Kes / Biç 02

Kes / Biç
-
Aa
+
a
a
a
""

Bu bölümü hazırlarken "buradan gitmek" fikri üzerine düşünmeye başladım. Aidiyet duygusunun etrafında biraz dolandım. Tatile çıktım, bir yerlere tırmandım. Bazı yerlerden kendimi bıraktım. Burası ile orası arasındaki mesafeyi düşündüm. Sonra "burası"nın gerçekten bir yer olup olmadığını… "Gitmek" o andan sonra kafamda iyice büyüdü.

Bu bölümü hazırlarken "buradan gitmek" fikri üzerine düşünmeye başladım. Aidiyet duygusunun etrafında biraz dolandım. Tatile çıktım, bir yerlere tırmandım. Bazı yerlerden kendimi bıraktım. Burası ile orası arasındaki mesafeyi düşündüm. Sonra "burası"nın gerçekten bir yer olup olmadığını… "Gitmek" o andan sonra kafamda iyice büyüdü.


Bu hafta izlediğim iki film kendine genişçe yer açtı içimde. Bunlardan ilki Simar Şans’ın Uyuyup Uyanınca’sı. Mumblecore estetiğinin görselleşmiş hali olan bu filmi izlerken, bir noktadan sonra yalnızca karakterlerin değil, kendi düşüncelerinin de içinde dolaştığını fark ediyorsun. Simar, filminin ardından "Yaptığım şeylerin çoğunun hiçbir anlamı yok," minvalinde bir şey söylemişti. İlginçtir, bende tam tersini yaptı. Gece boyunca aidiyet fikrine toslayıp durdum. Bir yere ait olmak ne demekti? Bir yerden ayrılmak ne demekti? İnsan gerçekten gittiği yerleri mi değiştirirdi, yoksa sadece özleyeceği şeylerin listesini mi?

Kendi evime dönerken ıslık çaldığımı fark ettim. Dönersen Islık Çal tam benim evin sokağında aklıma geldi. Eve girince onu da izledim. Bazı hikayeler birbirini tanıyor galiba. Bölüm boyunca duyulan birkaç ses, o geceden hatıra.

Bu sırada Onur Ayı'nda olduğumuzu fark ettim. “Öteki”lerin kurduğu küçük ittifakları, seçilmiş ailelerimizi ve birlikte hayatta kalma biçimlerimizi düşündüm. Filmin sonunda İstiklal Caddesi'ne gökten rengarenk toplar yağıyor ya... O sahneyi izlerken, Onur Ayı'nda İstiklal'e rengarenk toplar gibi saçılmayı ne kadar özlediğimi fark ettim. Bir zamanlar mümkün olan bazı şeylerin ne kadar hızlı uzaklaştığını düşünmek de kaçınılmaz oldu. Gerçi 2015’ten bu yana her yürüyüşümüz biraz da onur yürüyüşü değil mi? ZAATEN.

Sonra aralarda benim evin baktığı avludaki sabah kumrusunu duyacaksınız. Başka kuşlar da var. Şehirlerarası otobüsler de geçiyor bu bölümün içinden. Bir yerlerde 56k modem hala internete bağlanmaya çalışıyor. FM radyoda boş frekanslar arasında gezinirken Apaçık Radyo'nun bir zamanlar “Açık” olduğu yere bakıyorum. Bir yazıcı durmadan kağıt çıkarıyor. Bazı seslerin hangi yıla ait olduğunu ayırt etmek zor.

Aslında bu bölüm biraz böyle kuruldu.

İlk yaptığım şey, Erim Yararbaş ile Murat Kılıkçıer'in Her Gün Herkes Her Şey parçasını ve Dasenfekt ile Yabancı'nın SAW kaydını kasetten dijitale aktarmak oldu. Geri kalan her şey, o iki sesin etrafında atılmış küçük turlar gibi. 


Dorothy Ashby'nin Joyful Grass and Grape’i, Kahil El'Zabar'ın Summertime'ı ve aralara karışan sayfiye denizinin sesi "buradan gitmek" fikrinin daha hafif, daha fiziksel tarafını temsil ediyor. Stan Tracey'nin puslu Londra'sı, Eberhard Weber'in Frankfurtu, Theo Croker'ın ses manzaraları, J Dilla'nın geçmişe doğru sektirdiği beat'i ve Nino Nardini'nin hiç var olmamış tropikleri ise aynı yolculuğun farklı durakları gibi peş peşe sıralanıyor. 

Ama bölümün geri kalanı başka tür gitmeleri de yokluyor tabii. Bir dostluğun içine sığınmak, bir şehirden gitmeyi istemek, bir kimliği saklamak zorunda kalmak ya da geçmişte kalmış bir sesle vedalaşmak gibi.

Bu arada Nino Nardini'nin Tropicola'sı aslında 1960'larda kaydedilmiş bir library music parçası. Black Dynamite filminde keşfettim onu. Bu hafta epey film izlemişim. Her neyse, Tropicola, o filmde de sanki yanlışlıkla ortama düşmüş gibi duyuluyor. Tıpkı eski bir filmi neşelendiren bir düşünce balonu gibi. Belki bu yüzden kapanışı onunla yapmak istiyorum. Çünkü bir saat boyunca gitmekten, kalmaktan, ait olmaktan, özlemekten ve yolda olmaktan söz ettikten sonra elimde kalan duygu hiç karanlık değil. Gideceği yere yaklaşırken insanın içine yerleşen türden bir his sadece.

Bu arada setleri canlı kaydediyorum, demiş miydim? Bu yüzden bunlar aslında bir çalma listesi değil. Daha çok yürürken akla gelen düşünceler gibi — fakat yürümeyeni.

Bu bölümün çıkış noktası "buradan gitmek”ti. Bitirdiğimde aklımda kalan şey ise gitmekten çok ait olmak oldu. İnsan evini terk edebiliyor. Bir şehri, bir ilişkiyi, bir hayatı da... Ama bazı sesler insanın bavuluna sığmasa da peşinden gelmeye devam ediyor. Ben bundan şikayetçi değilim.

İçinden geçen parçalar:

Erim Yararbaş & Murat Kılıkçıer – "Her Gün Herkes Her Şey" (Uyuyup Uyanınca Soundtrack - Yön: Simar Şans, 2026)
Stan Tracey Quartet – "Starless and Bible Black"
The Lounge Lizards – "Bob the Bob (Home)"
Kahil El'Zabar's Ethnic Heritage Ensemble – "Summertime"
Gil Evans – "El Toreador"
Roland Haynes – "Eglise"
Eberhard Weber – "Frankfurt"
Dorothy Ashby – "Joyful Grass and Grape"
Jembaa Groove – "Namo"
Theo Croker, Theophilus London & Nosaj Thing – "Sound(E)scape"
Dasenfekt & Yabancı – "SAW"
Ill Considered – "Dawn Lit Metropolis"
Yussef Kamaal – "Black Ficus"
J Dilla – "Jay Dee 31 (Instrumental)"
Nino Nardini – "Tropicola"

Kırpılmış diğer sesler:

Dönersen Islık Çal (Yön: Orhan Oğuz, 1992)
Avludaki sabah kumrusu
Bir takım kuş sesleri
Şehirlerarası otobüs yolculuğu
Sayfiye denizi
56k modem
Yazıcı (printer) mekanik sesleri
FM radyo tarama ve parazitleri
Çeşitli ortam kayıtları
Islık sesleri
Nerdesin aşkım?
AY! AY! AY! AY!