Doğayı ve yaşamı koruyoruz

-
Aa
+
a
a
a

“Madencilik anlayışına karşı doğayı ve yaşamı koruyoruz”

Gezegenin Geleceği: 04 Temmuz 2023
 

Gezegenin Geleceği: 04 Temmuz 2023

podcast servisi: iTunes / RSS

Dersim Belediyesi meclis toplantısında Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nin yapılması ya da yapılmamasına ilişkin gündem maddesi karar altına alındı. 2023 Munzur Kültür ve Doğa Festivali Muharrem Ayı nedeniyle Temmuz ayının son perşembesi değil, 3-6 Ağustos tarihleri arasında yapılacak. Munzur Festival Tertip Komitesi, festivalin ‘Madencilik anlayışına karşı doğayı ve yaşamı koruyoruz’ şiarıyla gerçekleştirileceğini açıkladı. Son yıllarda bölgede madencilik faaliyetleri arttığı söyleniyor. Bu faaliyetlere karşı kentteki sivil toplum kuruluşları hukuk mücadelesi veriyor. Bu mücadele işe yarıyor ve sonucunda bölgedeki birçok maden sahası ve Hidroelektrik Santral (HES) projesinin faaliyetlerine dönük yürütme durdurma kararları verildi.

İstilacı türlerin ekonomik maliyeti %501 daha yüksek

İklim Masası’nın Yeşil Gazete’de yayınlanan haberine göre, geçtiğimiz hafta yayınlanan akademik makale, istilacı türlerin Avrupa Birliği’ne (AB) ekonomik maliyetinin daha önce raporlanandan %501 daha yüksek olduğunu ortaya koydu. Çalışmaya göre, istilacı türlerin gözlemlenen maliyeti 28 milyar dolar seviyesindeyken, önümüzdeki yıllarda hem bu türlerin popülasyonlarının hem de neden olacakları zararın katlanarak artacağı öngörülüyor. Araştırmada, bu türlerin maliyetinin 2040’a kadar 148,2 milyar dolara ulaşacağı hesaplanmış. Doğal olarak bulunmadıkları bölgelere ulaşıp buralarda ekolojik, çevresel ya da ekonomik zarara neden olan istilacı türler, küresel biyoçeşitlilik kaybının da önde gelen nedenleri arasında yer alıyor. İklim değişikliği ise bu türlerin yayılışını kolaylaştırıyor. Uluslararası Doğayı Koruma Birliği’ne (IUCN) göre istilacı türler, ekstrem hava olayları nedeniyle yeni bölgelere taşınabiliyor. Üstelik iklim değişikliği, bu habitatların istilalara olan direncini de zayıflatabiliyor. Artan sıcaklıklar, istilacı türlerin daha yüksek enlemlerde ve rakımlarda yayılabilmesini ve yerli türleri olumsuz yönde etkileyecek ekolojik etkileşimlere girmesini de mümkün kılıyor. Olumsuz ekolojik, sağlık ve ekonomik etkileri olan bu türlerin ekonomik maliyetine dair hesaplamalar ise henüz resmin tamamını görmeye yetecek ölçüde kapsamlı değil. AB’de de, kıtaya yayıldığı bilinen işgalci türlerin ancak küçük bir bölümünün neden olduğu maliyetlerin kaydı tutuluyor.

Hurman Çayı’na zehirli atık madde salınıyor

Kahramanmaraş Milletvekili Ali Öztunç, Kahramanmaraş’ta bulunan Afşin-Elbistan Termik Santrali’nden Ceyhan Nehri’nin en büyük kolu olan Hurman Çayı’na kimyasal, zehirli atık madde salındığını söyledi. ANKA Haber Ajansı'ndan Gülara Subaşı'nın haberine göre, Afşin Elbistan Termik Santrali'nin yıllardır çevre sorunu haline gelmiş durumda olduğunu belirten Öztunç, “Özellikle A santrali öyle. Biliyorsunuz, filtresi olmadığı için insanların başından aşağıya kül yağıyor, zehirli birtakım kimyasallar yağıyor. B santrali de devletin işlettiği santral. Belli ki oradan da Elbistan’daki önemli bir çay olan Hurman Çayı’na bir kimyasal sızıntı yapılmış. Orası çok sayıda tarım arazisini sulayan bir çay. Ceyhan Nehri ile birleşir orası. Türkülere konu olmuş, önemli bir çaydır orası. Bayramda denetimsizlik fırsat bilinmiş ve çaya bir zehirli madde salmışlar. Dolayısıyla çaydaki bütün canlı popülasyonu bitmiş durumda. Balıklar ölmüş. Yazık,” ifadelerini kullandı. Kahramanmaraş’ın depremle birlikte çevre katliamıyla da darbe yediğini belirten Öztunç, “Elbistan, Afşin, Kahramanmaraş; sahipsiz bir memleket haline geldi. Hiç kimsenin umurunda değil. Hiçbir iktidar yöneticisi, yerel yönetimler umursamıyorlar. Sadece paraya bakıyorlar, ‘para kazanılsın da nasıl olursa olsun.’ Canlı popülasyonları bitecekmiş; balıklar, bitkiler, insanlar ölecekmiş; insanlar kanser olacakmış, hiç dertleri değil. Ama biz bir şekilde bunu gündeme getirmeye devam edeceğiz. Ben en azından uyarı görevimi yapıyorum, yanlış yaptıklarını hatırlatıyorum, vatandaşın bu konuda farkında olmasını sağlamaya çalışıyorum. Ben muhalefet milletvekili olarak üzerime düşeni yapıyorum ama iktidardan yine ses yok,” diye konuştu.

Giresun'da 13 yıldır süren direniş

Giresun'da 13 yıl önce açılan ve depolanan çöplerden çevreye atık su sızdığı tespit edilerek, çevre kirliliğine yol açtığı gerekçesiyle mahkemenin kapatma kararı verdiği katı atık bertaraf tesisi, dördüncü kez alınan Çevre Etki Değerlendirmesi (ÇED) olumlu raporuyla faaliyetini sürdürdü. Bölge halkı zehir saçan tesisin kapatılması için Giresun İdare Mahkemesi'ne gitti ve ÇED raporunu bir kez daha iptal ettirdi. Avukat Ozan Karagöz, “Tesisin kapatılması kararını uygulamamak için dayanak kalmadı. Kirlilik kaynağı olan tesisin hızlı bir şekilde sonlandırılması gerekli,” dedi. Bölge halkı, tesisin kapatılması için Samsun Bölge İdare Mahkemesi'ne başvurarak, Ordu 2. İdare Mahkemesi kararının iptalini istedi. Mahkeme, oy birliğiyle tesisin faaliyetinin durdurulmasına karar verdi. Giresun Valiliği, yeniden ÇED olumlu raporu alındığı gerekçesiyle tesisi kapatmadı. Tesis yöneticileri hakkında 'çevrenin kasten kirletilmesi' suçundan açılan dava sürerken, katı atık tesisinin faaliyetini durdurmaması üzerine halk bu kez, ÇED olumlu raporunun dördüncü kez iptali için Giresun İdare Mahkemesi’ne başvurdu. Başvuruyu inceleyen mahkeme, verilen taahhütleri yerine getirmediği gerekçesiyle bir kez daha tesisin ÇED olumlu raporunu iptal etti. Acaba kanunun uygulanması Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Giresun Valiliği’nin sorumluluğu altında değil mi diye insan merak ediyor. Kurumların görevi kararların etrafından dolanmak değil, dolananları önlemek, doğanın korunmasını içeren üstün kamu yararını savunmak olmalı.