“Sizi daha kaç kez uyarmam gerekiyor?”

-
Aa
+
a
a
a

İklim Kuşağı Konuşuyor’da Atlas Sarrafoğlu, yaklaşan “Süper El Niño”nun iklim krizinin kırılganlaştırdığı gezegen üzerindeki olası etkilerini; küresel sıcaklık artışları, aşırı hava olayları, gıda ve su krizleri, göç, eşitsizlik ve iklim adaleti ekseninde ele alıyor.

""
“Sizi daha kaç kez uyarmam gerekiyor?”
 

“Sizi daha kaç kez uyarmam gerekiyor?”

podcast servisi: iTunes / RSS

Merhaba sevgili Apaçık Radyo dinleyicileri; İklim Kuşağı Konuşuyor programında bugün daha önce de değindiğimiz ancak yeni verilerin de basına yansıması ile daha da etkili olacağını düşündüğüm bir olaydan bahsetmek istiyorum. 



Dünyanın dört bir yanında bilim insanları aynı şeye dikkat çekiyor: Önümüzdeki aylarda etkisini büyütmesi beklenen Süper El Niño, yalnızca yeni bir hava olayı değil; iklim krizinin ne kadar kırılgan bir gezegen yarattığını gösterecek devasa bir stres testi olabilir. Sadece birkaç derece sıcaklık artışının ötesine geçerek bütün atmosfer sisteminin dengesinin değişmeye başlamasına tanık olmak üzereyiz belli ki. 

El Niño normalde de çok güçlü bir doğa olayı. Pasifik Okyanusu’nun ekvator çevresindeki sularının olağanüstü biçimde ısınmasıyla ortaya çıkıyor ve bu ısınma atmosferin dolaşımını değiştiriyor. Rüzgâr sistemleri kayıyor. Yağmurun yağdığı yer değişiyor. Kuraklığın vurduğu bölgeler genişliyor. Dünyanın bir tarafı seller altında kalırken başka bir tarafı kavruluyor. Ama bu kez bilim insanlarını korkutan şey yalnızca El Niño’nun kendisi değil. Çünkü bu olay, insan faaliyetleriyle zaten aşırı kırılganlaşmış bir dünyada gerçekleşecek ve dürüst olmak gerekirse, tam da burada insanın aklına aynı soru geliyor: Biz gerçekten ne yaptığımızı düşünüyorduk?

Çünkü yıllardır okyanusları durmadan ısıtıyoruz. Atmosfere milyarlarca ton karbon pompalıyoruz. Fosil yakıt kullanımını azaltmak yerine yeni petrol, kömür ve gaz projeleri açıyoruz. Sonra da doğa sistemleri bozulmaya başladığında şaşırıyoruz. Bilim insanları yıllardır aynı şeyi söylüyor aslında: İklim sistemi yalnızca “ısınmıyor”; aynı zamanda daha istikrarsız hale geliyor. Ve El Niño gibi olaylar da bu istikrarsızlığın büyümesini hızlandırıyor.

Şu anda Pasifik Okyanusu’nda oluşan sıcaklık anomalileri bazı modellerde tarihi seviyelere ulaşıyor. Bazı araştırmacılar yaklaşan olayın 1950’den bu yana görülen en güçlü El Niño olabileceğini söylüyor. Hatta bazı senaryolar bunun son yüzyılın en aşırı olaylarından biri olabileceğini öne sürüyor. Bu yüzden “Süper El Niño” ifadesi kullanılmaya başlandı.



Peki bu tam olarak ne anlama geliyor?

Öncelikle şunu söylemek gerekiyor: Bu bir “hava biraz daha sıcak olacak” meselesi değil. Çünkü Süper El Niño, dünyanın farklı bölgelerinde tamamen zıt felaketleri aynı anda yaratabiliyor. Bazı bölgelerde aşırı yağışlar ve seller yaşanırken başka yerlerde aylar süren kuraklıklar görülebiliyor. Bazı ülkelerde tarım çökerken bazı bölgelerde orman yangınları kontrolden çıkabiliyor. Okyanus sıcaklıkları arttığı için mercan resifleri beyazlıyor, deniz ekosistemleri zarar görüyor, balıkçılık etkileniyor. Ve bütün bunların sonunda mesele dönüp dolaşıp insan yaşamına dayanıyor.

Çünkü iklim krizinin en sert taraflarından biri şu: Doğa olayları hiçbir zaman sadece “doğa olayı” olarak kalmıyor. Kuraklık varsa gıda krizi geliyor. Gıda krizi varsa fiyat artışları geliyor.  Fiyat artışları varsa yoksulluk derinleşiyor. Yoksulluk büyüdüğünde göç başlıyor. Göç başladığında siyasi krizler büyüyor.
Yani atmosferde başlayan bir değişim, en sonunda toplumların bütün yapısını etkiliyor.

Tarihe baktığımızda bunun örneklerini görüyoruz. 1877’de yaşanan aşırı güçlü El Niño hâlâ insanlık tarihinin en ölümcül iklim olaylarından biri olarak kabul ediliyor. Hindistan’da büyük kıtlıklar yaşandı. Çin’de milyonlarca insan açlıkla karşı karşıya kaldı. Brezilya’da kuraklık toplumsal çöküşe yol açtı. Afrika’nın bazı bölgelerinde tarım tamamen çöktü. Araştırmacılar yaklaşık 50 milyon insanın hayatını kaybettiğini tahmin ediyor. 50 milyon insan!

Bazen rakamlar çok büyüdüğünde gerçeklik hissini kaybediyoruz. Ama düşünün… Bu, bugün birçok ülkenin nüfusundan fazla insanın yok olması demek.
Ve şimdi bilim insanları, benzer büyüklükte bir sistemin yeniden gelişmekte olduğunu söylüyor. Tabii bugün teknoloji açısından geçmişe göre çok daha güçlü durumdayız. Uydu sistemleri var. İklim modelleri var. Erken uyarı ağları var. Mevsimsel tahminler yapılabiliyor. Yani yaklaşan şeyi aylar öncesinden görebiliyoruz. Fakat problem de tam burada başlıyor aslında çünkü görmek başka şey, hazırlanmak başka.



Bilim insanları yıllardır iklim krizinin aşırı hava olaylarını güçlendireceğini söylüyor. Ama dünya ekonomisi hâlâ fosil yakıt merkezli ilerliyor. Hâlâ petrol şirketleri rekor kârlarını açıklıyor. Hâlâ kömür yatırımları sürüyor. Hâlâ birçok hükümet iklim krizini geleceğin problemi gibi anlatıyor. Oysa gelecek dediğimiz şey çoktandır burada. 

Bugün artık dünyanın birçok bölgesi aynı anda iklim krizinin etkilerini yaşıyor. Avrupa’da sıcak hava dalgaları nedeniyle binlerce insan hayatını kaybediyor. Kanada’da orman yangınları haftalarca sürüyor. Afrika Boynuzu yıllardır kuraklıkla mücadele ediyor. Güney Asya’da aşırı sıcaklıklar yaşamı tehdit ediyor. Akdeniz’de deniz sıcaklıkları rekor kırıyor ve bütün bunların üzerine şimdi bir de Süper El Niño geliyor. Bilim insanlarının özellikle dikkat çektiği bir başka nokta da şu: Geçmiş El Niño olayları artık bugünü tam anlamıyla açıklayamıyor çünkü artık geçmişteki dünyada yaşamıyoruz. Atmosfer daha sıcak. Okyanuslar daha sıcak. Buzullar daha kırılgan. Yani El Niño’nun etkileri geçmişte gördüğümüzden daha sert ya da tamamen farklı biçimlerde ortaya çıkabilir. Başka bir deyişle: İnsanlık daha önce hiç deneyimlemediği bir iklim kombinasyonunun içine giriyor.

Ve bu nedenle bazı araştırmacılar yaklaşan dönemi “küresel stres testi” olarak tanımlıyor. Yalnızca doğa için değil; sağlık sistemleri, gıda sistemleri, enerji altyapıları ve uluslararası dayanışma mekanizmaları için de bir stres testi. Çünkü iklim krizinin en rahatsız edici taraflarından biri de herkesi eşit etkilemiyor olması.

Tarih boyunca olduğu gibi bugün de en büyük yükü en kırılgan topluluklar taşıyor. Küresel Güney ülkeleri, düşük gelirli bölgeler, altyapısı zayıf toplumlar, tarıma bağımlı ekonomiler… Yani krizi en az yaratanlar, sonuçlarını en ağır yaşayanlar oluyor ve bu noktada mesele artık yalnızca çevre meselesi olmaktan çıkıyor. Bu bir adalet meselesine dönüşüyor çünkü sellerin afete dönüşmesi yalnızca yağmurun fazla yağmasıyla ilgili değil. Dere yataklarına kurulan şehirlerle ilgili. Yetersiz altyapıyla ilgili. Yıllarca ertelenen önlemlerle ilgili. Kuraklık da sadece yağış eksikliği değil; yanlış su politikaları ile, kontrolsüz tüketimle ve plansızlıkla büyüyor. Yani aslında iklim krizinin etkilerini doğa tek başına yaratmıyor. İnsan sistemleri de büyütüyor. Ve en ağır gerçek de; bugün yaşadığımız hiçbir şey “beklenmedik” değil. 



Bilim insanları yıllardır uyarıyordu, ada ülkeleri yıllardır alarm veriyordu, iklim aktivistleri yıllardır sokaklarda bunu anlatıyordu, kuraklık yaşayan çiftçiler bunu biliyordu, sellerde evlerini kaybeden insanlar zaten bunu yaşıyordu ama dünya hâlâ kısa vadeli ekonomik çıkarları uzun vadeli yaşam hakkının önüne koymaya devam etti. Şimdi ise gezegen bize yeniden “Sizi daha kaç kez uyarmam gerekiyor?” diye aynı soruyu soruyor.

Belki de Süper El Niño’nun en ürkütücü tarafı aslında bir “sürpriz” değil, göz göre göre yaklaşan bir kriz olması. Ve şimdi sormamız gereken soru “Bu El Niño ne kadar güçlü olacak?” değil, “Biz, neden hâlâ bu kadar açık uyarılara rağmen aynı sistemi sürdürmekte ısrar ediyoruz?” olmalı. 

Ben Atlas Sarrafoğlu. İklim Kuşağı Konuşuyor programında bugün yaklaşan süper El Niño’nun, hayati önemde bir fırsat penceresini kapatmak üzere olabileceğinden bahsettik. Gelecek Cuma günü yine 18:00'de Apaçık Radyo’da buluşana dek kendinize, sevdiklerinize ve gezegenimize lütfen çok iyi bakın.