No.255 - Öfkeyle kalkan zararla oturur

-
Aa
+
a
a
a

Merhaba kâinat!..

Dün, tefrikamızı bitirirken şöyle demiştik: “Türkiye, Avrupa Birliği’nden beklediği tarihi alamazsa, yani müzakerelerin başlaması için 2005 yılı uygun bulunursa ne olacak?

Doğrusu, değişen bir şey olmayacak. Hatta, buna bir kayıp, bir yenilgi gözüyle de bakmamak gerekiyor.”

Bugün, TSİ 13:50’de, bir iki not düşmeye çalışırken, çok büyük bir olasılıkla, 2005 yılının uygun bulunacağını biliyoruz artık. Bunu bilmemizle beraber bir hüsran, bir gocunma işaretleri görülmeye de başladı. O çok meşhur ve çok yaygın söyleme fazla itibar edilmeyeceğini umuyoruz: ‘Türkler’in Türkler’den başka dostu yoktur’ ya da ‘Müslümanlar’ı kimse sevmiyor’ gibi...

İyice geri çekilip ve gözlerimizi kısarak, günün sıcaklığından uzaklaşmaya çalışarak manzaraya baktığımızda ne görünüyor peki? Basit: Avrupa Birliği, evvelki gün dile getirdiği koşullardan farklı herhangi bir koşul getirmiş bulunmuyor. Türkiye bu koşulları yerine getirdiğini söylüyor, Avrupa ise buna henüz tam manasıyla ikna olmadığını, ‘uygulama’yı görmek istediğini belirtiyor. Elbette bu arada, ‘fikir ve ifade özgürlüğü’ çerçevesinde değerlendirilebilecek bir ‘arıza’dan dolayı en çok oyu almış bir partinin genel başkanı başbakan olamıyor ve kritik önemi haiz Kıbrıs meselesinde de statüko ancak bu kadar zorlanabiliyor.

Galiba sakin olmak lazım. Çünkü, AB üyesi olmak Türkiye’nin arzusu –ve bu kamuoyu yoklamalarıyla da sabit. Davet edilmiş değiliz yani, biz oraya varmak istiyoruz. Ha, bu arada, ‘demokrat’ ve ‘çokkültürlü’ Avrupalı siyasilerin bir kısmının davranışlarından bir riya kokusu almıyor muyuz? Alıyoruz, evet. Ama, galiba, yapacak işi, atacak adımı daha fazla olan, Türkiye. Unutmamakta yarar var; onyıllara yayılması gereken bir süreci on yıla sığdırmaya çalışınca ve doğal olarak da yorulunca, bizi çok sevindirecek bir tepki bekliyoruz, ama AB tamamen haksız, ikiyüzlü ve işi yokuşa sürüyor değil. AB, Türkiye’yi üyeliğe almaktan başka çaresinin kalmadığı gerçeğini sindirmek için zaman kazanmaya çalışıyor (‘işi yokuşa sürüyor’).

Galiba, sakin olmak lazım, çünkü Başkan Bush’un Türkiye’nin tarih alması sürecine destek hamlelerinin de kara kaşımız ve dahi gözümüz için olmadığını hiç unutmamak lazım. Çünkü, bugün Hürriyet gazetesinin manşetini ve sürmanşetini unutmamamız lazım.

Manşet: “2005’e kaldı”

Sürmanşet: “Hürriyet, ABD'nin Irak savaşı için, Türkiye'ye verdiği talep listesini ele geçirdi. ABD Irak'la savaş durumunda Türkiye'den 6 hava üssü, 2 liman ve 90 bin askeri konuşlandırmak istiyor."

Velhasıl, öfkeyle kalkıp Türkiye’nin izolasyonuna, içine kapanmasına, küsmesine, alınmasına yol açacak adımlardan imtina etmemiz gerekiyor, gibi görünüyor.

Magna Carta’nın istikametini, öncelikle ve sadece Türkiye için hatırdan çıkarmamak gerekiyor.

Devamı haftaya...