Kör annelerin annelik deneyimi

-
Aa
+
a
a
a

Sakat Muhabbet'te Ebelik Anabilim Dalı doktora öğrencisi olan Büşra Akgümüş Suna ile sakatların anne oluşunun ebeler tarafından nasıl algılandığı üzerine konuşuyor, görme engelli anneler hakkındaki yüksek lisans tezinin bulgularından ve öneminden söz ediyoruz.

Kör annelerin annelik deneyimi
 

Kör annelerin annelik deneyimi

podcast servisi: iTunes / RSS

Alper Tolga Akkuş: Merhaba, Açık Radyo’ya, Sakat Muhabbet’e; sağlamcı zihniyetin kör topal muhalefetine hoş geldiniz. Bugün 3 Nisan 2024, Çarşamba. Ben Alper Tolga Akkuş. Diğer isim ise, burada olsa 'ben Elif Gamze Bozo' diyecek olan program ortağım. Bugün maalesef aramızda yok, sağlıkla ilgili bir durumu vardı. Buradan da ona şifalar diliyorum. Bu haftaki destekçimiz Gülnur Aksop. Benim de yakın bir arkadaşım kendisi. Gülnur’a da buradan bir selam gönderiyorum.

Bu hafta, özel bir konuyla karşınızdayız. Yaklaşık bir ay, on beş gün önce bir mesaj gelmişti Instagram hesabımızdan. Bu mesajda ebe olduğunu belirtmişti Büşra Akgümüş Suna. Kendisi bu hafta konuğumuz.

Büşra Akgümüş Suna'nın kör annelerin deneyimine dair bir master tezi var. Büşra Hanım hoş geldiniz. Nasılsınız, iyi misiniz?

Büşra Akgümüş Suna: Merhabalar, hoş buldum. Elif Hocama da buradan selamlarımızı iletelim. Bir an önce toparlanmasını dilerim. İyiyim, çok teşekkür ederim. Dilerim siz de iyisinizdir.

A. T. A: Allah'a şükür diyelim. Büşra Hanım, önce sizi tanıyalım isterim ben. Büşra Gümüş Suna kimdir? Bir sakatlığınız varsa onu da belirtin.

B. A. S: Tabii, bir ebeyim. Evlat, eş, abla... Kimilerine de dostum. 26 yaşındayım. Şu anda Gülhane Sağlık Bilimleri Enstitüsü'nde doktora öğrencisiyim. Aynı zamanda Ankara'da bir devlet hastanesinde doğum salonunda ebe olarak çalışıyorum. Lisansımı Selçuk Üniversitesi'nden, uzmanlığımı da İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa’dan aldım 2023 yılında. Herhangi bir engele sahip değilim.

A. T. A: Siz ilk yazdığınızda demiştiniz ki, bir hocam Sakat Muhabbet’ten bahsetti, 'sen bir dinle' dedi. 'Senin de tezin ile alakalı, belki konuşursun’. Hangi hocanız nasıl önerdi Sakat Muhabbet'i?

B. A. S: İsmini zikretmekten çok keyif duyarım! Dediğim gibi, bu aslında benim master tezim. Tez savunmamda da Prof. Dr. Neslihan Özcan da vardı. Neslihan Özcan Hocam sizin bir dinleyicinizmiş. Ben savunmamı tamamladıktan sonra, konumun sizin radyonuz için çok uygun olduğunu, iyi bir katılımcı olacağımı,düşündüğünü söyledi ve böyle bir öneride bulundu. Bu konuda beni yüreklendirdi doğrusu. Kendisine selamlarımızı, sevgilerimizi ve saygılarımızı ileteyim buradan. Ebelik bölümünde profesör doktordur, çok kıymetli bir hocamızdır. Konuk olmam için de beni gerçekten cesaretlendirdi.

A. T. A: Çok da güzel olmuş. Bu tip rastlaşmalar çok keyifli oluyor bizim için de. Peki görme engeli, sakatlık ve ebelik nasıl bir araya geldi? Sizi sakat annelere, görme engelli annelere iten ne oldu? Bir yakınınızda mı böyle bir şey vardı? Hep böyle akla geliyor ya. Sizde öyle bir şey var mı?

Ebelerin Sakatların Anne Olmasına Bakışı

B. A. S: Bu soruyu birçok kez aldım. Benim bir engele sahip olmadığımı bilenler, yakın çevremde böyle bir engel mi var, neden buna yöneldim diye çok sordular. Aslında benim yakın çevremde de böyle bir engele sahip olan hiç kimse yok ama şöyle bir şey var; ebeler kadınların gebelik öncesi, gebelik, doğum ve doğum sonu dönemde primer bakım sağlayıcıları. Onlara en çok temas edenler. Bu noktada en önemli yapı taşlarından biri ebeler. Farkındalıkları yüksek olması gereken; sakatların ve dezavantajlı grupların ihtiyaçlarına destek vermesi gereken bir gruplar. Kesinlikle bunun farkında olması gereken kişiler. Fakat maalesef toplumumuzda olduğu gibi bizim alanımızda da bu konuyla ilgili ciddi bir eksik var.

Görmeyi gerektirmeyen gebelik testi
Görmeyi gerektirmeyen gebelik testi.

Hem eğitim sistemimizde hem kliniklerde; dezavantajlı bir birey geldiğinde ona nasıl yaklaşmamız gerektiği ya da nasıl bir bakım vermemiz gerektiği konusunda bilgi çok eksik. Bu çalışmaya başlamadan önce de biz ebeler ile bir çalışma yürüttük. Ebelerin dezavantajlı gruplara, engelli bireylerin anneliğine bakış açısının ne olduğuna baktık. Kıymetli Dr. Nur Elçin Boyacıoğlu hocam -ki benim tez danışmanımdır- bu konuda beni çok destekleyen ve yüreklendiren biri oldu. Kendisi de SMA hastası bir çocuğa sahip. Aynı zamanda dezavantajlı gruplara odaklanan çalışmalar yürütüyor. Çok destekledi ve dedi ki: ‘Ebeler bunun ne kadar farkında?’.

Ciddi bir açık olduğunu fark ettik. Ebeler dezavantajlı grupların, engelli bireylerin anneliği konusunda yeterince bilgi sahibi değiller. Kliniklerde bu kişilerle karşılaşıyorlar ama nasıl bakım vermeleri gerektiği konusunda net bir fikirleri yok. Ciddi anlamda kendilerini eksik hissediyorlar. Burası bizim için bir açıktı. Dezavantajlı bir çocuğa sahip olan annelerin annelik deneyimleri ve onların eksiklikleri, farkındalıkları, ihtiyaçları göz önünde bulundurulurken engelli bir bireyin anne olması fikri herkese çok uzak geliyor. Hatta anne olma fikri kenarda dursun onların ihtiyaçları, istekleri kenarda kalıyor. Hatta toplumda aseksüel olarak görünüyorlar. Ebeveynlik rollerini üstlenebileceklerine dair inanç yok denecek kadar az. Bu noktada da ciddi anlamda bir eksik olduğunu fark ettiğimiz için, naçizane bu açığı kapatmaya çalışıyoruz.

A. T. A: Ebelikte bu konulara bakıyoruz dediniz de. Ben ebe deyince sadece doğum anında doğumu sağlar sonra biter diye düşünüyordum, bende öyle bir algı vardı. Bu yanlış mı? Şu anda onu hissettim.

Ebeliğin tanımı: Ebeler nasıl bir bakım sağlar?

B. A. S: Evet, toplumda böyle bir algı var doğrusu. Size ebeliğin kısaca bir tanımını yapayım o zaman, herkes bu konuda netleşmiş olsun. Benim bu alanda araştırmacı olmamın, farkındalığının artmasının ve iyileşmeler için uğraşmanın sebebi mesleğimin temellerinden geliyor. Bizim mesleğimiz merhamet ve sevgi temelli bir meslek. Şöyle ki bir ebe; kadının doğum öncesi, doğum, gebelik ve doğum sonrası dönemde onunla işbirliği halinde olan, onun gereksinim duyduğu bütün destek, bakım ve danışmanlığı sağlayan kişi. Hem kadın, hem aile hem de toplum için yaşam boyu destekleyici bir rol üstleniyor. Sadece doğum anında değil, gebelik anında hatta gebe kalmayı planlayan bir kadın da ilk önce aile sağlığı merkezine gider ve orada ebe ile karşılaşır. Ebe ona nasıl bir yol izlemesi gerektiğini, hangi takviyeleri alması gerektiğini öğretir. Gebe kaldıktan sonra gebelikte yaşadığı bütün problemlerle ilgili ebeye başvurur. Doğum anında ebe onun yanındadır ve doğum sonrası dönemde tüm problemlerine karşı hem psikososyal destek sağlayan hem de sorunlarını giderici rol üstlenen kişi ebedir. Aynı zamanda 0 - 6 yaş çocuk bakımında yol gösterici olan kişiler ebelerdir. Dediğim gibi bunu da merhamet ve sevgi temelli yaptığımız için gebelerimiz ile bir gönül bağımız oluşuyor.

A. T. A: Her hafta bir müzik paylaşıyoruz ve konuklarımıza soruyoruz Bu hafta ne dinleyelim? Siz anons edin isterseniz.

B. A. S: O zaman şimdi Pinhani’den, ‘Bana El Salla’yı dinleyelim.

A. T. A: Evet, Sakat Muhabbet devam ediyor. Bu hafta bir ebe olan Büşra Akgümüş Suna ile görüşüyoruz. Kendisi master tezinde kör annelerin deneyimini çalışmış ve bu konuda bir akademik çalışma çıkarmış birisi. Artık tezden bahsedelim. Bu tez başlangıç aşamasından şu anki aşamaya kadar nasıl oluştu sizde? Nasıl hazırlandınız, nasıl yaptınız? Hocalarınız nasıl karşıladı? Tepkileri özetleyebilir misiniz bize?

Bir Yüksek Lisans Tezi: Görme Engelli Kadınların Anne Olmak ile İlgili Algıları: Bir Metafor Analizi

B. A. S: Dediğim gibi bu teze başlarken öncelikle ebelerin primer bakım sağlayıcısı ve destekleyici olmaları fikrinden yola çıktık. Çünkü herkese eşit, erişilebilir ve farkındalığı yüksek bakım sağlamamız gerekiyor. Bu noktada da ebelerin özelleştirilmiş, bakım verebilen ve riski iyi yönetebilen kişiler olmaları gerekiyor. Tıpkı toplumda olduğu gibi şu an ebelik alanında da bu konuda ciddi bir açık var. Bu noktada onların farkına varmak, gereksinimlerini özel bir şekilde entegre etmek gerekiyor. 'Neden kör annelere yöneldik peki' diye soracak olursanız, tüm sakatlık gruplarının gereksinimleri farklı ve yaşam deneyimlerine özel olarak ele alınması gerekiyor. Biz görme engelli annelerle çalıştık ama bizden sonra işitme engelli annelerle, ortopedik engelli annelerle de benzer çalışmalar yürütüldü. Bu anlamda ışık tuttuğumuzu düşünüyorum doğrusu, naçizane.

Ben çalışmayı Ankara'da bir körler derneğinin lokalinde yürüttüm. Bir süre hafta sonlarını orada geçirdim. Lokale gelen annelerle görüşüp onları ikna ederek onların deneyimlerini paylaşmak için hep oradaydım. Doğrusu çok duygusal anlar yaşadığım oldu. Çok gururlandığım, heyecanlandığım anlar oldu. Bu noktada benim için çok geliştirici oldu.

Şeyden bahsetmek istiyorum öncelikle. Ben bu çalışmaya başlarken ne söylemeliyim? Görme engelli mi demeliyim, kör mü demeliyim, sakat mı demeliyim? Buna o kadar uzun süre takıldım ki. Bununla ilgili çok fazla şey okudum. Çok fazla görüş vardı. En son artık görme engelli diyelim tezde diye o konuda mutabık olduk. Ama sonra ben bunu annelere sohbet arasında sordum. Dedim ki, ‘Ya ben size ne diyeyim? Yani görme engelli anne diyorum, kör anne diyorum, sakat diyorum. Yani sizi kırmak istemiyorum. Hangi söylemem gereken şey doğru?’ Ama konuştukça şunu fark ettim ki aslında engel olan şey benim onlara söylediğim, ifade ettiğim kelime değil. Engel olan şey toplumda yaşadığı aksaklıklar. Onlar da bana dediler ki, ‘Biz körüz. Bize kör diyebilirsin. Bu bizim için önemli değil. Zaten biz bunlara takılmıyoruz. Takıldığımız şey, yaşadığımız toplumdaki engelliler.’ Böyle dedikten sonra da bir rahatlama geldi o an için. Şimdi rahatlıkla tüm terimleri kullanabiliyorum. Bu da beni birazcık iyi hissettiriyor.

Bu engellerden bahsetmişken hatta şundan bahsedeyim. Üreme çağındaki engellilerle ilgili ciddi anlamda bir veri yok. Ben bu araştırma sürecim uzun olduğu için tüm toplumsal ve uluslararası verilere baktığımda evet engelli kadınlarla ilgili veriler var. Engelli kadınların engelleri sınıflandırılmış. Ama üreme çağında olan, anne olan ya da anne adayı olan kişiler hakkında ciddi anlamda bir veri yok. Varsa da çok sınırlı. Bunlar küçük araştırmalarla yapılmış veriler. Ciddi anlamda bir eksiklik var bu noktada. Zaten toplumda kadın olarak var olmak önemli bir problem iken bir de kör bir kadın olarak var olmak ciddi anlamda kişileri dezavantajlı hale getiriyor. Çünkü anne olduğunuz zaman üstünüze yüklenen birçok rol ve sorumluluk var. Bunu herhangi bir engele sahip olmayan bir kadın olarak yürütmek zorken hem de bir engele sahip olup bu rol sorumlulukların da üstünüze yüklenmesi ciddi anlamda sizi zorlayan bir süreç oluyor. Bunu son derece derinden hissettim görüşmeler sırasında. Üreme çağı dediğimiz şey adölesanlığını yani ergenliği tamamlamış 20 - 45 yaş arasındaki kadınların hepsi üreme çağında olan kadınlar.

A. T. A: Doğurganlığı olan kadın demek aslında.

B. A. S: Tabii ki adölesanlıktan menopoza kadar olan tüm süreç bizim doğurganlık çağımız aslında. O yüzden üreme çağında olan kadınların ciddi anlamda danışmanlık gereksinimleri oluyor.

A. T. A: Yani hamile kalmadan önce de biz onlara bir eğitim verilmeli diye söylüyorsunuz değil mi? Öyle anladım şimdi.

B. A. S: Tabii ki, tabii ki. Prekonsepsiyonel bakım dediğimiz bir bakım var. Yani gebe kalmadan önce bizim destek sağladığımız, bakım verdiğimiz, danışmanlık yaptığımız bir süreç bu. Sadece gebelik için değil, aynı zamanda kadın hastalıkları için ya da taramalar için bakım verdiğimiz, destek sağladığımız bir süreç burası.

A. T. A: Bu çalışma ne kadar zaman önce çıktı?

B. A. S: Yayın olması Haziran 2023. Ama görüşmelerimiz bir tık daha önce yapıldı tabi yazım aşaması olduğu için. Görüşmelerimizin yapılma süresini de Kasım - Aralık 2022 olarak ifade edebilirim.

Kör Anneliğin Avantaj ve Dezavantajları

A. T. A: Bu arada Büşra Hanım dinleyicilere söyleyeyim, 4 sayfalık bana bir özet göndermiştiniz. Ben istemiştim bir bilgilendirme göndermesini. 25 tane kör anneyle görüşmüşsünüz. Peki bu kör 25 tane annenin hamilelikte ve bakım sırasındaki durumları dezavantaj, avantajları nelerdi? Özetlersek, toparlarsak ne diyebilirsiniz?

B. A. S.: Öncelikle şöyle başlayayım. Ben bir çocuğa sahip değilim ama gebelik haberini ilk aldığınızda ya da çocuğunuzu ilk kucağınıza aldığınızda hissedeceğiniz şey ne diye sorarsak birine gerçekten ilk önce mutluluk duyarlar sanırım. Gebe olduğuyla ilgili; istenen bir gebelik eğer gebe olduğuyla ilgili yaşadığı mutluluk, heyecan, bebeğini kucağına aldığında o rahatlama hissi, heyecan. Ben annelere şunu sordum: ‘Siz gebe kaldığınızı ilk öğrendiğiniz an ve bebeğinizi kucağınıza ilk aldığınız an ne hissettiniz?’.

Ve hissedilen duyguların yoğunluğu maalesef korku ve endişeye odaklanmış durumdaydı. Engeli olmayan bir anneler heyecan ve mutluluk yaşarken, engele sahip olan anneler kaygı, korku ve endişe yaşıyorlar.

Özellikle görme engelli anneler şunun kaygısını yaşıyor: ‘Ben görmeden bebeğimin bakım ihtiyaçlarını karşılayabilecek miyim?’ Bebeklerini kucaklarına aldıkları anda şunu yaşıyorlar. Eşi de herhangi bir engele sahipse; ‘Acaba engeliniz çocuğumuza geçti mi? Bir genetik geçiş söz konusu mu?’ Yani insanlar bebeklerini kucaklarına aldıklarında mutluluk, heyecan yaşamak yerine korku ve kaygıya karşılaşıyorlar. İkinci yaşadıkları duygu mutluluk ve heyecan oluyor. Bu noktada işte bakım ve danışmanlık dediğimiz şey burada ortaya çıkıyor. Genetik geçişle ilgili ya da ona bakım sağlayacağı noktada destek olmakla ilgili yeterli özveri sağlanırsa o zaman hissettikleri ilk durumun heyecan ve mutluluk olacağına inanıyorum.

Daha sonra anneler büyük bir merak duyuyorlar. Merakın sebebi bebeğim nasıl görünüyor? Bir tane anne şunu söylemişti. Bebeğimi ilk kucağıma aldığımda onun her yerine tek tek dokundum. Gözünü hissettim, burnunu hissettim, dudaklarını hissettim. Kime benzediğini, nasıl bir bebek olduğunu çok merak ettim diyorlar ve ciddi anlamda onu benimseyip bakım vermek konusunda, onu kucaklamak konusunda istek duyduklarını ifade ediyorlar. Ve çok ilginçtir ki hissettikleri bir başka duygu da şaşkınlık. Anneler şunu söylüyorlar; 'kucağıma aldığında, bu bebek benim mi? Bunun şaşkınlığını çok uzun süre yaşadım ve anlatmam güç oldu'. 'Onunla bağlanmam arttıkça bu şaşkınlığı atlattım' diye ifade ediyorlar. Bu bağları; dokunmaları çok kuvvetli olduğu için onlara sık sık sarılarak, sık sık dokunarak emzirmeyle ve ten tene temasla sağladıklarını ifade ediyorlar.

Dezavantaj ve avantajlar konusuna gelirsek. Doğrusu şöyle; bir araştırmaya başlarken bir beklentiniz olur araştırmanın sonucuyla ilgili. Benim cahilliğime verin. Ben bu araştırmaya girerken ben annelerin herhangi bir avantajdan bahsedebileceğini düşünmemiştim. Çünkü sonuç olarak beş duyu organınızdan birisi eksik ve bununla bir bebeğe bakım sağlamayı düşünüyorsunuz. Kendi içimde herhangi bir avantaj bulamamıştım doğrusu ama onlarla konuştuktan sonra onlar benim farkındalığımı o kadar artırdılar ki. Bana şunu öğrettiler; dediler ki, ‘Görme engelli annelerin bebekleriyle kurduğu bağ daha kuvvetli. Çünkü bizim sezgileriniz daha kuvvetli. Bebeklerimize daha çok sarılıyoruz, daha çok dokunuyoruz ve onlarla daha fazla vakit geçirdiğimiz için bizim bağımız onlarla daha çok kuvvetleniyor.’ Benim için en önemli olan şeylerden biri bu. Dediler ki farkındalığı yüksek çocuklar yetiştiriyoruz biz. Bir tane annemin ifadesini sizinle paylaşmak istiyorum. Annem diyor ki, ‘Görme engelli bireylere nasıl yaklaşması gerektiğini çok iyi öğrenen bir çocuk yetiştirdim ben. Eğer ben engelli olmasaydım bunu bu kadar iyi anlatıp öğretemezdim. Benim oğlum şu an toplumdaki her engelli bireyi engel derecesi ne olursa olsun anlayıp, kabul edip ona göre şekil alabilir. Hiçbir kaygım yok. Kötü dünyaya iyi bir çocuk yetiştirdim diyor. Bu noktada gerçekten ne kadar kıymetli olduğunu dile getirsem az. Farkındalığı yüksek çocuk yetiştirmek konusunda anneler çok önemli. Hatta çocuklarının arkadaşları konusunda da farkındalığı artırmış durumdalar diyebilirim.

A. T. A: Okuduğum şey var; bir çocuk varmış, alay ediyorlarmış onunla. Belki de annesi kör diye. Çocukları üçer üçer evine çağırmış kendini tanısınlar diye. Çocuklar da tanıyınca demişler ki çok farklı olan bir şey değilmiş. Öyle bir şey de vardı notlarınızda.

B. A. S: Evet evet. Aynı anne aslında. Ben de tam ondan bahsedecektim. Çocukluk çağında, yani oğlu ilkokul çağlarında iken akran zorbalığına maruz kalıyor ve bu zorbalık sonucunda okula gitmek istemiyor çocuğu. Hem okuldaki rehber öğretmenlerden destek alıyor hem de çocuğunun arkadaşlarını eve davet ediyor. Bu arkadaşlarının farkındalığını arttırdı dediğim kısım da bu. Eve davet ediyor ve işte yemek hazırlarken evle ilgili bir şeyler yaparken onların yardımını istiyor ve çocuklar bunun farkına varıyorlar. Diyorlar ki bizim yaşantımızdan bir fark yok ve yardım etmek için özellikle heyecanlandıklarını dile getiriyor. Bu noktada da hem kendi çocuklarının hem de çocuklarının arkadaşlarının farkındalığını artırıyorlar aslında. Avantajları olarak bundan bahsediyorlar. Dezavantajlarına geldiğimizde biraz daha fiziksel konular gün yüzüne çıkıyor. Bakım ihtiyaçları ve görerek yapmaları gereken şeylerde önemli derecede eksiklikler olduğunu düşünüyorlar. Anneler bebekleri küçükken yani bebeklik çağında iken daha rahat olduklarını çünkü onlara daha ulaşabilir olduklarını düşünüyorlar. Ama bebekler biraz daha yürümeye başladığında, hareket etmeye başladığında, ulaşılabilirlikleri de azaldığı için ve onun nerede olduğunu göremedikleri için hakimiyet alanlarının azaldığını düşünüyorlar ve bunu bir dezavantaj olarak 

B. A. S: Evet evet. Aynı anne aslında. Ben de tam ondan bahsedecektim. Çocukluk çağında, yani oğlu ilkokul çağlarında iken akran zorbalığına maruz kalıyor ve bu zorbalık sonucunda okula gitmek istemiyor çocuğu. Hem okuldaki rehber öğretmenlerden destek alıyor hem de çocuğunun arkadaşlarını eve davet ediyor. Bu arkadaşlarının farkındalığını arttırdı dediğim kısım da bu. Eve davet ediyor ve işte yemek hazırlarken evle ilgili bir şeyler yaparken onların yardımını istiyor ve çocuklar bunun farkına varıyorlar. Diyorlar ki bizim yaşantımızdan bir fark yok ve yardım etmek için özellikle heyecanlandıklarını dile getiriyor. Bu noktada da hem kendi çocuklarının hem de çocuklarının arkadaşlarının farkındalığını artırıyorlar aslında. Avantajları olarak bundan bahsediyorlar. Dezavantajlarına geldiğimizde biraz daha fiziksel konular gün yüzüne çıkıyor. Bakım ihtiyaçları ve görerek yapmaları gereken şeylerde önemli derecede eksiklikler olduğunu düşünüyorlar. Anneler bebekleri küçükken yani bebeklik çağında iken daha rahat olduklarını çünkü onlara daha ulaşabilir olduklarını düşünüyorlar. Ama bebekler biraz daha yürümeye başladığında, hareket etmeye başladığında, ulaşılabilirlikleri de azaldığı için ve onun nerede olduğunu göremedikleri için hakimiyet alanlarının azaldığını düşünüyorlar ve bunu bir dezavantaj olarak görüyorlar. Aynı zamanda yaşadıkları zorlukları ifade ettiklerinde, çocuk konuşmaya başladığında ve merak duygusu iyice geliştiğinde, bana bir şeyi eliyle işaret ettiğinde, ‘Bu ne?’ dediğinde ben onu göremediğim için ne olduğunu bilemiyordum. Bu benim için büyük bir olumsuzluk diye ifade ediyorlar. Bu noktada da bir yetersizlik hissi ortaya çıkıyor. Yani anneliği başaramıyor muyum? Yeterli ebeveynlik rollerini üstleniyorum gibi bir şey ortaya çıkıyor. Bu noktayı da dezavantajları olarak ifade ediyorlar.

A. T. A: Bir de şey demişler. Çocuğum büyüyüp farkına varırsa beni nasıl görecek? Sakat ya. Öyle paylaşımlar da okumuştum o notlarda.

Ses Çıkaran Tokalar, Ses Çıkan Bileklikler, Ses Çıkaran Ayakkabılar

B. A. S: Bu da önemli bir kaygı tabii. Şimdi. Çünkü bebekken bakım sağlayıcıları anneleri olduğu için büyüdüklerinde onlara nasıl davranacakları, nasıl bakacakları konusunda büyük kaygılar yaşıyorlar. Yani kaygılar bir değil, çok kaygı var, çok yönlü kaygılar var. Ama gerçekten anneliği de çok derinden yaşayan, yani görüşmeler sırasında ağladığım oldu. Anneliği bana öyle geçirdiler ki çok heyecanlandığım ve uyguladığım zamanlar oldu. Ama şundan da bahsetmek isterim. Ürettikleri çözümler gerçekten çok dahiyane ve benim çok hoşuma giden şeyler oldu. Örneğin parka gittiklerinde ya da ev içinde çocuğu sürekli elinden tutarak gezemeyeceği için ona bir özgürlük alanı sağlaması gerekiyor. İşte kız çocuklarının saçlarına böyle ses çıkartan tokalar ya da bileklerine sesli bileklikler, böyle halhallar falan takıp hem anne diyor ki hem bebeğim onu süslediğimi düşünüyordu, ona güzel giydirdiğimi düşünüyordu hem de o koştuğunda ben hangi yöne gittiğini anlayabildiğim için bana kolaylık oluyordu. İşte bu ses çıkaran terlikler, ayakkabılar. Onları giydirip hangi yöne gittiğini daha iyi anlayabiliyordum. Ya da görme engeli olan yine eşi de görme engelli olan bir katılımcımız şey demişti. Eşimin ışık algısı olduğu için çocuğuma açık renkli kıyafetler giydiriyorum. O onun ne yöne gittiğini daha rahat anlayabiliyordu. Yani çok güzel çözümler var. O yüzden bu noktada da kendi yaşamlarını kolaylaştırdıklarını söyleyebilirim.

A. T. A: Ben de şey diyeyim, ben de baba değilim. Şu var, sakatlık çok farklı, bambaşka bir şey değil. İlk çocuğunu doğuran her anne kaygı duyar. Yani sakat olsun olmasın. Onu da burada vurgulamak lazım. Sakat Muhabbet’te bu hafta Büşra Akgümüş Suna’yı, bir ebeyi konuk ettik. Benim çok hoşuma giden bir konu oldu. Dünyada var mı böyle konular? Zamanımız kalmadı ama belki bir daha sizi konuk ederiz. Hatta belki bir anne ile birlikte konuk ederiz. Olursa, olabilirse öyle bir şey, öyle konuşuruz. En son ne söylemek istiyorsunuz Büşra Hanım? Bundan sonrası için sakatlıkla ilgili konulara devam edecek misiniz? Nedir planınız bundan sonrası için?

‘Evrenin tüm karanlığı tek bir mum ışığını bile köreltemez’ ve Mithat Enç

B. A. S: Ben daha kariyerimin çok başındayım gerçekten. Ama dezavantajlı gruplar benim için çok önemli. Yani hem gönlümde yer etmiş hem de ciddi anlamda açık olan ve oranın kapatılması gereken bir alan olduğunu düşündüğüm için bütüncül ebelik bakımını sağlayabilmek adına bu alanda ilerlemeyi çok istiyorum. Dünyada buna benzer yapılmış çalışmalar var ama şöyle. Tüm engel gruplarının karışık olarak ele alındığı yani görme engelli, işitme engelli, ortopedik engelli kişilerin hepsinin birlikte ele alındığı çalışmalar mevcut. Bu noktada bunların ayrıştırılması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü her engelli grubunun ihtiyaçları ve bakım gereksinimleri farklı. Bu sebeple daha özelleştirilmiş bakım verebilmek adına ayrılması gerektiğini düşünüyorum ve ciddi anlamda bir eksik var. Bu yüzden burada çalışmalar yürütmeye devam etmek istiyorum. Heyecanlıyım bu konuda da. Herkes için daha yaşanılabilir, daha erişilebilir, engelsiz bir dünya diliyorum. ‘Evrenin tüm karanlığı tek bir mum ışığını bile köreltemez.’ diyerek yayınımızı sonlandıralım o zaman.

A. T. A: O da Mithat Enç’in bir sözü. Onu da vurgulayalım. Mithat Enç’e dair de bir program yaparız inşallah. Çünkü kör insanlar için Türkiye'de bir duayen kendisi. Çok sağolun Büşra Hanım. Destekçimiz Gülnur Aksop’tu. Gülnur da benim Yeşiller’den, Yeşil Gazete’den, doğa hareketinden bir arkadaşım. Bir kadın hakları aktivisti, bir feminist. Ona bir selam göndereyim. Elif Gamze Bozo bu hafta yoktu aramızda. Hastalığı vardı. Bir rahatsızlığı vardı. Ona geçmiş olsun diyorum. İki hafta sonra; Açık Radyo'nun bu yayın döneminin son programı olacak. O programda görüşmek üzere diyorum. Hoşça kalın.