"Gelecek, bugün verdiğimiz kararlara bağlı"

-
Aa
+
a
a
a

İklim Kuşağı Konuşuyor’da Atlas Sarrafoğlu, okyanusların karbon döngüsündeki kritik rolünden Antarktika’daki Thwaites ve A23a buzullarının erimesine, dağ buzullarının çözülmesiyle artan su krizi riskine uzanarak, iklim krizinin geri dönülmez bir eşiğe hızla yaklaştığını bilimsel verilerle ele alıyor.

""
"Gelecek, bugün verdiğimiz kararlara bağlı"
 

"Gelecek, bugün verdiğimiz kararlara bağlı"

podcast servisi: iTunes / RSS

Merhaba sevgili Apaçık Radyo dinleyicileri, İklim Kuşağı Konuşuyor programına hoşgeldiniz, ben Atlas Sarrafoğlu. Yaşadığımız tek ev dünyamızın karşı karşıya olduğu en büyük krizi size son 6 senedir anlatmanın yollarını bulmaya çalışıyorum. İklim Krizi…. Bu kapsamda bugün, okyanusların kritik rolünden başlayıp, Antarktika’da ve dağlarda uyuyan devlerin erimesine uzanacağız. Çünkü artık geri dönüşü olmayan bir noktaya hızla yaklaşıyoruz. 

Başlayalım o zaman….



Gözden kaçırdıklarımızdan biri okyanuslar… Dünyanın en büyük ama en az anlaşılan iklim aktörlerinden biri olan okyanuslar, insan kaynaklı karbondioksit emisyonlarının yaklaşık yüzde 25’ini emiyor. Yani aslında gezegenin iklimini ayakta tutan en kritik unsurlardan biri. Ama burada kritik bir sorun var: Okyanusların karbon döngüsüne dair bilgilerimizde ciddi boşluklar bulunuyor. Yeni araştırmalar gösteriyor ki, okyanusların ne kadar karbon tuttuğuna dair tahminler küresel ölçekte yüzde 10 ila 20 arasında değişiyor. Bazı bölgelerde bu belirsizlik çok daha da büyük.
Peki bu farkların sebebi ne? Uzun dönemli veri eksikliği. 

Yani okyanuslardaki temel süreçlerin iklim değişikliğine nasıl tepki verdiğini tam olarak bilmiyoruz. Aslında biz, okyanusların nasıl davranacağını tam anlamadan iklim politikaları oluşturuyoruz. Bu da emisyon hedeflerinden ulusal iklim planlarına kadar her şeyi etkiliyor. Bu yüzden UNESCO, bu bilgi boşluklarını kapatmak ve iklim stratejilerini daha sağlam temellere oturtmak amacıyla küresel bir “okyanus karbon gözlem sistemi” kurulması çağrısı yapmış. Çağrıda; “İklim krizini gözlerimiz bağlı şekilde çözemeyiz. Okyanusu anlamadan iklimi anlayamayız.” diyorlar. 



Dünyamız ise sınırlarının ötesine doğru zorlanıyor. Dünya Meteoroloji Örgütünün State of the Global Climate 2025 raporuna göre, 2015–2025 yılları kayıtlara geçen en sıcak 11 yıl oldu. 

2024, ölçümlerde kaydedilen en sıcak yıl olurken; 2025, sanayi öncesi ortalamaya göre yaklaşık 1,43°C daha sıcak ve en sıcak ikinci ya da üçüncü yıl olarak kaydedildi.

Aşırı sıcaklar, yoğun yağışlar ve tropikal fırtınalar gibi aşırı hava olayları, dünyanın birçok yerinde yıkıcı etkiler yarattı. Bu etkilerin en somut örneklerinden biri, 2025 yılında İzlanda’da ve Kuzey Amerika’nın Pasifik kıyılarında yaşanan olağanüstü düzeyde buzul kütle kaybı oldu. 

Yılın ilk haftalarında bilim insanları, dünyanın en uzak ve en kritik noktalarından biri olan Antarktika'ya  gitti: Amaçları, gezegenin kaderini etkileyebilecek sıkça “Kıyamet Buzulu” olarak adlandırılan Thwaites Buzulunu incelemekti. Çünkü bu dev buz kütlesi, alarm verici bir hızla eriyor. Eğer tamamen parçalanırsa, küresel deniz seviyesini yaklaşık 60 santimetre yükseltebilir.

Bu da onlarca yıl içinde, dünya genelinde on milyonlarca insanın yaşadığı kıyı bölgelerini etkileyebilir. Ama bu sadece en düşük ihtimal. Asıl risk, Thwaites’in çöküşünün diğer buzullar için bir domino etkisi yaratması.

Yani tek bir buzulun erimesi, çok daha büyük bir zincirleme felaketi tetikleyebilir. Bu ne demek? Daha fazla sel, daha fazla göç, ve kıyı şehirleri için geri dönüşü zor kayıplar demek.



Daha önceki haftalarda da bahsettiğim ve Antarktika’dan kopan bir başka dev buzdağı da; A23a. Ve şimdi yeniden o da gündemde çünkü erime hızlandıkça, iklim bilimciler bu dev buz kütlesini yeniden radarına almış durumda. 

A23a, bir zamanlar dünyanın en büyük buzdağıydı.1986 yılında Antarktika’daki bir buz sahanlığından koptuğunda, yaklaşık 4 bin kilometrekarelik devasa bir alana sahipti. Ancak kopmasının ardından ilginç bir şey oldu: Weddell Denizinin tabanına takıldı ve tam 30 yıldan fazla süre boyunca neredeyse hiç hareket etmeden orada kaldı. Ta ki 2020’ye kadar…  Ve sonra Güney Atlantik boyunca sürüklenmeye başladı.

Bilim insanları, A23a’nın yeniden hareket etmeye başladığını fark etti. Ve bu dev buzdağı, Güney Atlantik boyunca kilometrelerce sürüklenmeye başladı. 2025 yılının başında bile, yani kopuşundan tam 39 yıl sonra, hala devasa bir kütleydi. Öyle ki, kapladığı alan Londra’nın iki katından fazlaydı. Ama son bir yılda her şey hızla değişti. A23a parçalandı, küçüldü ve Antarktika’dan uzaklaştıkça daha sıcak suların etkisiyle hızla erimeye başladı.

Bugün geldiğimiz noktada, geriye kalan parçaların sadece birkaç hafta içinde tamamen yok olması bekleniyor. Bilim insanları A23a’yı sadece bir buzdağı olarak değil, Antarktika’nın geleceğine dair bir ipucu olarak inceliyor. Çünkü bu süreç, iklim değişikliğine karşı buzulların nasıl tepki verebileceğini anlamak için kritik. Buzdağı yaklaşık 70 kilometrekareye kadar küçüldüğünde artık resmi olarak takip edilmeyecek. Yani A23a’nın hikâyesi de aynı Thwaites gibi yakında tamamen sona erecek.

Okyanuslardaki buzullardan dağ buzullarına bakalım. Çünkü onların iklim krizi üzerindeki etkileri de kuşkusuz çok önemli.

Dağ buzulları, yani Himalayalar, Alpler, Andlar ve Alaska gibi yüksek bölgelerde bulunan buz kütleleri, iklim değişikliğine en hızlı tepki veren sistemler arasında yer alıyor. Küresel sıcaklık artışıyla birlikte bu buzullar hızla küçülüyor ve her yıl milyarlarca ton buz kaybediyor. Özellikle Himalayalar, “Üçüncü Kutup” olarak adlandırılıyor çünkü Asya’daki büyük nehirlerin önemli bir bölümü bu buzullardan besleniyor. Bu nedenle dağ buzullarının erimesi yalnızca deniz seviyesine katkı sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda dünya genelinde yaklaşık iki milyar insanın su güvenliğini doğrudan etkiliyor.

Kısa vadede bu erime süreci, buzul göllerinin taşması ve ani seller gibi afetleri artırıyor. Ancak uzun vadede asıl risk, buzulların tamamen kaybolması ile birlikte nehir akışlarının azalması ve ciddi kuraklıkların ortaya çıkması. Yani ilk etapta fazla suyla gelen bir kriz, zamanla suyun tamamen azalmasına dönüşüyor. Bu durum, tarım, içme suyu ve enerji üretimi üzerinde büyük baskı yaratırken, dağ buzullarının kaybı aynı zamanda küresel iklim sistemindeki dengesizliğin en somut göstergelerinden biri. Ve belki de en kritik nokta şu: Bu buzullar yalnızca erimiyor—onlarla birlikte, yaşamı mümkün kılan dengeler de sessizce çözülüyor.

Program boyunca konuştuğumuz tüm bu veriler, yani son on yılın kayıtlara geçen en sıcak yıllar olması, okyanusların karbondioksit emisyonlarının yaklaşık yüzde 25’ini emdiğine dair kesin rolü ve UNESCO’nun bu kritik dengeye dair önemli bilgi boşluklarını kapatma çağrısı; A23a ve Thwaites Buzullarının potansiyel çöküş riskinin ve Himalayalar'daki milyarlarca tonluk buz kaybının gösterdiği tek bir gerçek var: İklim değişikliği bilimsel verilerle desteklenmiş çok acil bir krizdir.

Dünya Meteoroloji Örgütünün raporlarının da ortaya koyduğu gibi, sıcaklık artışları sınırları zorluyor. Okyanusların dengeleyici gücünü yitirdiği, dev buzulların erimesiyle deniz seviyelerinin ve iki milyar insanın su kaynaklarının geleceğinin tehlikeye girdiği bu dönemde, bilim bize net bir yol haritası sunuyor: Hızla harekete geçmeli ve bu geri dönüşü olmayan yolda rotamızı değiştirmeliyiz. Çünkü ne Thwaites'in domino etkisi, ne de küçülen dağ buzullarının tetikleyeceği su kıtlığı görmezden gelinebilecek bir veri değildir. Gelecek, bugün verdiğimiz kararlara bağlı. 

Programın sonuna geldik. Ben Atlas Sarrafoğlu. Gelecek hafta Apaçık Radyo’nun İklim Kuşağı Konuşuyor programımda tekrar buluşana dek kendinize, sevdiklerinize ve gezegenimize lütfen iyi bakın.