"Toplumsal Hareketlerin En Büyük Sorunu: Örgütlü Mücadele Kapasitesi"

Ufuk Turu
-
Aa
+
a
a
a

Ufuk Turu'nda Ahmet İnsel, Sırbistan ve Arnavutluk'taki protesto hareketlerini karşılaştırırken; Hindistan'da öğrencilerin kurduğu Hamam Böcekleri Halkın Partisi'nin yükselişini ve İngiltere'de Nigel Farage'ın istifasının ardından yaşanan sıra dışı ara seçim sürecini değerlendiriyor.

""
Ufuk Turu: 21 Temmuz 2026
 

Ufuk Turu: 21 Temmuz 2026

podcast servisi: iTunes / RSS

Ömer Madra: Günaydın Ahmet, merhabalar!

Ahmet İnsel: Günaydın!

Özdeş Özbay: Günaydın!

A.İ.: Günaydın ikinize de.

Ö.M.:Ufuk Turu’nu Sırbistan ve Arnavutluk’taki gösterilerle başlatalım değil mi?

A.İ.: Evet. Bu iki halk gösterisi genellikle birbiriyle kıyaslanıyor, karşılaştırılıyor ve birbirine benzetiliyor. Elbette bu toplumsal itirazların benzer tarafları var ancak Sırbistan ve Arnavutluk’taki siyasal rejimler birbirinden farklı. Her ne kadar iki ülke için de "otokrasi" terimi sıkça kullanılıyor olsa da.



Tiran’da son dönemde şu slogan dile getirildi: “Vučić düştü, şimdi sıra Rama’da.” Biliyorsunuz, Vučić düşmedi. Cumhurbaşkanlığından istifa edeceğini söyledi ama etmedi. Bunun yerine, erken milletvekili seçimlerinde aday olacağını ve başbakanlık için yarışacağını açıkladı. Hatta durum tam tersine dönmüş de olabilir. Çünkü bu hamle, Putin’in 2012’de yaptığına benziyor. Hatırlarsanız, Putin 2012’de yeniden cumhurbaşkanı seçilemeyeceği için Medvedev’i cumhurbaşkanı seçtirmiş, kendisi ise başbakan olmuştu.

Ö.M.: Aynen, evet.

A.İ.: Arkasından, "taksimetreyi sıfırladık" gerekçesiyle — bu ifade Türkiye'de de bir keresinde kullanılmıştı — yeniden cumhurbaşkanı oldu. Daha sonra da 2020'nin başlarında anayasayı değiştirerek, galiba 2037'ye kadar cumhurbaşkanı olarak kalmasını güvence altına aldı Putin.

Vučić'in böyle bir şey yapıp yapmayacağını bilmiyoruz ama kendisi en azından milletvekili seçimlerine katılacağını ve başbakanlık için yarışacağını ilan etti. Dolayısıyla düştü mü? Belki cumhurbaşkanlığını bırakmayı bu protesto gösterilerini bir fırsata çevirmek için kullanmış da olabilir ama seçimi kazanıp kazanmayacağını bilmiyoruz tabii. Milletvekili seçimlerinde partisi çoğunluğu elde eder mi? Bu da henüz belli değil.

Sırbistan'da bir halk hareketi var. Öğrenci hareketi olarak başlamıştı ama artık öğrenci hareketi sıfatını da bıraktı; geniş bir muhalefet hareketine dönüştü. Zaman zaman gösteriler devam ediyor. Toplumun geniş kesimleri tarafından desteklenen bir hareket bu. Kendisini doğru ve haklı bir dava için harekete geçmiş olarak gören, uzun süre mobilize olmayı başarmış bir hareket. Çünkü bu tür hareketler biliyorsunuz çoğunlukla bir-iki ay içinde sönümlenir. Oysa bu hareket bir yıldan fazladır, yaklaşık bir buçuk yıldır devam eden bir toplumsal muhalefet hareketi.

Gösteriler sadece Belgrad'da değil, Sırbistan'ın çeşitli kentlerinde de yapılıyor. Amaç, hükümetin yolsuzluklara karşı lakayt tavrını sergilemek, eleştirmek ve teşhir etmek. Kendisini doğru bir dava için harekete geçmiş olarak gören, uzun süre mobilize olan ve birlikte davranmayı sürdüren bu hareket, yolsuzluklara bulaşmış ve adil olmayan bir yönetimi devirmekte yine de yetersiz kalabiliyor.

Toplumsal hareketlerin en büyük sorunlarından biri, muhalefetin memnuniyetsizliğini dile getirebilmeleri ama iktidar güçlü medyasıyla, yargısıyla, polisiyle ve meclisteki çoğunluğuyla hâkim durumdaysa ona karşı örgütlü bir mücadele yürütme kapasitesini her zaman gösterememeleri.

Bir de seçimlerin hangi koşullarda yapıldığı son derece önemli. Sırbistan'da seçimler bugünkü koşullarda, kamu kaynaklarının hiçbir denetime tabi olmadan iktidar partisinin yararına kullanılabildiği, seçim sonuçlarının kesin olarak güvenilir kabul edilemeyeceği, medyanın tamamen iktidarın elinde olduğu ve yargının büyük ölçüde iktidara bağımlı bulunduğu bir ortamda yapılıyor. Böyle bir ortamda seçimleri iktidar partisinin kazanması tabii ki daha kolay; hele karşısında örgütlü olmayan bir muhalefet hareketi varsa.

Öğrenci hareketi artık kendisini bir parti olarak gösterme, siyasal alanda var olma arayışında. Bir anlamda "öğrenci hareketi partisi" denebilecek bir yapı artık Sırbistan'da var.

Bu toplumsal hareketin karşısında iktidar ise esas itibarıyla toplumun bu hareketten yorulmasını, hareketin soluğunun kesilmesini ve insanların artık buradan bir sonuç çıkmayacağı kanaatine varmasını bekleyerek mücadele etmeyi tercih ediyor. Hareketin zamanla sönümlenmesini, ayrıca kendi içinde farklı eğilimlerin ortaya çıkmasını ve bölünmesini bekliyor. Bu tür otokratik rejimler, engelleyemedikleri ya da yasaklayamadıkları hareketlere karşı çoğu zaman böyle bir beklentiyle hareket ediyorlar. Üstelik her zaman da yanılmıyorlar. Maalesef zaman içinde sönümlenen toplumsal hareketlerin sayısı oldukça fazla.

Vučić de dolayısıyla kendisi için en uygun zemin olan bu kurumsal ve siyasal ortamda seçim kartını oynamaya çalışıyor gibi görünüyor. Bu konuda da şimdilik başarısız olduğunu söyleyemeyiz çünkü geçen hafta yapılan kamuoyu yoklamalarına göre, bugün seçim olsa Vučić'in partisinin yine %45-47 civarında oy alabileceği görülüyor. Her ne kadar bu tür ülkelerde ve bu tür ortamlarda kamuoyu yoklamaları olumlu ya da olumsuz yönde ciddi yanılgılar içerebilse de bu önemli bir gösterge.

Öğrencilerin listesinin ise yaklaşık %37 oy alabileceği görülüyor. Arada yaklaşık 10 puanlık bir fark var. Tabii seçim tarihi belli olduğunda ve seçim kampanyası başladığında — herhalde önümüzdeki yılın sonuna kadar seçim yapılması bekleniyor, gerçi bunun değişme ihtimali de var — bu tablo değişebilir.

Yalnız şimdi "öğrenciler listesi" diye bir liste var. Bir siyasal formasyon oluşmuş gibi görünüyor ama bunun gerçekten kurumsallaşmış bir yapı mı olduğu yoksa daha çok bir imaj mı olduğu konusunda da tam emin değiliz.

Arnavutluk-Sırbistan karşılaştırması yapılıyor demiştim. "Vučić düştü, şimdi sıra Rama'da" sloganı, Pembe Flamingolar hareketinin son sloganlarından biriydi. Burada da dikkatli olmak, hemen kesin değerlendirmelere varmamak gerekiyor. Çünkü Sırbistan'da, Arnavutluk'tan farklı olarak, toplumsal hareketin ve genel olarak toplumun içinde rejimin dayandığı son derece önemli bir hissiyat var. O da çok ciddi bir kin ve öfke birikimi.

Yugoslavya'nın dağılmasına yol açan savaşların izleri hâlâ devam ediyor. Bu savaşların başlamasındaki en önemli etkenlerden biri de o dönemdeki Sırbistan yönetimi ve Sırp milliyetçiliğiydi, hatırlarsanız. O savaşlardan kalan kin ve öfke hâlâ Sırbistan'da etkisini sürdürüyor. Polisin muhalefete karşı şiddet kullanması, suç örgütlerinin polisle iş birliği içinde muhalefete saldırması da bu kin ve öfke atmosferinin bir uzantısı olarak değerlendirilebilir.

Buna karşılık Arnavutluk'ta, en azından şimdilik, siyasal iktidar muhalefete karşı böyle bir şiddet kullanma yolunu seçmiş değil. Arnavutluk'ta böyle bir geleneğin de olmadığı söyleniyor. Ellerinde pembe flamingo balonlarıyla, denizde çocukların kullandığı şişme oyuncaklara benzeyen balonlarla gösteriler yapıyorlar. Zaten hatırlarsanız bunlar o tür balonlardı.

Ö.M.: Evet, o balonları kullanıyorlar. 

A.İ.: Ellerinde o yüzme simitleriyle dolaşan insanlara karşı polisin saldırması gibi bir durum Arnavutluk'ta söz konusu değil. Söylendiğine göre böyle bir gelenek de yok.

Buna karşılık Arnavutluk'ta dörtlü bir ittifaktan söz ediliyor. Otokrasi, siyasal iktidar, esas olarak uyuşturucu ticaretinden ve kara para aklamadan beslenen suç şebekeleri, oligarklar ve medyanın iç içe geçtiği bir yapıdan oluşan bir ittifak bu. Dolayısıyla bu ittifak şimdilik güçlü görünüyor. Sırbistan'da göstericilere karşı şiddet uygulanırken, Arnavutluk'ta böyle bir şiddete şimdilik ihtiyaç duyulmuyor.

Sırbistan'da muhalefet uzun soluklu bir muhalefet olduğunu gösterdi. Bir yıldan fazla süredir devam eden bu hareketin karşısında, Arnavutluk'taki muhalefet ise ancak ikinci ayını doldurmak üzere. Dolayısıyla önümüzdeki dört-beş ay içinde bu muhalefet devam edebilecek mi, bunu bilmiyoruz. Ayrıca Arnavutluk'taki muhalefet, şimdilik seçimlere katılmak ya da siyasal bir örgüte dönüşmek gibi bir iddia da dile getirmiş değil. Sadece iktidarın yolsuzluklara açtığı kapıyı kapatması, özellikle kıyıların peşkeş çekilmesine ve Tiran'ın büyük bir inşaat gösterisine maruz kalmasına karşı tepki gösteriliyor.

İki başbakan da belli ki protesto hareketinin tutarlı bir siyasal muhalefete ya da siyasal temsile dönüşmeyeceği beklentisi içinde. Hem Vučić, hem de Edi Rama bu beklentiyle hareket ediyor. Muhalefet ise Vučić'in ya da Edi Rama'nın giderek yalnızlaşacağını ve çevresindekilerin onu terk edeceğini düşünüyor. Sırbistan'da bu pek gerçekleşmedi. Vučić'in istifası daha çok kendi geliştirdiği bir taktik gibi görünüyor.

En büyük fark nedir derseniz, en büyük demeyeyim ama önemli farklardan biri şu: Arnavutluk'ta toplumun neredeyse bütün kesimlerinin yüzü Avrupa Birliği'ne dönük. Hem iktidar, hem siyasal partiler, hem sivil toplum, hem de halkın büyük çoğunluğu AB üyeliği perspektifine güçlü biçimde bağlı.

Bir diğer önemli fark ise 2019'da Edi Rama'nın yargı reformu çerçevesinde, Avrupa Birliği ile iş birliği içinde kurduğu SPAK kurumu. Bu, örgütlü suç ve yolsuzlukla mücadele için oluşturulmuş özel bir kurum. Yargı reformu kapsamında çok geniş yetkilere sahip. Özellikle eski bakanlar, eski başbakanlar hakkında yolsuzluk soruşturmaları açıyor; zaman zaman görevdeki belediye başkanları hakkında da soruşturmalar yürütüyor. Hatta iktidar partisinden bazı belediye başkanları hakkında da işlem yaptı. Dolayısıyla SPAK, yargı yoluyla yolsuzlukla mücadelede önemli bir araç olarak çalışıyor.

Öte yandan Edi Rama ve çevresinin yürüttüğü büyük inşaat faaliyetlerinin de yolsuzluklardan ve uyuşturucu ticaretinden elde edilen gelirlerle finanse edildiği yönünde iddialar bulunuyor.

Edi Rama'nın Avrupa Birliği perspektifini ne kadar önemsediğini gösteren ilginç bir önerisi de olmuştu. "AB müktesebatını yapay zekâyla Arnavutçaya çevirelim ve bunları otomatik olarak parlamentoda yasa olarak oylayalım" demişti. Bu öneri uygulanmadı ama fikir olarak dile getirilmiş olması bile Avrupa Birliği'ne kapıları sonuna kadar açma isteğini gösteriyor.

Ancak burada paradoksal bir durum var. Bir taraftan hükümet gerçekten AB'ye uyumlu yasaları çıkarmaya çalışıyor gibi görünüyor, diğer taraftan ise ülkenin büyüme modelini uyuşturucu ticaretinden kaynaklanan gelirlere dayandıran ve bunun etrafında oluşmuş siyasal ve toplumsal ilişki ağlarını sürdürmeye çalışıyor. Bu ikisinin bir arada nasıl yürüyebileceğini bilmiyoruz.

Sadece yolsuzlukla mücadele de yalnızca SPAK gibi bir kurum aracılığıyla yürütülebilecek bir süreç değil. Dolayısıyla iki rejim arasında da, iki muhalefet arasında da benzerlikler var ama farklılıkları da dikkate almak gerekiyor. Buradan hareketle "bu rejimler değişiyor, sarsılıyor ya da yakında devrilecek" gibi kesin sonuçlara varmak doğru olmaz.

Bir de şununla bitirelim isterseniz: Edi Rama, Albanian Files yani Arnavutluk Dosyaları başlıklı yaklaşık 800 sayfalık bir kitap yayımlattı. Kitap, Zürih'teki Lars Müller Yayınevi tarafından basıldı. İçinde 60 uluslararası mimarlık bürosunun projeleri yer alıyor. Arnavutluk'ta gerçekleştirilen ya da henüz finansmanı sağlanmamış toplam 523 projenin belgeleri, fotoğrafları ve görselleri bulunuyor. Bunların arasında dev marinalar, Tiran'ın etrafını saran 40-70 katlı gökdelenler ve büyük kentsel gelişim projeleri de var. Edi Rama bu projeleri aynı zamanda birer sanat eseri olarak sunuyor.

Muhalefet ise bu kitabı biraz önce sözünü ettiğim SPAK kurumuna teslim etti. "Bütün bu kentsel projelerin suç örgütleriyle bağlantısına ilişkin en güçlü delil budur" görüşünü dile getiriyorlar. Kitapta yer alan 523 projenin yaklaşık %47'sinin finansmanının nereden sağlandığı belirtilmiyor. Bunun arkasında kimlerin bulunduğunu ise bilmiyoruz.

Ö.M.: Finansmanı belirtilmemiş öyle mi? Son derece çarpıcı bir durum, Trump’ın emlak imparatorluğuna benziyor.

A.İ.: Evet ama Edi Rama işte böyle bir başbakan.

Sırbistan ve Arnavutluk, Balkanlar'ın hem birbirine benzeyen, hem de çok farklı dinamiklere sahip iki ülkesi. Aralarındaki en büyük farklardan biri de şu: Arnavutluk, Sırbistan'ın yaşadığı ölçekte bir iç savaş, büyük bir diktatörlük ya da Yugoslavya'nın dağılmasının yarattığı türden bir toplumsal bölünme yaşamadı. Yugoslavya'nın parçalanmasının Sırbistan'da yarattığı şok etkisi, Rusya'yla olan yakınlık ve Slav kimliği üzerinden kurulan ilişkiler gibi dinamikler Arnavutluk'ta bulunmuyor.

Toplumsal hareketlerden bahsederken isterseniz Hindistan'a gelelim.

Hindistan'da Hamam Böcekleri Halkın Partisi adında bir parti kurulmuştu. Mayıs ayında, ABD'den yeni mezun olmuş 21 yaşındaki Abhijeet Dipke adlı bir öğrencinin kurduğu bu partinin çağrısıyla binlerce öğrenci geçtiğimiz Pazartesi yani dün, Yeni Delhi'de meclise doğru yürüyüşe geçti. Polisin tahta coplar ve göz yaşartıcı gaz kullanarak durdurmaya çalıştığı bu yürüyüşün temel nedeni, hükümetin yaptığı bir dizi beceriksiz girişim, yolsuzluk iddiaları ve karıştığı skandallardı.

Hamam Böcekleri Halkın Partisi'nin ortaya çıkışında ise başka bir gelişme etkili oldu. Yaklaşık 2 milyon kişinin katıldığı tıp sınavının sorularının sızdırıldığı gerekçesiyle sınav daha sonra iptal edildi. Bu iptalin ardından, kesin sayısı bilinmemekle birlikte yaklaşık 10 ila 20 öğrencinin intihar ettiği belirtiliyor. Hamam Böcekleri Halkın Partisi de bu gelişmelerden hareketle ortaya çıktı.

Ö.M.: Hatta The Guardian'da Hannah Ellis-Petersen'ın son haberine göre sayının 20'den fazla olduğu söyleniyor.  

A.İ.: Burada tam bir sayı veremiyoruz çünkü bu intiharların gerçekten yalnızca sınavın iptalinden kaynaklanıp kaynaklanmadığını kesin olarak söylemek mümkün değil. Biliyorsunuz, 1,5 milyarı aşan nüfusa sahip bir ülkede başka nedenlerle de intihar vakaları yaşanıyor. Ancak tıp sınavının iptal edilmesi çok büyük bir toplumsal tepki yarattı. Buna, üniversiteden mezun olan gençlerin iş bulma şansının giderek azalması da eklendi. Hindistan ekonomisi büyümesini sürdürürken, genç işsizliğinin de aynı ölçüde artıyor olması ciddi bir hoşnutsuzluk yaratıyor.

Ö.M.: Pardon bir kez daha araya gireyim; 2 milyondan fazla öğrenci yarışıyor ve sadece 130 bini iş bulabiliyorlar yani muazzam bir oransızlık da var, onu da belirtmek lazım. 

A.İ.: Bu Hamam Böcekleri Partisi'nin kısaltılmış adı CJP, Narendra Modi'nin partisinin kısaltılmış adı ise BJP. Özellikle bu benzerliği kurmak için bu ismi seçmişler. Hamam Böcekleri Partisi, devletin ve hükümetin kendilerini adeta hamam böcekleri gibi gördüğünü ifade ediyor. Bu hareketin ne kadar devam edeceğini bilmiyoruz ancak dün öğleden sonra hükümeti temsilen bir bakan, Hamam Böcekleri Partisi'nden iki kişiyle görüşmeyi kabul etti. Görüşmenin sonuçları ise henüz açıklanmadı.

Buradan bir başka protesto hareketine geçelim. İngiltere'de biliyorsunuz aşırı sağ ve milliyetçi Reform hareketinin lideri Nigel Farage, partisine yönelik daha doğrusu AB fonlarının yanlış kullanılmasına ilişkin açılan soruşturmalar ve kendisine iki şaibeli milyarderin yaptığı, toplamı 5 milyon sterline ulaşan mali desteği seçim döneminde açıklamadığı gerekçesiyle yürütülen soruşturmalar nedeniyle istifa etmişti.

Bildiğiniz gibi İngiltere'de bir milletvekili istifa ettiğinde o seçim bölgesinde ara seçim yapılıyor. Farage da halkın kendisini aklayacağı düşüncesiyle bu yolu tercih etti. Buna tepki gösteren diğer partiler yani İşçi Partisi, Muhafazakâr Parti, Liberal Demokratlar ve Yeşiller, o seçim bölgesinde aday çıkarmama kararı aldılar. Böylece Farage'ın tek başına kaldığını düşünebilirsiniz ama öyle olmadı. Karşısına şu anda bir komedyenin temsil ettiği aday çıktı. Adı "Çöp Tenekesi Suratlı Kont". Bu, Jonathan Harvey adlı komedyenin yarattığı bir karakter ve bu karakter adına adaylık başvurusu yapıldı.

İngiltere'de aday olmak çok zor değil. 500 sterlin depozito yatırmanız ve 10 seçmenin imzasını almanız yeterli oluyor. Dolayısıyla Farage'ın karşısında şu anda "Çöp Tenekesi Suratlı Kont" bulunuyor. Farage bu durumdan oldukça rahatsız çünkü bir kere karşısında klasik anlamda siyasi bir rakip yok. Ayrıca çok küçük de olsa, "Çöp Tenekesi Suratlı Kont" seçimi kazanır ve Farage'ın yerine milletvekili seçilirse, o zaman herhalde çok büyük bir tartışma yaşanacak.

Ö.Ö.: Büyük bir aşağılama olur herhalde?

A.İ.: Herhalde. Yalnız şöyle bir sorun var: "Çöp Tenekesi Suratlı Kont" kafasında bir çöp tenekesiyle dolaşıyor. Eğer seçilirse meclise de bu şekilde girebilecek mi? Ondan emin değiliz tabii.

Ö.M.: Çok ilginçmiş! Deniz Göktaş da aday oluyor muymuş? 

A.İ.: Bilmiyorum. 

Ö.M.: Komedyenlerin zamanı. Peki, çok teşekkür ederiz. 

A.İ.: İyi bir hafta diliyorum.  

Ö.Ö.: Görüşmek üzere.

Ö.M.: Hoşçakal!

A.İ.: İyi günler!