oldu.

A.T.A.: Evet, aklıma geldi şimdi, dinleyenler diyecektir, bu Roza Hanımın çocukları da var, tüm gün Elif Hanımla beraber iken çocuklar ne oluyor? Onlara nasıl bakıyor, onlar ile nasıl iletişim kuruyor? İhtiyaçları da var. Siz buradasınız, onlar nasıl çözümleniyor acaba Roza Hanım?

R.C.: Çocuklarım büyüdüler, ikisi de evli. Yengesi var yanında küçük çocuğumun, oğlumun. Yengesi bakıyor bir şekilde ona. Buradan para gönderiyorum onlara ihtiyaçları için yani onlar kendi kendilerini çekiyorlar, bana hiç de ihtiyaç yok.

A.T.A.: Bunu sordum çünkü dinleyenler de soru işareti kalmasın istiyorum. Şimdi biz ikimiz konuştuk Elif; Hatice benim hayatımda, Roza senin hayatında var ama Türkiye'de durum ne? Hukukçu da olduğun için detayı biliyorsundur. Türkiye'de ihtiyaç çok kişisel asistanlara. Bu konuda yasal mevzuat ne ve ne olması gerekiyor diye son bir soru sormuş olayım sana programın sonunda.

Türkiye’de Kişisel Asistanlık Ne Durumda?

E.G.B.: 
Aslında bu çok önemli bir konu. Bizim Engelli Kadın Derneği'nin de bununla ilgili bir projesi ve çalışması var; kişisel asistanlık, bağımsız yaşam hareketi nedir, bunlarla ilgili neler yapılmalı? Biz, daha önce Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'na bu proje ile ilgili bir rapor gönderdik ama tabi ki bakanlık bu konuda, bununla ilgili hiçbir çalışma yürütmediği için ‘evde bakım hizmetleri’ni başlattı. Ama dediğim gibi, çok eksikleri var evde bakım hizmetlerinin; sadece kısa süreli bir yardım ve ayda bir iki defa bu hizmetten faydalanabiliyorsunuz. Evde bakım hizmetleri de belediyelere verilmiş durumda. Kişisel asistanlık, Türkiye'de henüz bilinmiyor ve çok külfetli diyebileceğimiz, maddi anlamda engellilerin maaşları, bakım aylıkları yeterli olmadığı için bunu karşılamak biraz zor. Peki ne yapmalı? Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nda bir ofis oluşturulup kişisel asistanlık verilmeli. Çünkü yaşlı bakım hizmetleri için de bu geçerli. Burada ailenin de aslında bir noktada üzerinden kısa vadede bir yükü almış oluyorsunuz.

Şöyle düşünün; bir engelli annesi yıllarca hastaneye gidememiş, kendi özel ihtiyaçlarını karşılayamamış çünkü evde bakım gerektiren bir engelli bireyi var ve bu ailelerin genellikle özel hayatları, kendi alanları yok. Aileler, bu konuda kendileriyle yani kaderleriyle baş başa bırakılmış, devletin bütün imkanları ellerinden alınmış, sosyal devlet anlayışından uzak, ciddi bir kırılgan bir grup var Türkiye'de. Daha önceki yayında da bahsetmiştim Alper; %6,9 engelli oranı olarak biliniyor ama biz deprem sonrası ne kadar engelli kaldığını bilmiyoruz. Dolayısıyla engelli bireylerin bu hizmetlerden faydalanabilmesi için, önce veri yoksunu ülkemizin verileri ortaya koyması gerekiyor. Yani engellilik oranı ne kadardır, ne kadar hizmet alması gerekiyor gibi, önce bunu koymamız gerekiyor ortaya. Anayasal güvence altına alınan 90. maddesinde, ‘her birey hakkı olana eşit erişebilir, ‘devlet bakımına muhtaç olan herkesi eşit bir şekilde korur ve bakımını üstlenir’ der. Dolayısıyla biz anayasal güvence altında bulunan bu haklardan faydalanamıyoruz. Ailelerin maddi geliri iyi ise bu ancak kişisel asistanlığı karşılayabiliyor. Yoksa devlet bu konuda hiçbir çalışma yürütmüyor. Devletin acil olarak aileleri bu yükten biraz da olsa hafifletmeli ve özellikle bakım evlerini de iyileştirerek kanun koyucunun tedbir ve koruyucu mekanizmalarının işler hale getirmesi gerekmektedir.

2024 Dilek ve Niyetleri


A.T.A.: Şimdi bu program 2024’ün ilk programı ve üç tane güzel kadına 2024 için ne hissediyorsunuz, ne diyorsunuz diyerek bitirelim isterseniz. Roza Hanım, Elif Hanım ve Hatice Hanım ile bitireyim. Roza Hanım, dilekleriniz nelerdir?

R.C.: 2024’de sağlık olsun, herkes mutlu olsun.

A.T.A.: Elif sen ne diyorsun 2024 için?

E.G.B.: Yeni yılda engelsiz bir hayat diliyorum her şeyden önemlisi. Erişilebilir, adaletli, eşit haklara sahip, eşit yurttaşlık, eşit vatandaşlık, hiçbir engellinin arkada bırakılmadığı, sesimizin daha fazla duyulduğu bir gelecek için daha fazla engelli bireyin siyasette temsiliyetlerinin artırılması, her alanda engelli bireylerin varlığından söz edilmesi, engelli ailelerinin gözü arkada kalmayacağı bir dünya diliyorum.

A.T.A.: Hatice, senin de dileklerini alalım.

H.G.: Sevmek, sevilmek çok güzel bir şey. Ben sevilmeyi çok seven bir insanım. Sevdiklerim yanımda olsun gerisi hepsi olur diye düşünüyorum, sadece bu.

A.T.A.: Evet, çok özel bir bölümdü benim için. Benim dileğim sizin mutlu olmanız, böyle aradan sıyrılayım. Bu hafta hem yeni ortağım Elif Gamze Bozo’yu ve iki hanımefendiyi, kişisel asistanlarımız Roza Hanım ile Hatice Hanım’ı konuk ettik. Bu arada Emine Öz destekçimiz idi ve ona da teşekkür ediyoruz. Herkese iyi yıllar diliyorum.

E.G.B.: İyi yıllar.