No.251 - Önce yağmur, sonra kar, sonra balkabağı..

-
Aa
+
a
a
a

Merhaba kâinat!..

Şeker Bayramı’ndan geriye en çok lodosun uğultusu kaldı galiba ve bir de yağmurlar. Sonra o yağmurlar kara, karla kaplanan yollarla da tatil dönüşü çileye dönüştü. Bu çile, havanın iyi ya da kötü olmasından bağımsız olarak aslında her bayram yaşanıyor. Çünkü, bayramlarda bir ‘exodus’ yaşanıyor. Mutluluğu, huzuru aramak için başka yerlere gidiyoruz, malum. Sonra o mutluluğu ve huzuru kana kana tecrübe edip işimize, asıl hayatımıza dönmek üzere yollara revan oluyoruz. Bu dönüş sırasında biraz asabi ve gergin olunmasının hiçbir sürpriz tarafı yok elbette. Ama bilanço ağır: Hürriyet gazetesinden öğrendiğimize göre, bayram trafiğinde meydana gelen 64 kazada 61 kişi ölmüş ve 241 kişi de yaralanmış.

Yağmurlar kara döndü, dedik. Soğuk hava, Türkiye’nin batısını da etkilemeye hafta sonuna kadar devam edecekmiş. Ayaklarımızda patikler, sırtımızda yün hırkalar, sobalarımızın üzerine sürerken kestanelerimizi ve portakal kabuklarımızı, Avrupa Birliği adayı Türkiye’nin kritik bir kararın eşiğinde olduğunu da söylemeden geçmeyelim. Bunu böyle söyleyen bizzat Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış: “Türkiye, Cumhuriyet’in kurulmasından bu yana hiç bu kadar kritik bir karar sürecine sıkışmadı. Belki İkinci Dünya Savaşı’na girip girmeme kararı bu kadar kritikti. Ancak o kararı, Irak konusu ile karşılaştırırsak, üzerine Kıbrıs ve AB konuları var. Cumhuriyet’in en kritik karar sürecindeyiz.”

Kararın kritik bir hale gelmesinde, Bayram’ın ilk günlerinde Alman Başbakanı Schroeder ile Fransa Başbakanı Chirac’ın buluşmasından çıkan kararın da etkisi oldu. İki lider, 12 Aralık’taki Kopenhag Zirvesi’nde, AB’den Türkiye’ye bir tarih verilmesinin mümkün olmadığını, müzakere başlangıcı için en uygun tarihin ise 2005 yılı olduğunu dile getirdiler. Bu tarihin belirlenmesinde, Schroeder’in Chirac’tan daha ısrarlı olduğu haberlerine de yer verildi basında. Türkiye’nin gerek iktidar, gerek muhalefetiyle son derece aktif bir ‘tarih’ lobisi yaptığı sıralarda dile getirilen bu karar, ne yalan söylemeli, bir soğuk duş etkisi yaptı. Erdoğan da, Gül de, Baykal da, bu tarihin kabul edilemez olduğunu, AB’nin samimiyetini gösterme fırsatını kaçırmak üzere olduğunu ifade ettiler.

Bütün bu tartışmalar, aslında, çoktan beridir var olan bir ayrışmanın netleşmesi ve ortaya çıkması bakımından son derece yararlı görünüyor. Fransa’nın eski cumhurbaşkanı Valery Giscard d’Estaing’in açıksözlülükle dile getirdiği görüşe inananlar var. Avrupa Birliği, hıristiyanlara hitap edecek bir projedir, dolayısıyla burada müslüman bir ülkenin bulunması mümkün değildir. Almanya’da, Schroeder’in muhalifi Stoiber’in söylediği de bundan farklı değil aslında. Öte yandan, AB projesinin temelinde farklı kültürlerin birlikteliğinin bulunduğunu ve bu nedenle Türkiye’ye şans tanınması gerektiğini düşünenler de var. Nitekim, Observer gazetesi 8 Aralık tarihli başyazısında “Türkiye ile konuşun” başlığına yer veriyor: “Avrupa Birliği içindeki çokkültürlü toplumlarımızda halihazırda 18 milyon müslüman yaşıyor. Türkiye’yi reddetmek, medeniyetler çatışması fikrini kuvvetlendirmek için Avrupa’da ya da başka yerlerde hazır bekleyenlerin ellerini kuvvetlendirecektir.”

12 Aralık’a üç gün var ve neler olacağını hep birlikte göreceğiz...

Bayram’da Ortadoğu’daki hareketlilik yavaşlamadı. Mesela Irak, söz verdiği gibi, mühletin sona ermesinden bir gün önce, 7 Aralık’ta, ülkenin silah programına ilişkin dosyayı Birleşmiş Milletler yetkililerine takdim etti: “Irak’ta kitle imha silahları bulunmamaktadır!” Dosya kalınca; 12 bin sayfadan uzun. Başkan Bush bile derin bir nefes almak zorunda hissetmiş anlaşılan kendini ve haftalık radyo konuşmasında; “İncelemek biraz zaman alacak,” demiş. O dosyanın ne için inceleneceği malum aslında; “material breach” (somut ihlal) arıyor Amerikan yönetimi. Bu ‘somut ihlal’ de başlıbaşına içinden çıkılmaz bir mesele halini aldı elbette. İşin içinden çıkılamadıkça, Irak’ın birinci raundu kazandığı yorumlarına da rastlanıyor dünya basınında... Öte yandan, ‘son raund’ için ABD’nin hazırlıklarını aralıksız sürdürdüğü haberlerini de okuyoruz. Yeni Şafak gazetesi bugün, “Savaş Kapımızda” başlığıyla şu habere yer veriliyor: “ABD’nin Irak’a düzenleyeceği muhtemel operasyonda Türkiye’nin desteğini almak için günlerdir sürdürdüğü politikaların ardından son iki gündür Nusaybin’den Habur sınır kapısına, oradan da Irak sınırına doğru askeri yığınakların yapıldığı bildirildi.”

Ortadoğu’daki hareketlilikten bahsederken İsrail’in Şeker Bayramı’nda, (ikisinin BM yetkilisi olduğu iddia edilen) 10 kişinin ölümüne neden olan bir operasyona giriştiğini de buraya kaydetmemiz gerekiyor. Başbakan Şaron’un, Gazze’de El-Kaide örgütünün ve Usame bin Laden’in militanlarının aktif durumda olduklarını açıklamasından sonra başlatılmış operasyon...

Bunlar olup biterken bir taraftan, dünyanın gerçek ucunda buzdağlarının senelerdir görülmediği kadar büyük bir hızla eridiklerinin haberleri de geliyor. Bu erimeyle dağılan sular ekvatora doğru biriktikçe, dünyamız da gitgide andırmıyor muymuş size bir balkabağını?..

Devamı yarın...