Aktütün'ün aynasında iki farklı gazetecilik

-
Aa
+
a
a
a

Taraf

22 Ekim 2008

Foyamızı açığa çıkaran aynalara taş atıyoruz. Zihniyetimizin esiriyiz zira.

Alışkanlıklarımızın kural, daha da beteri "ideal" olduğunu düşünmeye alışmışız.

Sanıyoruz ki, alıştığımızın dışında bir tavır imkânsız; böyle bir tavra tanık olduğumuzda bunun farklı bir zihniyetin ürünü olabileceğini aklımıza getirmiyoruz.

Farklı bir zihniyetin mümkün olduğunu bile aklımıza getirmiyoruz.

Kalıba sokamadığımız şey kalıbımızı zorluyor.

Alışkanlıklarıyla, zihniyetleriyle bize benzediğini farz ettiklerimiz, şablonumuza sığmayınca mahkûm ediyoruz onları.

***

"Biz" diyorum, zira hepimizin zaman zaman aynı zafiyete kapıldığımızı düşünüyorum.

Bu zaafı başkalarında hemen tespit ederken, kendi zafiyetimizin farkına varmamızın pek kolay olmadığını da biliyorum.

***

Taraf'ın Aktütün haberleri hepimize yeni bir ayna tuttu.

Farklı bir zihniyetin mümkün olduğunu aklına bile getirmeyip, bu haberleri kendi zihniyet kalıplarına sığdırmaya çalışanlarımız da yansıdı bu aynaya.

Gazeteci-haber, gazeteci-kaynak, gazeteci-iktidar ilişkisi üzerine düşünmemiz için yeni bir fırsat doğdu...

***

"17 çocuğun öldüğü Aktütün baskını öncesinde, Genelkurmay'a ulaşan anlık istihbarat görüntüleri ile yazılı raporların gerektirdiği önlemler alındı mı, alınmadı mı?"

Taraf'ın Aktütün haberlerinin gündeme soktuğu hayati soru buydu.

Yayımladığımız belgelere çıplak gözle bakabilen herkes, bu sorunun cevaplanması gerektiğini gördü.

Soruyu cevaplamakla yükümlü olanların bunu yapmak yerine parmaklarını havada sallayarak kükremeleri, bu gereği ortadan kaldırmadı.

***

Hal böyleyken, Aktütün haberlerine çıplak gözle bakamayan gazetecilerin tavrı, bu haberlerin yapılmasından rahatsız olan Genelkurmay Başkanı ve Başbakan'ın öfkesi kadar düşündürmeli bizi.

Aktütün aynasına, gazeteci-haber ilişkisi konusunda iki ayrı yaklaşım aksetti.

Birincisi, baskının ardındaki gerçeği ortaya çıkarma çabasının, böyle baskınların tekrarlanmasını güçleştireceğine inananların yaklaşımıydı.

Taraf'ın yaklaşımı buydu.

Tıpkı Dağlıca'daki gibi Aktütün baskınında da ısrarlı sorulardan kaçınmadık; bu soruları gündeme getiren bilgi ve belgelerin doğruluğundan emin olunca, bunları yayımlamaktan imtina etmedik.

Çünkü gazetecinin haberle ilişkisini belirleyen temel kıstasın haberin doğruluğu olduğuna inanıyoruz.

Çünkü haberi, gerçeği ortaya çıkarmaya hizmet eden bir araç sayıyoruz.

Ama farklı düşünenler de var.

"Bu haberin yayımlanması gerçeğin ortaya çıkmasına hizmet ediyor mu" diye sormak yerine, "Bu gerçeklerin ortaya çıkması kimin çıkarına hizmet ediyor" diye sormayı yeğliyorlar.

Gerçeğin kime yaradığına ilişkin konjonktürel hesaplara dayalı bir gazeteci-haber ilişkisine alışmışlar.

Haberin doğruluğu tek kıstasları değil.

Haberin kime nasıl dokunduğunu da hesaplıyorlar mutlaka; "gerçek"leri, yararlı gerçekler / zararlı gerçekler diye ikiye ayırıyorlar.

Bu tarz gazeteciliğe alışanlarımız, "doğru" bildikleri uğruna gerçeğe gözlerini kapatabiliyorlar.

Çünkü haber, gerçeği ortaya çıkarmaya hizmet eden bir araç olmaktan öte bir siyaset aracı onlar için.

Gerçek, eğer ilkeleriyle, tercihleriyle ve siyasete vermek istedikleri yönle bire bir uyumlu değilse ertelenebilecek ya da üstü örtülebilecek bir şey onların nezdinde.

***

Burada, gazeteci-kaynak ilişkisi üzerine de iki ayrı yaklaşım söz konusu.

Kaynak, haberden daha mı önemli?

Haber kaynağının muhtemel saikleri midir gazetecinin kıstası, yoksa haberin gerçekliği mi?

Taraf'ın dikkati yine haberin doğruluğuna odaklanıyor; haberin kime dokunduğundan da, kimden geldiğinden de daha önemli bu.

Haberin kaynağının güvenilirliğini, paylaştığı bilginin, belgenin doğruluğunu sınıyoruz kuşkusuz.

Ama işimiz haber kaynağının niyetini okumak değil; o niyeti test ettiğimiz tek yer haberin gerçekliği.

Habere değil kaynağa odaklananlar ise, Taraf'ın kaynaklarını hiç bilmedikleri halde, haberin dokunduğu iktidar odaklarınca kulağına fısıldananlara inanıp bu kaynaklar üzerine, onların niyetleri üzerine tezvirat yapabiliyorlar.

Onlar başka bir alışkanlığın gazetecileri; ne kadar yakınımızda olsalar da, farklı bir zihniyet onların ki...

***

Dağlıca'dan Lahika'ya, Ergenekon'dan Aktütün'e Taraf'ın son bir yılda birçok kritik konuda kritik belgeler yayımladığı doğru.

Ve tabii, bu belgeleri devlet dairelerinden gizlice yürütmedik; tabii ki, generallerin çekmecelerinden dosya çalmadık; her dürüst gazetecinin yaptığı gibi tabii ki bu belgeleri kaynağından istedik ve aldık.

Ama açın Taraf'ın eski sayılarını, bakın.

Diyebilir misiniz ki, Dağlıca ya da Ergenekon ya da Aktütün belgelerini elde etmeden önce bu olayları sorgulamadı Taraf...

Diyebilir misiniz ki bu gazete, bu olaylarda diğer gazetelerin uzak durduğu soruları ısrarla sormadı, görmezden geldiği haberleri büyütmedi, didik didik yazmadı...

Açın bakın; bütün bu konularda, Taraf'ın sorgulayıcı haberlerinin belgelerle değil, olayların kendisiyle başladığını göreceksiniz.

***

Esasen, gazeteci-iktidar ilişkisinde düğümleniyor iş.

Bu ilişkiyi belli dengelerde tutmaya öyle alışmış ki bazılarımız, Taraf Aktütün konusunda hem Genelkurmay Başkanı'nı hem Başbakan'ı aynı kararlılıkla eleştirince şaşırıyorlar.

Anlamadıkları iki şey var:

Bir kere, bizim sırtımızı şu ya da bu iktidar odağına yaslama çabamız yok ve olmayacak; Taraf bunu yapmayacağını söyleyerek çıktı; yapmıyor, yapmayacak.

Aktütün haberlerimizi, "Stratejik hata yaptılar. Sandılar ki hükümetle Genelkurmay arasında bu konuda görüş ayrılığı var" diye yorumlayan meslektaşlarımızı anlıyoruz ama; alışkanlıklarının bu olduğunu görüyor, farklı bir tavrın mümkün olabileceğini akıllarına bile getirememelerine üzülüyoruz.

Anlayamadıkları ikinci nokta şu:

Taraf'ın, "neden taraf" olduğu konusunda çok net bir fikri var.

Biz şahıslardan, kurumlardan, partilerden, devletlerden taraf ya da onlara karşı değiliz; olmayız.

Aktörler ilgilendirmiyor bizi; yerimizi onlar belirlemiyor.

Biz, fikirlerden, politikalardan, eylemlerden taraf oluruz ancak.

Onun için de, bu ülkede demokrasiye, barışa, refaha, adalete hizmet edecek adım kimden gelirse gelsin Taraf o adımın yanında oldu, bundan sonra da olacak.

Onun için de bir gün bir kararını desteklediğimiz bir siyasi aktörü yarın başka bir kararı nedeniyle eleştirebiliyoruz, eleştireceğiz.

Hükümete, muhalefete, orduya, iş dünyasına, yargıya, medyaya... bütün iktidar odaklarına böyle yaklaştık, böyle yaklaşmayı sürdüreceğiz.

Taraf'ı farklı kılan bu; bazılarımızın bildikleri dar kalıplara bir türlü sığmayan da bu.