Babil'den Sonra'da Ercüment Gürçay, Yunanistan’ın kuzeydoğu Ege’deki adası Lesvos veya dilimizde yaygın kullanılan adıyla Midilli’de uzun zamandır yaşayan müzisyen, yazar ve rehber Metin Yaban ile Midilli halk şarkılarını, oyunlarını ve yerel eğlence geleneklerini; tarihsel, kültürel ve toplumsal bağlamlarıyla konuşuyor.
Midilli Adası, yüzyıllar boyunca Anadolu ile Yunan dünyası arasında müzikal ve kültürel bir geçiş alanıydı. Osmanlı İmparatorluğu’nda 1839’daki Tanzimat ve 1856’daki Islahat fermanlarıyla azınlıklar üzerinde uygulanan eşitsizliklerin hafiflemesi Midilli’de hızlı bir toplumsal değişime, ekonomik ve kültürel gelişmeye yol açar. 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren zeytinyağı ve yan ürünü olan sabun üretimi ve ticaretindeki artışla gelen zenginlik, adada Avrupai hayat tarzının, müzik ve dansların benimsenmesini getirir. Midillliler büyük konaklarda oturmaya, Avrupai tarzda eğlenmeye ve müzik dinlemeye başlar.
1927 yılında sadece Mitilini kasabasında vals, tango, fokstrot gibi dansların öğretildiği yedi okul; piyanonun eşlik ettiği sessiz filmler gösteren bir sinema vardı. Opera grupları, turne yapan müzik grupları, kulüplerde partiler, özel müzik dersleri gündelik hayatın parçasıydı. Böylece daha çok üst sınıftakiler için öncekinden farklı bir şehirli müzikal kültür gelişir; adanın zamanın en kozmopolit şehri olan İzmir’e yakınlığı ve kurulan kültürel- ticari bağlar müziği zenginleştirir.

İlk kez 1876’da Operahane-i Osman tarafından sahnelenen Leblebici Horhor Ağa’nın, kızını kaçtığı aşığının elinden kurtarma çabaları ve düştüğü komik ve acınası durumları anlatan operetin ünü sınırları aşar ve 1883’te Bengliyan’ın 66 kişilik topluluğu ve Yunan Operet Topluluğu tarafından Yunanistan’da defalarca gösterilir ve o dönemin hiti olur. O kadar sevilir ki, 1884 yılında Yunanistan'da roman olarak yayımlanır. Daha sonra birçok Balkan ülkesinde, Mısır, Romanya, Almanya ve Fransa’da sahnelenen operetin yolu 1934’te Midilli’ye düşer. Horhor Ağa, Midilli geleneksel müziğinde de kendine yer bulur. Ağias Lesvos köyünün en güzel ve tutkulu şarkılarından biri olan "Horhor Ağa" bugün de özellikle şenliklerin sonlarına doğru çalınır.
Mübadeleyle Anadolu’dan gelen göçmenler, Midilli müziğine eskisinden daha fazla Anadolu etkisinin girmesine sebep olur. Anadolu’yla etkileşim daha önceden de vardır ancak Yunanlıların “Küçük Asya Felaketi” olarak nitelendirdikleri olayın ardından mübadeleyle gelenler orta ve alt sınıflarla daha çok kaynaşır. Birçok türkü ya olduğu gibi, ya da hafif değişiklikler göstererek geleneksel müziğe uyarlanır. Mübadillerin Anadolu’dan getirdikleri şarkılar, Yunan alt ve orta sınıfında kendine yer bulur. İzmir sayesinde Türkçe, Sefardice ve Ermenice halk türkülerinin yanı sıra Fransızca ve İtalyanca operet eserleri de Midilli müziğine girer.
Santouri ve keman gibi telli çalgılar, geleneksel halk müziğinin temel enstrümanları arasındadır. Santouri, özellikle 19. yüzyıl sonlarından itibaren adada popülerlik kazanır ve müzikal repertuarın zenginleşmesine katkı sağlar. Adada ayrıca laouto, mandolin ve yaylı sazlar gibi çalgıların yanı sıra ritim sağlayan perküsyon da müziğin can alıcı unsurlarıdır. Bu çalgılarla kurulan müzikal yapı, Rebetiko’dan önceki Ege halk müziği evreninin canlı bir örneğidir. Ada müziğinde nefesli sazların yer aldığı orkestralara rastlamak da mümkün.
Midilli halk şarkılarını dinlediğimde baskın olan duygu, ölçülü bir neşe ile ağırbaşlı bir hüzün arasında duruyor. Şarkılar ne tamamen neşeli ne de tam anlamıyla ağıt. Sanki her ezgi, “hayat böyle” der gibi söyleniyor. Midilli şarkıları gündelik hayatla iç içedir. Büyük kahramanlık anlatılarından çok, insan ölçeğinde hikâyeler anlatılır. Şarkı temaları deniz ve balıkçılık, zeytin hasadı, emek, düğün, nişan, köy eğlenceleri, göç, ayrılık, karşı kıyı özlemi gibi toplumsal yaşama dairdir.

Midilli danslarının bazıları Anadolu ile etkileşimin izlerini taşır. Örneğin Yürükiko (Yurukikos), adaya özgü dokuz zamanlı ritmi ile bilinen bir dans formudur. Sözsüz olarak icra edilebilen bu dans, topluluk etkinliklerinde yaygındır. Ağır, yere basan, gururlu… Adını Anadolu’daki Yörük kültüründen alır. Bu dans, Midilli’nin Anadolu ile kurduğu bağın bedensel kanıtıdır. Yine Karşılama (Karsilamas), Ege ve Kuzeybatı Anadolu kökenlidir. Çift kişilik dans adada halen icra edilmektedir. Karşılama, yüz yüze dans edilen bir geleneği yansıtır ve topluluk ruhunu güçlendirir. Dans edenler birbirine “hikâye anlatır"; çok tanıdık bir ritimdir, karşı kıyının aynasıdır.
Ballos ise adaya özgü bir halk dansıdır ve çiftler tarafından icra edilir; hareketli dönüşler ve uyumlu figürlerle karakterizedir. Flört, zarafet ve doğaçlama içerir; dönüşler adanın rüzgârını taşır. Sousta, Aegian bölgesinde yaygındır. Özellikle düğünlerde sosyal bağları güçlendiren bu dans sıçramalı ve canlıdır. Özellikle gençler arasında yaygındır. Neşelidir ama ölçülü bir neşe vardır. Bu danslar yalnızca estetik değil, aynı zamanda toplumsal örgütlenme, ritüel ve kutlama bağlamında da önemlidir.

Midilli’de bir dansın ne zaman başlayıp, ne zaman biteceğine dansçılar karar verir. Müziğin ritmi, mekânın büyüsü ve dansçıların ruh hali bazen sonu bir türlü gelmeyen bir kutsal ritüele de dönüşebilir.
Midilli’de eğlence gelenekleri hem müzik, hem de sosyal ritüellerle iç içedir. Bazı şarkılar dans içindir, bazıları ise yalnızca sofra muhabbeti için söylenir. Midilli’de müzik her zaman sahneye çıkmaz; masa kurulur, sandalye çekilir, müzik başlar.
Panigyri’ler (panayırlar), aziz günlerinde ya da hasat zamanlarında yapılan köy eğlenceleridir. Uzun sofralar, ev yapımı yemekler, uzo ve şarap… Saatler süren müzik ve dans… Burada müzisyen ile dinleyici ayrımı yoktur: Biri ayağa kalkar, biri eşlik eder, biri susturur, biri yeniden başlatır. Bu tür eğlencelerde müzik ne zaman başlar, nasıl sürer ve nasıl sona erer bir ölçüsü yoktur.

Adanın kültürel takviminde her yaz birçok yerel festival- panayır yer alır. Ada halkının bir araya geldiği bugünlerde müzik, dans, zeytin ve uzo etrafında kurulan kutlamalar Midilli’nin misafirperver kültürünün kanıtıdır.
Uzo Festivali (Plomari), Yunan anason aromalı içkisi uzonun kutlandığı büyük etkinliktir. Canlı müzik ve dans yer alır. Sardalya Festivali’nde (Kalloni), deniz ürünleriyle birlikte halk müzikleri sunulur. Zeytin Hasat Festivali, tarımsal mirası ve yerel müzik-dans etkinliklerini içerir. Uluslararası Kadın Festivali (Skala Eressos), kültürel dans performansları ve müzik programlarıyla adanın sosyal çeşitliliğini gösterir. Her köy ne üretiyor ise onun panayırı yapılır. Kış boyu köy yaşamının sınırları içerisinde yaşayan insanlar için de eğlencenin doruğa ulaştığı günlerdir bu panayırlar.
Midilli’de kahvehane kültürü de oldukça yaygındır. Kahvehanelerin müzik geleneğinde önemli bir rolü vardır. Adada tarihi kahvehaneler, günlük yaşamın sosyal merkezlerinden biridir. Burada insanlar bir araya gelir, müzik dinler, sohbet eder ve ezgiler eşliğinde topluluk bağları güçlenir. Midilli’de kahvehaneler ve küçük meyhaneler müzikal hafızanın aktarıldığı yerlerdir. Şarkılar yazılı değil, kulaktan kulağa yaşar. Gençler ustalardan böyle öğrenir. Burada müzik öğretilmez, yaşanır. Bu müzik, yazılı bir gelenekten çok paylaşılarak aktarılan bir hafızaya dayanır. Şarkılar, yaşandıkları yerlerle birlikte anlam kazanır. Sahne yok, program yok, saat yok... Müzik, ne zaman biteceğini bilmez. Midilli’de eğlence, planlanmaz… yaşanır. Şarkılar yüksek sesle söylenmez. Masanın ortasında durur, herkes payına düşeni alır. Midilli şarkıları biraz böyle gibi.
Peki, bugün panigyri’lerde değişen şeyler var mı, yoksa hâlâ aynı ruh korunuyor mu? Midilli’de müzik en çok nerede yaşar, meydanda mı, masada mı? Usta–çırak ilişkisi, aile içi öğrenme ve günümüzde genç kuşakların rolü bu aktarımın temel unsurlarıdır. Bugün Midilli’de bu gelenek nasıl yaşamaya devam ediyor? Bugünün gençleri Midilli halk müziğine nasıl yaklaşıyor? Her gelenek şu soruyla karşılaşır: Aynı mı kalmalı, değişmeli mi; gelenek, korunarak mı, dönüşerek mi yaşayabilir? Bu müzik bugün hâlâ hayatın içinde mi yoksa artık sadece bir “kültürel miras” mı? Midilli halk müziğini Ege’deki diğer ada ve kıyı geleneklerinden ayıran temel özellikler nelerdir? gibi kafamdaki bütün soruları Metin Yaban’a sordum. Keyifli bir söyleşi oldu.
Midilli’den şarkılar, dans müzikleri dinledik: Tanburi Cemil Bey’in Çeçen Kızı eserinin bir adaptasyonu olan Ta Ksila’nın hikayesini anlattı Metin Yaban; "O Meraklis O anthropos"u dinledik. Ayvalık zeybeği Ayvaliotiko üzerine söz yazılmış haliymiş bu şarkı; Midilli’de Türkçe haliyle 'At havası- Köroğlu' ya da 'Pehlivaniko' diye bilinen, Aya Paraskevi köyünde yapılan Aziz Haralambos panayırında çalınan bir patinada (yürüyüş ezgisi) dinledik; Apokriya karnavalında söylenen "Tou Mlar" (Katırın Şarkısı) komik sözleriyle bizi gülümsetti; Midillili santuri Dimitris Kofteros’un yorumuyla Sultan Abdülaziz’in Hicaz Sirtosu Aziziye ada müziğindeki Türk Klasik müziği etkisine güzel bir örnek oldu…
“Eğer Midilli’yi hiç görmemiş birine tek bir şarkı dinletecek olsan, hangisi olurdu, neden?” soruma Metin Yaban’ın cevabı netti: Bir Solon Lekkas şarkısı olurdu… Solon Lekkas’ı bu yıl Temmuz ayında, altıncı ölüm yıl dönümünde bir programda anmaya karar verdik ve Lekkas’tan bir Bergama Zeybeği olan "Pergamos"u dinledik. Mübadeleden sonra bu zeybek havasına yazılan sözlerde, hep terk edilen vatana duyulan özlemden bahsediliyor. Sözlerde Ayvalık, Dikili, Bergama, Urla gibi kasabalardan bahsedilip, seni hiç unutmayacağız diyordu Lekkas.

Metin Yaban, uzun yıllar Midilli’deki mülteci kampında çocuklarla çalıştı ve o günleri Tanrı’nın Yalnız Çocukları romanıyla bugüne taşıdı. Kitabı internetten ve kitapçılardan edinebilirsiniz.
Midilli, yalnızca bir ada değil; karşı kıyıyla konuşan bir hafıza mekânıdır. Ayvalık, Edremit, Dikili kıyılarından bakıldığında görünen bu ada, yüzyıllar boyunca Anadolu ile Ege arasında gidip gelen ezgilerin durağı olmuştur. Bu ada, yalnızca denizin ortasında durmaz; karşı kıyıyla konuşur; rüzgâr, sesleri taşır; ezgiler bazen yönünü şaşırır, ama yolunu hiç kaybetmez.
Midilli’de halk müziği, tek başına ele alınan bir şarkı geleneği değildir. Şarkı, dansla; dans, mekânla; mekân ise toplumsal birliktelikle anlam kazanır. Bir ezgi, eğer bir panigyri’de çalınıyorsa bedeni harekete çağırır. Aynı ezgi, bir kahvehane ya da meyhane ortamında dinlenir, eşlik edilir ama mutlaka oynanmaz. Bu nedenle Midilli müziğinde 'ne çalındığı’ kadar', ‘nerede ve nasıl çalındığı’ da belirleyicidir. Dans, müziğin görünür hâlidir; mekân ise onun toplumsal çerçevesidir.
Bu adada gelişen halk müziği geleneği; gündelik yaşam, emek, toplu eğlence ve kolektif hafıza etrafında şekillenir. Şarkılar çoğunlukla dansla, danslar ise toplumsal birliktelikle ilişkilidir. Panigyri’ler, düğünler, kahvehaneler ve meyhaneler bu müziğin doğal icra alanlarıdır.
Midilli, şarkılarıyla konuşan; sustuğunda bile duyulan bir ada. Bir adadan ayrılırken müzik susmaz. Şarkılar sandıklara kaldırılmaz, oyunlar yalnızca meydanlarda kalmaz. Hepsi, insanın yürüyüşüne karışır. Midilli bize şunu hatırlatır: Müzik bir miras değil sadece, yaşanan bir hâl, paylaşılan bir zamandır. Bir masada, bir dansta, bir karşı bakışta yeniden kurulur. Midilli’nin sesleri burada durmayacak; bizden sonra da, kendi yoluna devam edecek.
Midilli halk müziği geleneği, yalnızca repertuvarla değil, icra edildiği mekânlar ve paylaşıldığı toplumsal bağlamlarla birlikte var olur. Şarkılar, bireysel bir performanstan çok kolektif bir deneyimin parçasıdır. Midilli’de müzik, belirli bir zaman için değil, hayatın akışı için vardır. Dans, eğlence ve müzik gündelik hayatın sürekliliği içinde anlam kazanır. Bu gelenek, bugün değişen koşullara rağmen yaşamaya devam etmektedir. Çünkü müzik, burada bir gösteri değil; toplumsal hafızanın canlı bir ifadesidir. Midilli’nin sesleri, bu programla sınırlı kalmaz; aktarıldıkça, yeniden üretilerek varlığını sürdürür.

