No. 269 - Fırtına uğultusu uzaklardan...

-
Aa
+
a
a
a

Merhaba kâinat!..

“Her şey yerli yerinde; havuz başında serviBir dolap gıcırdıyor uzaklarda durmadan,Eşya aksetmiş gibi tılsımlı bir uykudan,Sarmaşıklar ve böcek sesleri sarmış evi”

...diyor ya Ahmet Hamdi Tanpınar; maalesef tam da öyle değil bugünlerde.

Mesela, ‘tropopoz’ biraz daha yukarda duruyor. Tropopoz, atmosfer tabakasının en alt kısmı oluyor ve kendileri son 22 yıldır tam 198 metre yukarı taşınmışlar meğer. Biliminsanları bunun nedenini, bildiniz, küresel ısınmaya bağlamışlar.

Peki tropopozumuzun yaklaşık 200 metre uzağımızda olmasının ne gibi sonuçları olabilir, diye sual edecek olursanız bir şey söylemek için henüz erken olduğu düşüncesi hakimmiş bilim çevrelerinde. Ancak, en azından, şunu söylemek mümkünmüş: Tropopoz, şiddetli fırtınaların üst tamponu olma işlevini yerine getirdiğinden artık bu rüzgârların sevgili stratosferimizde ellerini kollarını daha rahat sallayıp dolaşabileceklerini düşünebiliriz pekâla.

Bir dolap uzaklarda durmadan gıcırdıyor ve bir de fırtınaların uğultusu duyuluyor uzaklardan.

Bunun dışında, Türkiye’nin akıl almaz bir üst düzey diplomasi atağının muhatabı olduğunu söylemeden geçmeyelim. Geçen gece yarısı -evet, gecenin bir yarısında- Britanya Savunma Bakanı Geoff Hoon ile Genelkurmay Başkanı Michael Boyce, apar topar Ankara’ya geldiler. Britanyalı büyüklerin ‘damlamalarının’ sebebi, Irak savaşı için gerekli desteğin alınması konusunda lobi yapmak şüphesiz. Ancak, bir husus daha var; Türkiye kendi topraklarında yabancı asker bulundurmak konusunda zaten isteksiz, ama Britanyalı asker bulundurmak konusunda iyiden iyiye isteksiz. Çünkü, Birinci Dünya Savaşı sonrasında Britanya mandası altında kalan Irak’ın bilhassa kuzey kesiminde, o dönemdeki hatalar yüzünden Londra’ya güvenilmediği izlenimi varmış Türkiye Dışişleri’nde.

Savaş diplomasisi bütün hızıyla devam ediyor; Britanya’nın ardından Fransa da askerlerine hazır olmaları emrini veriyor; ABD Savunma Bakanı Rumsfeld, Saddam’ın sürgüne gönderilmesi gerektiğinden ve denetçilerin delil bulamamalarının Irak’ta kitle imha silahı olmadığı anlamına gelmeyeceğini söylüyor... Klişe olacak, ama, ‘nefeslerimizi tutup beklediğimiz’ kesin.

Hazır tutmuşken nefeslerimizi, çok leziz iki skandal haberinden bahsederek bitirelim bugün.

Birincisi Ariel Şaron ve Likud partisi ile ilgili. Haaretz gazetesinde yer alan iddialara göre, 1999 yılından başlayarak Şaron ile iki oğlu, Likud Partisi’ne oy sağlamak için rüşvet dağıtmışlar. İsrail’de ortalığın biraz karıştığını ve Likud Partisi’nin, seçimlere birkaç hafta kala fena halde oy kaybına uğradığını tahmin edersiniz. Dahası, iddialar böyleyken, polis yetkilileri de Kabine Bakanı Yardımcısı Naomi Blumenthal’e sormuşlar, ‘efendim, nedir bu durumlar, rüşvet verdiniz mi’, falan diye... Blumenthal, ‘olur mu öyle şey’ diyeceğine cevap vermeyi reddetmiş. Şaron da kendisini dün itibariyle görevinden almış. Likud Partisi ile ilgili olarak kamuoyunda ciddi bir yolsuzluk şüphesi bulunduğundan durumkun kritik olduğu ifade ediliyor haberlerde.

İkinci skandalimiz İtalya’dan. Hatırlayacaksınız, 2001 yılında Cenova’da gerçekleştirilen G8 Zirvesi sırasında, sokak göstericileri ile polis arasında çatışmalar çıkmış, hatta bir gösterici de önce vurularak, sonra da ezilerek öldürülmüştü. O günlerde, alternatif küreselleşmecilerin kaldıkları bir okul yatakhanesi de polis tarafından basılmış, içerdekiler neredeyse kılıçtan geçirilmiş ve yatakların altında iki adet de yangın bombası bulunmuştu.

Efendim meğerse o yangın bombaları oraya emniyet yetkilileri tarafından yerleştirilmiş. İtalya’nın tanınmış La Repubblica gazetesinde yayımlanan, o günlerdeki polis faaliyetiyle ilgili soruşturmanın dökümlerine bakılırsa durum bu. Kıdemli komiserlerden Pietro Troiani, yatakhaneye saldırının makul gösterilmesi için bombaların polis tarafından yerleştirildiğini kabul etmiş. Yerleştiren de komiserin şoförünün ta kendisiymiş. İşin hazin tarafı, Troiani de artık bu yaptıklarının “aptalca bir şey” olduğunu düşünüyormuş (?!). Bir diğer olay da, polis memuru Massimo Nucero’ya bıçakla saldırılması meselesi. Bu sefer de, Merkezi Operasyonlar Servisi şefi Franco Gratteri, ‘onu protestocular yapmadı’ demiş. Belki, demiş Gratteri, hava devriyelerinin aşırı şiddete başvurmalarının mazereti olarak böyle bir hikaye uydurulmuştur...

Kimin aklına gelirdi...

Devamı yarın...