"İklim krizi eşitsizlikleri derinleştiriyor"

-
Aa
+
a
a
a

İklim Kuşağı Konuşuyor'da Atlas Sarrafoğlu, Avrupa'daki ölümcül sıcak hava dalgalarından Grönland'daki orman yangınlarına, rekor deniz sıcaklıklarından enerji güvenliği ve halk sağlığına uzanan son gelişmeler ışığında iklim krizinin giderek derinleşen etkilerini ve acil iklim politikalarına duyulan ihtiyacı değerlendiriyor.

""
"İklim krizi eşitsizlikleri derinleştiriyor"
 

"İklim krizi eşitsizlikleri derinleştiriyor"

podcast servisi: iTunes / RSS

Bugün sizlerle, iklim krizinin artık geleceğin değil, bugünün en büyük halk sağlığı ve güvenlik krizlerinden biri haline geldiğini gösteren gelişmeleri konuşacağız. Avrupa'dan Arktik'e uzanan son haftaların verileri, iklim krizinin yalnızca sıcaklık rekorları kırmadığını; insanların yaşamlarını, sağlığını, ekosistemleri ve ekonomileri aynı anda tehdit ettiğini gösteriyor. Üstelik her geçen haftadan gelen haberlerle bu iklim felaketinin daha sertleştiğini, daha da beklenenin ötesine geçtiğini görebiliyoruz. Bir nevi tarihe not düşüyoruz, kronolojik olarak. 



Haziran ayının son günlerinde Avrupa tarihinin en şiddetli sıcak hava dalgalarından birini yaşadı. Bu sıcaklıklar yalnızca bunaltıcı değil; ölümcüldü. Indiana Üniversitesi'nden iklim bilimci Dr. Christopher Callahan'ın hazırladığı yeni modelleme çalışmasına göre, yalnızca 22-28 Haziran 2026 tarihleri arasında Avrupa'da aşırı sıcaklar nedeniyle 20 binden fazla erken ölüm yaşanmış olabilir. Modelleme, Fransa'da 5210, Almanya'da 4543, İspanya'da 3163, İtalya'da ise 2709 fazladan ölüm yaşandığını gösteriyor. Araştırmacıya göre bu tahminler, ülkelerden gelen ilk resmi ölüm bildirimleriyle de büyük ölçüde örtüşüyor.

Uzmanlar, sıcaklığa bağlı ölümlerin büyük kısmının hiçbir zaman doğrudan "aşırı sıcak" olarak kayıtlara geçmediğini de belirtiyor. Tahminlere göre sıcak kaynaklı her on ölümden dokuzu resmi istatistiklere bu şekilde yansımıyor. Bu nedenle bilim insanları, gerçek can kaybını ortaya koyabilmek için uzun yıllardır istatistiksel modelleme yöntemlerinden yararlanıyor.



Geçtiğimiz hafta yine İklim Kuşağı Konuşuyor programında değindiğim gibi Dünya Sağlık Örgütü ise sıcaklık stresini "sessiz katil" olarak tanımlıyor. Çünkü insanlar çoğu zaman doğrudan sıcaktan değil; sıcaklığın tetiklediği kalp damar hastalıkları, solunum rahatsızlıkları ya da diğer sağlık sorunları nedeniyle yaşamlarını yitiriyor. Üstelik Avrupa'nın büyük bölümü bu yeni iklim koşullarına hazır değil. Bugün yaklaşık 150 milyon Avrupalı aşırı sıcaklara maruz kalıyor. Okullar kapanıyor, elektrik şebekeleri zorlanıyor, sağlık sistemleri yoğun baskı altında çalışıyor.

DSÖ Avrupa Bölge Direktörü Hans Kluge ise Avrupa ülkelerinin yarısından daha azının sıcak hava dalgalarına karşı kapsamlı ulusal eylem planlarına sahip olduğunu söyledi. Bu planların yalnızca meteorolojik erken uyarıları değil; yaşlılar, çocuklar ve kronik hastalar gibi risk altındaki grupların korunmasını, sağlık sistemleriyle sosyal hizmetlerin koordinasyonunu ve şehir planlamasını da kapsaması gerektiğini vurguladı.

Ne yazık ki yeni sıcak hava dalgası için de fazla beklememiz gerekmiyor. Meteoroloji modelleri, Atlantik üzerinde yeni bir sıcak hava dalgasının oluşmaya başladığını gösteriyor. Bu hafta yine Portekiz ve İspanya'nın güneyinde sıcaklıkların 43 dereceye ulaşması beklenirken, Fransa ve Benelüks ülkeleri yeniden aşırı sıcaklara hazırlanıyor. Aynı günlerde Orta Asya'nın bazı bölgelerinde de sıcaklıkların 40 dereceyi bulacağı tahmin ediliyor.

İklim krizinin etkileri yalnızca insanlar üzerinde değil, kritik altyapılar üzerinde de giderek daha görünür hale geliyor.

Macaristan'daki Paks Nükleer Santrali, Tuna Nehrinden çektiği soğutma suyunun sıcaklığının olağanüstü seviyelere ulaşması nedeniyle elektrik üretimini azaltmak zorunda kaldı. Bir enerji tesisinin bile aşırı sıcak nedeniyle kapasitesini düşürmek zorunda kalması, iklim krizinin enerji güvenliği üzerindeki etkilerini açıkça ortaya koyuyor.

Aynı dönemde okyanuslar da yeni bir eşiği geride bıraktı.

Avrupa Birliği'nin Copernicus İklim Değişikliği Servisi'nin verilerine göre, Haziran 2026'da küresel ortalama deniz yüzeyi sıcaklığı tarihin en yüksek seviyesine ulaştı. Ortalama sıcaklık ilk kez yaklaşık 21 dereceye yükselerek 2023 ve 2024'te kırılan rekorları geride bıraktı.

Copernicus Direktörü Carlo Buontempo, gelişmekte olan El Niño koşullarıyla birleşen bu olağanüstü okyanus sıcaklıklarının önümüzdeki aylarda yeni küresel sıcaklık rekorlarının habercisi olabileceği uyarısında bulundu.

Daha sıcak okyanuslar yalnızca deniz yaşamını tehdit ettiği kadar aynı zamanda; atmosferde daha fazla enerji birikmesine neden olarak sıcak hava dalgalarını, aşırı yağışları ve fırtınaları da güçlendiriyor.

İklim krizinin ulaştığı yeni boyutu gösteren çarpıcı örneklerden biri ise dünyanın en kuzey bölgelerinden geldi. Haziran ayında Grönland'da yalnızca bir hafta içerisinde iki ayrı orman yangını çıktı. Bilim insanları bunun son derece sıra dışı olduğunu söylüyor. Çünkü Arktik bölgesi artık gezegenin geri kalanından yaklaşık dört kat daha hızlı ısınıyor.

Eskiden çok soğuk ve nemli olduğu için yanmayacağı düşünülen tundra bitki örtüsü artık kuruyor ve kolayca tutuşabiliyor.
Üstelik bu yalnızca bir orman yangını meselesi değil.

Arktik'teki turbalık alanlar, binlerce yıldır depolanmış büyük miktarda karbonu içeriyor. Bu alanlar yandığında atmosfere devasa miktarda sera gazı salınıyor ve bu da küresel ısınmayı daha da hızlandıran tehlikeli bir geri besleme döngüsü oluşturuyor.

Araştırmalar da bu değişimi açık biçimde ortaya koyuyor. Grönland'ın batısındaki buzsuz bölgelerde 1995 ile 2007 yılları arasında hiç orman yangını görülmezken, 2008 ile 2020 yılları arasında 21 ayrı yangın kaydedildi.

Avrupa'da ise sıcak hava dalgalarının ardından şimdi de orman yangınları hızla yayılıyor. Türkiye’de buna dahil. Binlerce kişi evlerini terk etmek zorunda kalırken, bilim insanları aşırı sıcaklarla yangınlar ve binlerce fazladan ölüm arasında doğrudan bağlantı bulunduğunu doğruluyor.

Ancak bütün bu krizlerin en ağır bedelini yine en kırılgan insanlar ödüyor. Kimi evini serin tutacak elektriğin maliyetini karşılayamıyor. Kimi yaşadığı mahallede gölgeye ya da yeşil alana erişemiyor. Kimi ise artık kendi evinde bile güven içinde yaşayamaz hale geliyor.

İklim krizi eşitsizlikleri derinleştiriyor; en az sorumluluğu olan insanlar, en ağır sonuçlarla karşı karşıya kalıyor. Öte yandan, bu felaketlerin temel nedeni olan fosil yakıt endüstrisi ise rekor düzeyde kârlar elde etmeye devam ediyor.

350org gibi uluslararası iklim hareketleri de tam bu nedenle Avrupa hükümetlerine çağrı yapıyor: Bu felaketlerin ekonomik bedeli toplumlara değil, iklim krizini onlarca yıldır derinleştiren fosil yakıt şirketlerine yüklenmeli. Çünkü bugün yaşadığımız sıcak hava dalgaları artık istisnai olaylar değil. Bir zamanlar "kırk yılda bir kez görülen" aşırı sıcaklar, artık neredeyse her yıl yaşanıyor.

İklim krizine uyum sağlamak artık bir tercih değil; şehirlerin, sağlık sistemlerinin ve altyapının yeniden tasarlanmasını gerektiren bir zorunluluk. Ancak uyum politikaları tek başına yeterli değil. Bu kriz ancak fosil yakıt kullanımını hızla sona erdirecek, adil ve bilim temelli iklim politikalarıyla sınırlandırılabilir. Aslında COPlar da bu yüzden var ancak benim de son senelerde gördüğüm bu tür zirvelerde ne yazık ki ihtiyacımız olan aciliyete yaklaşılmıyor bile. 

İklim Kuşağı Konuşuyor programını dinlediniz. Ben Atlas Sarrafoğlu. Bir sonraki programda görüşene dek kendinize, sevdiklerinize ve gezegenimize lütfen iyi bakın.