"İklim adaleti meselesi sadece Güney'in sorunu değil"

-
Aa
+
a
a
a

Açık Gazete'de Ömer Madra ve Özdeş Özbay, Londra İklim Eylem Haftası’ndan izlenimleri, Avrupa’yı etkisi altına alan sıcak hava dalgasını, iklim adaleti hareketlerinin uluslararası buluşmalarını ve Antalya’da düzenlenecek Halkların İklim Zirvesi hazırlıklarını iklim aktivisti Tuğçe Oklay ile değerlendiriyor; küresel iklim hareketlerinin güncel gündemini, sivil toplumun COP süreçleriyle kurduğu ilişkiyi ve alternatif iklim zirvelerinin iklim mücadelesindeki rolünü ele alıyorlar.

""
Açık Gazete: Tuğçe Oklay'la Halkların İklim Zirvesi hazırlıkları üzerine
 

Açık Gazete: Tuğçe Oklay'la Halkların İklim Zirvesi hazırlıkları üzerine

podcast servisi: iTunes / RSS

Ömer Madra: Evet, Apaçık Radyo'nun Açık Gazete’si devam ediyor. Biraz önce de duyurmaya çalıştığımız gibi Tuğçe Oklay'a bağlandık. Londra’da İklim Haftası (Climate Action Week) vardı ve kendisi konuğumuz. 

Özdeş Özbay: Şu anda da hala devam ediyor.

Ö.M.: Evet, devam ediyor. Bununla ilgili bilgileri de biraz paylaşmak üzere bizimle beraber. Hoşgeldin Tuğçe.

Ö.Ö.: Merhaba Tuğçe, hoşgeldin.

Ö.M.: Evet, neler olup bitiyor? Halkların İklim Zirvesi’nin de katılımıyla gerçekleşen görüşmeleri ve bütün Avrupa’yı etkisi altına alan sıcak hava dalgasını konuştuk. İlk yarım saatimizin neredeyse tamamını buna ayırdık. Tarihte görülmemiş, son 300 yılın en büyük sıcak hava dalgalarından biri olarak değerlendirilen bu durumdan da bahsettik.

Tuğçe Oklay: Dün zaten bir toplantı yaptık. Friends of the Earth ofisine davetliydik. Orada bir tanıtım gerçekleştirdik. Bu konu da toplantıda ele alınan başlıklardan biriydi. Çünkü ofiste klima bulunmuyor.

Ö.Ö.: Öyle mi? Londra'da olunca belki ihtiyaç olmaz diye düşünmüşlerdir zamanında ama işte...

T.O.: Aynen öyle. Bir de organizatör arkadaşımız, burada önemli bir kuruluş olan War on Want'ın kendilerini davet ettiğini söylüyor.

Ö.Ö.: Savaş karşıtı.

T.O.: Evet, aslında kesişimsel bir örgüt. Hem savaş karşıtı bir çizgide yer alıyor, hem de adil geçiş konusuyla ilgileniyorlar. Ancak bunu yalnızca enerji dönüşümüyle sınırlı değil, daha geniş bir çerçevede ele alıyorlar. Kısacası, yeni bir düzen talep ediyorlar. Bu açıdan bizim yaklaşımımıza da benziyor.

Dolayısıyla oradaki arkadaşımız, bir yandan klimaların olmamasına sevindiklerini ancak diğer yandan bunun bazı zorluklar yarattığını söylüyordu. Hatta toplantıyı iptal etme ihtimali bile gündeme gelmiş. Sonrasında vantilatörlerle durumu idare edip toplantıyı gerçekleştirmişler. Ancak bu akşam yapılması planlanan toplantı da aynı nedenle yarına ertelenmiş.

Ö.Ö.: Sıcaklardan dolayı toplantı mı ertelendi yani?

Ö.M.: Evet.

T.O.: Sabahki başka bir toplantımızda da üç kişi yaklaşık 40 dakika geç kaldı çünkü tren raylarında sıcaklığa bağlı genleşmeler meydana gelmiş, bu nedenle tren seferleri aksadı. Hatta bazı tren seferleri tamamen iptal edildi.

Ö.Ö.: İklim uyumu deniyordu ya, özellikle yoksul ülkeler için. Meğer İngiltere'nin de buna ihtiyacı varmış.

Ö.M.: Aynen öyle. Biraz önce de Alex Steffen'ın 'This Is Not Your Grandparents’ Heat' başlıklı oldukça ilginç bir yazısına değinmiştik. O da zaten önümüzdeki dönemde yapacağımız her türlü planın ve faaliyetin bu yeni iklim koşullarına uyum sağlamak zorunda kalacağını hatırlatıyordu. "Bunu aklınızdan çıkarmayın" diyordu.

T.O.: Yani çok ciddi bir durum kesinlikle. Bununla ilgili olarak da Asad Rehman'ı belki duymuşsunuzdur. Kendisi uzun yıllar War on Want'ta yöneticilik yaptı. Aslında daha önce Friends of the Earth ile de çalışmış. Şimdi ise yeniden Friends of the Earth ofisine dönmüş. Bize bununla ilgili şunu söyledi: "Eskiden iklim adaleti meselesi daha çok Güney ülkelerinin sorunuymuş gibi görülüyordu. Oysa Kuzey ülkelerinde güçlü bir hareket oluşturulmadan adalet sağlamak mümkün değil. Bu yüzden ben War on Want'ı bıraktım ve Friends of the Earth'e geri döndüm. Çünkü bizim asıl işimiz Kuzey'le," dedi.

Ö.M.: Evet, çok ilginç. Peki neler konuşuluyor, durum ne?

T.O.: Çok ilginç bir ortam burası. Ben Climate Action Week'e ilk kez geliyorum. War on Want ofisinde çalışan bir arkadaşımız, önceki yıllara göre bu yıl çok daha fazla katılımcı olduğunu söyledi. Bunun muhtemelen ABD'de yaşanan gelişmelerle bağlantılı olduğunu düşündüğünü belirtti. Bu nedenle vakıfların ve filantropik kuruluşların da bu yıl daha yoğun katılım gösterdiğini söyledi.

Bu etkinlik aslında şöyle bir etkinlik: Bu yıl istisnai olarak çok büyük ki belki bundan sonraki yıllarda da büyük olacaktır. Yaklaşık 750 etkinlik gerçekleşiyor. Bunların çoğu toplantı niteliğinde. Kapalı toplantılar olduğu gibi, "Biz bu yıllar boyunca bunları yaptık" diyerek çalışmalarını paylaşan açık toplantılar da var.

Mesela yaklaşık 20 yıldır bir film inisiyatifi geliştiren bir ekiple tanıştık. Onlar özellikle Güney ülkelerinde ve yerli topluluklarla çalışıyorlar. Kamera kullanımı, anlatmak istedikleri hikâyeler ve anlatı kurma süreçleri gibi konularda atölyeler düzenliyorlar. Bu çalışmalar aracılığıyla yerli toplulukların görünürlüğünü artırmaya ve onları güçlendirmeye odaklanıyorlar. Bu organizasyonu destekleyen dört vakıf varsa, onlar da gelip yaptıkları çalışmaları ve sağladıkları destekleri anlatıyorlar.

Ö.Ö.: Bu Londra İklim Eylemi Haftası, her yıl Haziran ayında Londra'da düzenlendiği için bu adı almış. Anladığım kadarıyla 2019 yılında başlamış. Ben de kısaca baktım. Geçtiğimiz yıllarda da takip etmeye çalışıyorduk ama bu, resmî COP zirveleri gibi bir etkinlik değil tabii. Senin de bahsettiğin gibi yüzlerce sivil toplum örgütü, sendika, şirket, uluslararası kuruluş, belediye, üniversite ve bilim insanı bir araya geliyor. Hafta boyunca yoğun bir etkinlik takvimi kapsamında çeşitli buluşmalar ve toplantılar gerçekleştiriliyor. Şimdi sen de bugüne kadarki en yüksek katılımın olduğunu söylüyorsun.

T.O.: Evet. O aktörlerin önemi de şuradan geliyor: Londra'nın farklı mahallelerine yayılmış çok sayıda etkinlik var ve hatta bunların arasında giderken bazen 20 metro durağı kadar yolculuk yapmak gerekebiliyor.

Bu etkinliklerde STK'lar, vakıflar, filantropik kuruluşlar, şirketler, belediyeler ve bilim insanları gibi farklı aktörler yer alıyor. Bunlar bir araya gelerek hem yaptıkları çalışmaları anlatıyorlar, hem de iklimle ilgili öngörülerini ve planlarını paylaşıyorlar. Bizim gittiğimiz etkinliklerde ise ağırlıklı olarak STK profesyonelleri ve vakıflar vardı. Bu nedenle bu etkinlikler, bu aktörlerin birbirleriyle buluştuğu bir alan gibi işliyor.

Londra'nın her tarafına yayılmış bu etkinlikleri bir fuar gibi tahayyül edebilirsiniz ancak içeriği iklim üzerine kurulu bir fuar. STK'lar ve vakıflar açısından bakıldığında yapı daha çok bu şekilde.

Devletler ve şirketler tarafında ise farklı toplantılar da düzenleniyor. Örneğin rüzgâr türbini üreten şirketlerle devlet temsilcileri, Birleşmiş Milletler iklim süreçlerine katılan ülkelerin temsilcileri bir araya gelebiliyor. Adil geçiş gibi konular üzerine kapalı toplantılar yapılabiliyor. Bu toplantılara bakanlar ve çeşitli düzeylerde kamu görevlileri de katılabiliyor.

Ö.Ö.: Kapalı mı yapıyorlar orada? Yani Londra'nın farklı mahallelerine yayılmış mekânlarda kapalı toplantılar mı düzenliyorlar?

T.O.: Aynen öyle.

Ö.Ö.: Türkiye yok mu mesela? Ne bileyim, TOGG üzerinden ya da elektrikli araçlar üzerinden katılanlar olmuyor mu?

T.O.: Elektrikli arabayı bilmiyorum ama evet, yenilenebilir enerji alanında Türkiye'den bir şirket de gelmiş.

Ö.Ö.: Öyle mi?

T.O.: Evet, ilginç. Ayrıca bu toplantıdan da zaten Türkiyeliler üzerinden haberim oldu. Dolayısıyla COP’a giderken bu ticaretleşmenin bir ayağı da oluşmuş. Bizim STK tarafında da ayrı bir boyutu var. Yine dediğim gibi, biraz o bağışçı mantığında işleyen bir alan. “Buna ne kadar para ayrılır, para ayırmak lazım, o parayı da kime ve nasıl transfer edeceğiz?” gibi tartışmaların döndüğü bir zemine de dönüşmüş.

Ö.Ö.: Evet, Halkların İklim Zirvesi temsilcisi olarak aslında bir yandan gidiyoruz. Tabii ortada resmî bir temsilcilik durumu yok; daha çok Londra’daki etkinlik kapsamında çeşitli kurumlarla toplantılar yapmak, tanışmak ve Antalya’da yapılacak Halkların İklim Zirvesi yani COP31’e alternatif olarak düzenlenecek zirveye yurt dışından destek ve katılım sağlamak için oradasın. O görüşmeler nasıl gidiyor?

T.O.: Aynen öyle, tam da bunun için geldik. Bizim tek bir dezavantajımız var; o da sektör profesyoneli olmamamız. Ama sektör profesyonelleriyle birlikte çalıştığımız için onlar bize kapı açıyorlar. Bu gerçekten çok faydalı oluyor. Mesela bugün de sabah yine bir etkinliğe gireceğiz.

Ö.Ö.: Sektör derken sivil toplum örgütünlerini kastediyorsun herhalde.

T.O.: Evet, evet. Sivil toplum örgütlerini kastediyorum. Mesela dün Oxfam ile bir araya geldik. Onların “Digital Safe Space” diye bir çalışması var. Gençlik örgütlerinin COP sürecinde, yerli halklara ve sürecin doğrudan muhataplarına nasıl daha açık olabileceği üzerine çalışıyorlar. Yaka kartları, vizeler, dijital erişim gibi konuların yanı sıra, örneğin bizim düzenleyeceğimiz zirvede bir yürüyüş günü olacak. Bu yürüyüşün nasıl sorunsuz ve güvenli şekilde gerçekleşebileceği üzerine çalışan, güvenlik rehberleri hazırlayan örgütlerle de temas kurduk.

Bunun gibi hem daha önce Halkların İklim Zirvesi’ne katılmış örgütlerle bir araya geliyoruz, hem de ileride bize destek verebilecek yeni örgütlerle tanışıyoruz. Bu anlamda bir temsil göreviyle burada olduğumuz söylenebilir.

Bugün katılacağımız etkinlikte de filantropistlerle tanışacağız; bakalım nasıl geçecek. Tam da bu yüzden şunu söylemek istiyordum: Belli ki burası, Türkiye’den Toprağımızı Vermiyoruz Platformu’ndan birilerinin gelmesi gereken bir alan. Aynı zamanda, keşke içeride olmasaydı da Osman Kavala gibi isimlerin de bulunması gereken bir ortam.

Ö.Ö.: Bu şekilde çok sayıda sivil toplum temsilcisi bir araya gelip birlikte neler yapabileceklerini konuşuyorlar diyorsun.

T.O.: Yani Halkların İklim Zirvesi'nin biraz küçük bir organizasyonel versiyonu gibi bir şey.

Ö.Ö.: Bu arada uluslararası bir etkinlik herhalde, değil mi? Adı Londra İklim Haftası ama İngiltere dışından da oldukça fazla katılım var anladığım kadarıyla. Yani farklı ülkelerden sivil toplum örgütleri, vakıflar, filantropistler, şirketler, belediyeler ve iklim alanında çalışan pek çok aktör bir araya geliyor gibi görünüyor.

T.O.: Bizim en büyük muhataplarımız Belém'den gelen arkadaşlar.

Ö.Ö.: Brezilya COP30'da Alternatif Zirve'yi örgütleyenler.

T.O.: Aynen öyle. Hem Alternatif Zirve’yi örgütlemeye çalışıyoruz, hem de bir içerisi-dışarısı stratejisi var. Yani içeriden dışarıya haber taşınacak, dışarıda da bu konular konuşulacak, değerlendirilecek ve ortaya çıkan görüşler yeniden içeriye aktarılacak. Böyle karşılıklı işleyen bir iletişim ve bilgi akışı kurulmaya çalışılıyor. Bu yüzden hem içeride, hem dışarıda bulunan aktörlerin birbirleriyle temas hâlinde olması önemli.

Ö.Ö.: COP zirvesi sırasında bir yanda içeriye girme hakkı olan, akreditasyon kartı bulunan ve görüşmeleri, müzakereleri, delegasyonları takip edebilen kişiler oluyor. Bir de dışarıda, alternatif zirve etrafında bir araya gelmiş aktivistler bulunuyor. Senin bahsettiğin içeriden dışarıya, dışarıdan içeriye ilişkisi de aslında bu iki grup arasındaki etkileşim. İçeride takip edilen gelişmeler dışarıya aktarılıyor; dışarıdaki aktivistlerin talepleri, eleştirileri ve önerileri de çeşitli kanallarla içeriye taşınıyor.

T.O.: Evet, maksadı da şu bu ilişkiyi sürdürmenin: COP bir şeyi tartışıyor. Yine mesela yenilenebilir enerji örneğini vereyim. Diyor ki, “Yenilenebilir enerjiyi destekleyeceğiz.” Biz de diyoruz ki, tamam, desteklemek istiyorsun ama birincisi, enerjinin hem üretiminde hem de dağıtımında önce bir halklara sor bakalım. Çünkü yerli halk diyebilir ki, “Sen bunu benim tarlamın üzerine kuramazsın; bunun benim yaşamım üzerinde şöyle etkileri olur.” Dolayısıyla içerisi-dışarısı ilişkisi bu açıdan çok önemli.

Bizim çevresel etki raporlarıyla ilgili tartışmaları düşününce de bu daha anlamlı hâle geliyor çünkü bazı taleplerimizi bu şekilde içeriye iletmek zorundayız. Avantajımız şu: Sivil toplum olarak, içeriye girebilen diğer sivil toplum aktörleri üzerinden bu talepleri aktarabiliyoruz.

Bir de yeni öğrendiğim bir şey var, Oxfam’dan geldiğini söylediğim arkadaşımız anlatıyordu. Onlar da Santa Marta’da Halkların İklim Zirvesi’ne benzer bir organizasyon yapmışlar. Ama benim anladığım kadarıyla biraz daha kapalı, daha çok STK profesyonellerinin bir araya geldiği bir etkinlik olmuş.

Ö.M.: Kolombiya'daki. 

T.O.: Evet, Kolombiya’dakinde. Orada şöyle olmuş: BM İnsan Hakları alanında çalışan bir raportör gelmiş ve bu gruplarla oldukça yoğun temas kurmuş. Onlar da bu kanal üzerinden taleplerini, görüşlerini ve dile getirdikleri sorunları BM’ye aktarabildiklerini düşünüyorlar. Yani bizim orada bulunmamızın önemi biraz da buradan geliyor. Sadece kendi aramızda konuşmak değil, bu tür uluslararası mekanizmalarla temas kurabilecek kanallar açabilmek ve söylenenlerin daha üst düzey platformlara ulaşmasını sağlamak.

Ö.Ö.: Bir ara formül bulmuşlar yani Kolombiya'daki konferansta.

T.O.: Evet, bir de şu var: Diyelim ki Halkların İklim Zirvesi hiç yapılmıyor. O zaman bu sözleri bu kadar geniş bir şekilde ve bu kadar görünür biçimde dile getirme imkânın olmuyor. Ama böyle bir zirve düzenlediğinde hem orada varlık gösteriyorsun, hem de içeriye doğru sürekli bir mesaj aktarmaya çalışıyorsun. Dün bize bir şey sordular mesela. Resmî zirvenin alanında farklı 'zone'lar yani çeşitli bölgeler var. İşte o alanlarla ilgili bir soru sordular.

Ö.Ö.: O bölgelerden yani yeşil zone, mavi zone gibi farklı alanlar var ya, evet, onlardan bahsediyorum. Resmî zirve alanı kendi içinde çeşitli zonelara ayrılmış durumda.

T.O.: O bölgelerden STK’lara ayrılan alanlara Halkların İklim Zirvesi ekibinden insanların girip giremeyeceğini sordular. Biz de, iki tarafa birden girip çıkabilecek insanlar olup olmayacağını ancak Türkiye’de bazı sivil toplum kuruluşlarının kesinlikle kabul edilmeyeceğinden endişe duyduğumuzu söyledik. Çünkü orada bulunanlar, özellikle de bu hafta kapsamındaki katılımcılar, dediğim gibi bu işin profesyonelleri. Bu nedenle içerisi-dışarısı stratejisini çok önemsiyorlar. Bizim de bu konuda, küçük de olsa, bazı kaygılarımız var.

Ö.Ö.: Evet, peki. Ömer Bey eğer sizin sorunuz yoksa?

Ö.M.: Yok hayır, çok büyük belirsizliklerin devam ettiği bir ortamda böyle görüşmeler gerçekten çok yararlı oluyor. Gelişmelerin nasıl ve ne yönde ilerleyebileceğine dair fikir veriyor. O yüzden Tuğçe’nin paylaştığı bilgiler bu anlamda oldukça besleyici ve yararlı oluyor.

Ö.Ö.: Evet, daha toplantıların var gün boyunca ve daha fazla tutmayalım seni Tuğçe. Çok teşekkür ederiz, katıldın.

T.O.: Ben teşekkür ederim.

Ö.Ö.: Görüşmek üzere.

Ö.M.: Görüşmek üzere, hoşçakal.

T.O.: Görüşmek üzere.