Sakat Muhabbet'te Alper Tolga Akkuş, cam kemik hastası, Adanalı yazar Zekeriya Ünal ile son günlerde sosyal medya hesabında paylaştığı ve hayli ilgi de çeken kitap ve film inceleme videolarına değiniyor; sakat hareketinin Türkiye’deki mevcut durumunu değerlendiriyoruz.
Alper Tolga Akkuş: Merhaba, Apaçık Radyo’ya, Sakat Muhabbet’e; sağlamcı zihniyetin kör topal muhalifine hoşgeldiniz. Ben Alper Tolga Akkuş ve bugün 24 Haziran 2026 Çarşamba.
Bu hafta, tabii Apaçık Radyo ve Sakat Muhabbet dinleyicilerinin artık yakından tanıdığını tahmin ettiğim bir konuğum var ki iki defa konuğum olmuştu diye hatırlıyorum ben: Zekeriya Ünal konuğum. Tabii ona dostları Zeki diyorlar ve ben de Zeki diye hitap edeceğim Zekeriya'ya. Zeki hoşgeldin kardeşim.
Zekeriya Ünal: Hoşbulduk.
A.T.A.: Benim ilk sorum vardı ama artık seni tanıyorlardır. Ben diyordum ya Zekeriya Ünal kimdir, ne yapmış, sakatlığı var mıdır? Onları biliyorlardır ama bilmeyen birileri kalmış ise eğer çok özet olarak söyle istersen sen genede Zeki.
Z.Ü.: Tabi. Adım Zekeriya Ünal. 38 yaşındayım. Osteogenesis imperfecta yani cam kemik hastasıyım. Bir yazarım. Aynı zamanda Adana Büyükşehir Belediyesi'nde çalışıyorum. Artık emekliliğim de çok yaklaşmakta. Diğer taraftan da sinema aşığıyım, edebiyat aşığıyım ve bir kedi babasıyım.
A.T.A.: Simba mıydı o da kedinin adı?
Z.Ü.: Evet, Simba ve bir de Adanalıyım.
A.T.A.: Evet, evet, o önemli.
Z.Ü.: Adanalıyım Allah'ın adamıyım.
A.T.A.: Devamı da var tabi, ‘Uçağa tekme atarık, trene çelme takarık’ diye giden birşeyi de var tabi o hikayenin, bilenler de biliyorlardır.
Bu arada bir belgeselin başrolüsün: Cam Adam. Bunu da zaten konuşmuştuk, eski bölümlerden dinleyebilirler.
Şimdi, “Zekeriya'yı konuk aldın, her şeyini konuştun Alper. Bir daha niye konuk aldın? Tamam, hemşerisiniz. Aranızda konuşun” diyenler olabilir dinleyenlerden. Ama dün bir vesileyle ben aramıştım Zekeriya’yı. Laf lafı açtı. Sakatlık camiasına dair eleştiri yaptı birkaç tane. Dedi ki “İstanbul'da bunlar oluyor ama Türkiye çok büyük coğrafya niye şurada olmuyor. Sen Diyarbakır'a gittin yürüyüş yaptın, Onur Yürüyüşü yaptın. Çok güzel ama Adana'da niye olmadı? Mersin'de niye olmadı?” Ben de, “Bunları burada konuşmayalım. Gel, yarın kayıt yapalım seninle ve hem dalına, hem mıhına vuralım ve konuşalım” dedim. Çünkü biz kendimizi eleştirelim ki sakatlık aktivistleri ve hareketi olarak gelişebilelim. Çünkü bu tür eleştirileri bizden olmayan, dışarıdan kişiler yapıyordur ama bize yansımıyordur.

Bir Sosyal Medya Fenomeni
A.T.A.: O konuya girmeden başka bir şey: Şu anda ben Zekeriya'nın Instagram hesabını açıyorum arkadaşlar ve tam 23 bin 900 yani 24 bin takipçisi var. Zekeriya’nın bu kadar takipçisi yoktu diye hatırlıyorum ben, 5-6 bindi galiba diye hatırlıyorum. Şimdi Dünya Kupası var. Bir ülke takımının kalecisinin birdenbire 500'den 10 milyona çıkmış takipçi sayısı başarılı olunca. Onun bir tık altında bir başarı var Zekeriya’da da.
Bir fenomen de oldu. Hatta dün onu ben birkaç defa aradım. En sonunda ulaştım. “Abi artık menajer falan varsa söyle de menajerinden arayalım” dedim. Şakasını da yaptık.
Sen artık tabii sosyal medyanı daha etkin kullanıyorsun ve yeni bir şey galiba benim sende gözlemlediğim. Ona dair bir şeyler varsa söylemek istediğin oradan başlayalım istersen.
Z.Ü.: Valla ikinci kitap Ceylan çıktıktan sonra kitapla ilgili kısa kısa videolar çekmeye başladım. Biliyorsun artık video çağındayız. En ünlü büyük yazarlar bile artık bir videoya çıkıp ‘Ceeee!! yapmak zorunda kalıyorlar. Bu çağdayız. Dostoyevski bugün yaşasa o da yayın açmak zorunda kalacaktı ya da Kafka bugün yaşasa o da yayın açmak zorunda kalacaktı. Tabii ki kendimi onlarla asla kıyaslamıyorum ama küçük soru-cevap videoları çektim kitabımla ilgili.
Ondan sonra dedim ki ben bunu neden devam ettirmeyeyim? Nasıl bir alanda? Sevdiğim, tutkun olduğum alanlarda. Mesela nedir? Edebiyat, sinema, dizi gibi alanlarda neden devam ettirmeyeyim? Bir film izlediğimde yanımda o filmi konuşacağım birileri olsun isterim, o filmi tartışacağım birileri olsun isterim. Sevdiğim filmleri, sevdiğim dizileri, sevdiğim kitapları kısa iki dakikalık videolar çekiyorum.
Aslında Instagram daha kısa video istiyor. 15-30 saniyede işi bitir, konuş diyorlar ama ben biraz aksi bir adamım. Onun için “Beni dinleyen dinlesin” ya diyorum. İki dakika bir filmi, bir diziyi, bir kitabı beni neden etkilediğini, nasıl etkilediğini, mesela sinema tarihi için neden önemli olduğunu, edebiyat tarihi için neden önemli olduğunu anlatmaya çalışıyorum.
Tepkiler de çok güzel geldi; “Devam edin buna lütfen. Çok keyif alıyoruz” diyenler oldu. Özellikle 18-24 yaş arası kitle acayip ilgi gösterdi. Bana kitap önerenler var, film önerenler var, şu film hakkında ne düşünüyorsun abi diyenler var. Hocam diyenler var. Yani keyif alıyorum tabii, güzel bir şey.
Ne kadar melankoliği oynasak da, ne kadar kendi içimizde buhranlarımız olsa da sonuçta yaptığımız işleri başka insanlar için yapıyoruz. Keşfedilmek istiyoruz hepimiz aslında. Mağara duvarına resim yapan adamın da derdi benim derdimle aynı. O da keşfedilmek istiyordu. Yani güzel gidiyor bu sosyal medyayla flörtüm diyorum ben.
A.T.A.: Şiir de okuyorsun arada, onu da görüyorum.
Z.Ü.: Arada sevdiğim şiirleri okuyorum. Yani ben sevdiğim şeyi yapmak istiyorum. Başka türlüsü beni kasıyor. Sevdiğim film, sevdiğim kitap, sevdiğim şiir... Bilmiyorum, şiir okuma performansım nasıl ama sevdiğim şiirleri okurken gerçekten keyif alıyorum. Güzel bir süreç işliyor.
A.T.A.: Adana'da annene, Didem ablaya ya da iş yerindeki arkadaşlarınla konuştuğun şeyleri aslında ekrandan konuşuyorsun gibi anlıyorum bir yandan.
Z.Ü.: Tabii ki. Yani etrafında insanın istediği şeyleri konuşabileceği çok fazla insan olmuyor her zaman. Ben de artık bunu yüzlere, binlere konuşuyorum. Kimisi diyor ki doğru, kimisi diyor ki hayır, kimisi diyor ki şunu da ekle, kimisi diyor ki bunu eksik söylemişsin. Bir nevi sohbet orada devam ediyor aslında.
A.T.A.: Ya bu çok önemli bir şey Zekeriya çünkü sakat fenomenler bayağı var şu an günümüzde. Ama onlar genelde sakatlıklarını ifşa ediyorlar. Bunu eleştirmiyorum, bu da yapılabilir ama biz sakatlar olarak sen de ben de sakatlık bizim bir yönümüz ama bizim bin bir tane başka yönümüz var.
Sen diğer yönlerini de öne çıkartıyorsun sakatlığından hiç bahsetmeden sinemadan, kitaptan bahsediyorsun. Ben takip ediyorum; o iki dakikada, bir dakikada öyle güzel özetliyorsun ki hiç bilinmeyen detayları da aktarıyorsun aslında izleyiciye. Gençlere de aslında ufuk açıyorsun bir yandan da benim gördüğüm kadarıyla.
Z.Ü.: Evet, keyif alıyorum. Onların da güzel yanıtlar vermeleri bana keyif veriyor. Yani böyle koca bir aile gibiyiz. Öyle olduk diyebilirim yani.
A.T.A.: Yani daha bu başlangıç. Belki ileride yüz yüze görüşmelere de vesile olabilir Adana'da ya da Mersin'de ya da başka yerde. Ben tanıyorum seni. Senin böyle planların da yavaştan başlamıştır diye tahmin ediyorum.
Z.Ü.: İnşallah inşallah. Yani içimde böyle bir meşaleyi elinde tutup yürüyelim arkadaşlar diyen bir adam var. Ben onu tanıyorum. Böyle öncü olmak isteyen, haydi ileri falan diyen bir adam var. Onu tanıyorum ve onu taklit etmek için yapıyorum.
A.T.A.: Onu hiç tutmayalım. Devam etsin yürümesine ya da sandalyesinin tekerleklerini döndürmeye diyelim. O alana da girelim.
Şimdi müzik arası zamanı geldi. Ben sana müzik göndermiştim bir tane. Sen de olur demiştin. Çünkü biz bugün aslında ne derler: Sevdiğin deriyi vur ki daha kıymetlensin değil mi? Nasıldı o laf?
Z.Ü.: ‘Tabak sevdiği deriyi yerden yere vururmuş’ derler.
A.T.A.: Aynen biz öyle yapacağız biraz. Kendi kendimizi, kendi alanımızı eleştireceğiz.
Ben yine eskilere gideceğim. Geçen hafta nostalji yapmıştım programda. Kendim konuşmuştum. İşte yine o yıllara gideceğim.
Olacak O Kadar skeçlerinin fon müziği Grup Gündoğarken, Levent Kırca ve Oya Başar da söyleyecekler:‘Aç gözünü seyret tekrarı yok bunun / işimiz muhabbet’. Sakat Muhabbet'e de bir denk geliyor aslında. Onu dinleyelim.
A.T.A.: Sakat Muhabbet devam ediyor. Bu hafta konuğumuz yakın arkadaşım, hemşerim, Adanalı Zekeriya Ünal yani bizim için Zeki.
Zeki ile aslında bugün biraz kendi alanımıza eleştirel bakacağız. Tabii ben tam onun gibi düşünmüyorum. Benim görüşlerim var, onun görüşleri var. Sana topu bırakayım burada Zekeriya.
Top demişken de dünya kupası devam ediyor. Top hep metafor şu anda bütün dünyada. Oraya da bir değmiş olduk aslında.
Sen kendin anlat eleştirilerini, ben de araya girerim ve Hacivat-Karagöz gibi aslında bir şey çıkarırız ortaya diye düşünüyorum.

‘İstanbul’da, Diyarbakır’da var, amenna, ama Yozgat’da niye yok?’
Z.Ü.: Yani ben aslında senin bu Diyarbakır’daki Engelliler Onur Yürüyüşü’nü gördükten sonra sana takıldım şaka yollu. “Kardeşim, Diyarbakır'dan başka Adanalı engellilerin onuru yok mu, Yozgatlı engellilerin onuru yok mu?” gibi takıldım sana. Şaka bir yana böyle küçük çabalar, yerel çabalar tabii ki güzel ama ulusala bunların çok fazla yansımadığını görüyorum ya da ulusaldaki hak temelli mücadeleye, hak mücadelesine çok fazla yansımadığını görüyorum.
İstanbul'da küçük girişimler var. İstanbul'daki kültür sanat alanına yoğunlaşan girişimler var. Ben de kültür sanatı tabii ki çok seven biriyim. Bu demek değil ki engelli bir birey sadece engellilik meselesiyle uğraşsın. Başka hiçbir meseleyle uğraşmasın demek değil bu. Zaten ben bile bunu kendim için bile kabul etmem. Ama orada A noktasında şunu yapalım, bunu yapalım, şuraya gidelim, buraya gidelim; B noktasında şunu yapalım, şuraya gidelim, buraya gidelim; C noktasında aynı. Ama mesela E noktasında duran adamın hiçbir şeyden haberi yok, sadece fotoğrafları görüyor.
Bütün toplumdaki engelli bireyleri böyle bir hareketlendirecek, böyle rüzgârda dalgalanan buğday başakları gibi böyle bir harekete geçirecek, bir devinime sokacak bir start noktası yok. Küçük küçük mahalli yerlerde bireysel insanların çabalarıyla bir şeyler yapılıyor.
Tabii bütün Türkiye'deki engelli bireylerin aynı anda aynı yere gitme imkanı yok ama haydi hepimiz kendi bulunduğumuz ortamda kendi gücümüz yettiğince şunu yapalım gibi bir ortak çaba yok. Benim gördüğüm bu yönde.
A.T.A.: Yani sen diyorsun ki alfabe olarak harf harf varız ama o alfabeden bir kelime, bir cümle, bir metin, bir roman hikaye çıkartamıyoruz diyorsun aslında. Yazınsal bakarak onu diyorsun. Ama ben de burada dediğim gibi senin gibi düşünmüyorum: Dediğin doğru, haklısın ama şimdi Diyarbakır'daki şeyde arkada bir siyasi parti var, birkaç belediye var ve orada bir hareket var. Çünkü bunların hepsinin maddi, manevi zorlukları var. Onun altına elini koyan bir kurum var, insanlar var. O şekilde oldu.
Bir laf vardır: ‘Önce kendi evini temizle, sonra sokağını temizle, sonra ilçeni, ülkeni...’ gibi gidiyor bu işler.
Atıyorum ikimiz buluştuk dedik ki tüm Türkiye'yi kalkıp kurtaracağız ama biz bunu dediğimiz zaman dediğimizle kalıyoruz Zeki. Bize birilerinin katılması lazım: Yozgat'tan birinin de katılması lazım, Adana'dan da. Diyarbakır'daki düşün 2026 yılındayız ve Türkiye'de ilk kez oldu. İlk yani, 2026 yılı, düşün. Dünyada da çok eski değil zaten. Orada da bir 30-40 yılı, 50 yılı belki vardır, belki yoktur. Sakat hareketi dünyada da yeni bir olay.
Bunların olması da güzel. Bak, sen bunu düşünüyorsun ya daha önce 15 sene önce İstanbul'da bunlar da olmuyordu. Böyle bir ufkumuz da yoktu bizim. En azından ufkumuzda mesela İstanbul'da ne yapıyorlar tiyatroya gidiyorlar, sinemaya gidiyorlar, erişilebilir konser diye bir şey çıkıyor ortaya. Onu yapıyorlar. Ankara'da Engelsiz Filmler Festivali oluyor. Eskişehir'de bir şeyler oluyor. Orada bir Engelli Dayanışma Ağı var. Takip ediyorum. Bayağı iyi şeyler yapıyorlar. Geçen gün engelliler pikniği yapmışlar, gördüm. Aklıma da geldi konuk alayım onları diye ki notlarıma da yazdım zaten.
Böyle böyle aslında böyle küçük şeyler var. Mesela bizim bu sohbetimiz belki birinin kulağına kar suyu kaçıracak. Diyecek ki ya, “Tamam, biz de bunu diyorduk ama kimse yok diye konuşamıyorduk. Hadi Zekeriya Abi, Zeki Abi. Sen o meşaleyi alıp yürüyecektin ya gel önümüze yürü” diyecek belki de.
Peki bunu senin dediğin gibi yapmak için ne yapmamız lazım? Senin aklında var mı meşale fikirler? Ne olabilir mesela?

Sakat Hareketini Nasıl Ulusal Boyuta Taşıyabiliriz?
Z.Ü.: Alper bunun için şu anda muhteşem bir çağdayız çünkü dijital artık yaşamın neredeyse yeryüzünden fazlasına yayıldı. Bunun için şu mesafede şurada bir şey yapıldı ama A noktasında bir şey yapıldı ama B noktasına, C noktasına çok uzak olduğu için oradan insanlar gelemedi gibi bir şey yok. Yani dijital internet, yapay zeka, mobil aplikasyonlar, sosyal medya…
A.T.A.: Hatta bak dil bariyeri de kalmadı. Sen Türkçe konuşuyorsun, o yapay zeka onu Japoncaya, Çinceye, Rusçaya çeviriyor artık. O durumdayız.
Z.Ü.: Yani insanların metaevrende kendini yeniden kendi avatarlarını oluşturup şekillendirebildiği bir yerdeyiz. Ha, illaki fiziksel bir eylem yapılacak ise şu olabilir mesela: “Arkadaşlar biz A noktasında bunu yaptık ama işte B noktasında, C noktasında, D noktasında, E noktasında ki temsilcilerimiz ya da temsilciliklerimiz aracılığıyla siz de bunu yapın.” Mesela, “Biz İstanbul'da engelli rampalarının önüne park edilmesin diye eylem yaptık, siz de internet sitemizden alabileceğiniz çıkartmalarla kendi şehrinizde rampanın önüne park eden araçlara bu çıkartmaları yapıştırın.” Bu en basit şey mesela.
O zaman olay sadece İstanbul'da kalmaz; bütün Türkiye'de bilinçli engelli bireyin yapabileceği bir şey olur. Bunlar İstanbul'da bunu yapmışlar. Ben İstanbul'da değilim. Gidemedim, katılamadım. Ama benim de kendi şehrimde yapabileceğim bir şey var.
A.T.A.: Ya çok emin değilim ondan abi. Şimdi İstanbul'u geçelim Adanalıyız biz, o yüzden Adana diyelim çünkü artık o çağrının yapılabildiği yerin de önemi yok. Bu dijital çağrıda. İstersen Mozambik'in köyünde ol, orada bile bunu diyebilirsin sonuçta ama biz dedik sen Yozgat dediğin için Yozgat'tan örnek vereceğim. Biz çağrı yaptık, Yozgat'tan da bir tane engelli dedi ki tamam ben yapacağım. Ama tek bir kişinin yaptığı bir şey çok ufak bir şey yaratır ama o kişinin yalnızlığını da gidermemiz lazım bir yandan da. Bunun da araçlarını kullanmamız gerekiyor. Çünkü sürekli görüşmemiz lazım.
Biz şu an mesela iç döküyoruz seninle ve bu iç dökmelerin sadece ortopedik, sadece sağır, sadece kör, sadece bilişsel değil; her sakatlık grubunun herkesle bir anda bunu yapması gerekiyor. Bu yönde de çalışmaları olan kuruluşlar var. Bunlar da bana umut veriyor bir yandan da.
Tabii ilk önce bence zihinlerin değişmesi gerekiyor. Ben hep diyorum ya Sakat Muhabbet’te amacım sakat olmayanların zihindeki sakat imgesini düzeltmek diyorum. Ama sakatlarda da bir sakat imgesi var. Bizde de var. Biz de öyle bir toplumda yaşadığımız için ben de oradaydım. Kendimi oradan çıkarmaya çalışıyorum. Biz ne bileyim muhtacız, aciziz. Böyle bir kalıp yargı içinde büyüdüğümüz için, ondan çıkmamız için çaba gerekiyor. Sen de çıkıyorsun, ben de uğraşıyorum. Farkındayız. Farkındalığa sahip olmayan çok büyük bir kitle var. Onları nasıl acaba değiştirebiliriz gibi soru işaretleri şu an dönüyor kafamda benim.
Z.Ü.: Ben bu videoları biraz da bu amaçla önemsiyorum. Bana mesela, “Abi ben de engelliyim” ya da, “Abi ben de cam kemikliyim” diye cevap veren çok fazla genç arkadaşım oldu. Yani görünür bir imgeyim sosyal medyada ister istemez ve görünürlüğüm de sadece engelimle değil de bilgimle, fikrimle var olduğumda insanlar şaşırıyor. Tabii ki alay eden de oluyor ama insanlar şaşırıyor. İnsanlar beklemiyor bunu.
Videolarda ben kendi engelimden bahsedeceğim, kendi hayat mücadelemden bahsedeceğim ve birkaç tane de güzel söz söyleyip kapatacağım zannediyor mesela insanlar ama sonra birdenbire bir filmin ya da bir kitabın incelemesiyle karşılaşıyorlar. Yani bu bile gönüllülük için bir mücadeledir.
A.T.A.: Doğru söylüyorsun. Futboldan bir örnek vereyim yine. Sen aslında ters köşe yapıyorsun izleyenlere, dinleyenlere bir yandan da.
Z.Ü.: Evet, evet, evet.
A.T.A.: Zekeriya çok çok sağol. Son sözlerin var ise onları da alayım ve sonra da bitirelim programı yavaştan.
Z.Ü..: Yani yapılan şeyler gerçekten güzel ama herkes kendi kapısının önündeki sorunla ilgilenecekse, herkes kendi küçük dünyasında fark yaratmaya çalışacaksa o zaman dijital dünyayı kullanarak, görünür olmanın, hak mücadelesi vermenin daha yaratıcı yollarını bulmalıyız.
A.T.A.: Çok çok sağol Zekeriya konuk olduğun için ve bu değerli görüşlerin için. Sakat Muhabbet’i dinleyenlere de teşekkür ediyorum, çok sağolun dinlediğiniz için. ‘Dünyanın bütün sakatları eğleşin.’ Haftaya görüşmek üzere, hoşçakalın.


