"Savaştayız ve kazanılmış bir şey yok"

-
Aa
+
a
a
a

Selim Badur'la Korona Günleri'nde dünyanın pandemi gündemi ve üçüncü doz tartışmalarına bakıyoruz.

Fotoğraf: Çağatay Oskay
Selim Badur'la Korona Günleri: 23 Ağustos 2021
 

Selim Badur'la Korona Günleri: 23 Ağustos 2021

podcast servisi: iTunes / RSS

Ömer Madra: Günaydın Selim Badur, Merhabalar!

Selim Badur: Günaydın, günaydın herkese, günaydın Özdeş, Feryal, iyi yayınlar!

Özdeş Özbay: Günaydın!

ÖM: Nedir durumlar?

SB: Çok farklı ve değişik bir şey söylemeyeceğim çünkü bu sabah itibariyle John Hopkins’in sitesinde 211.800 bini aşan olgu, 4.4 milyonu aşan yaşamını yitiren kişi ve geçen haftayla kıyaslandığında ortalama günde 665.726 olgu eklendi listeye. Yani bir süre önce 200-250 binlere inen günlük olgu sayısı, tekrar 650 binlerin üzerine çıktı. Pandeminin en pik yaptığı dönemde geçen yıl, 800 binlere varmıştık. Benim endişem, acaba sonbaharda geçen yılı geçecek miyiz? Hem ülkemizde hem dünyada bir bıkkınlık, bir çaresizlik var. Bunun nedenleri kısmen de olsa anlaşılır aslında, birazdan değineceğim, birazcık ülkelerle ilgili bir küçük tur yapalım isterseniz.

Dünyada pandeminin gidişatı

Japonya’da şimdiye kadar görülmemiş bir artış var. Olimpiyatlardan sonra bir yorum yaptı Japon yetkililer, katı kuralların uygulanması sonucunda olimpiyatlar oyunlarında çok büyük bir tehlike gerçekleşmedi, sadece 546 olgu saptanmış Japonya’da olimpiyat oyunları nedeniyle. 24 Ağustos'ta yani yarın bu kez paralimpik oyunları başlıyor ama daha başlamadan paralimpik oyunların köyünde bir olgu saptandı. Japonya’ya baktığımız zaman son olarak 23.917 olgu saptandı günlük bildirimde, bu hiç de azımsanacak bir sayı değil. Yine aynı ülkede Tokyo’da ki gelişmiş ülke Japonya bildiğimiz gibi ama, yoğun bakım yataklarının %80’i dolu. Toplumun yaklaşık %60’ı risk altında diye Japonya’daki durum özetleniyor. 

Yine uzak coğrafyaya baktığımızda, Avustralya ve Yeni Zelanda işleri yoluna koyan ülkeler gibi görünüyordu ama Yeni Zelanda tek bir olgunun saptanması sonucunda yeniden önlemler aldı, ki olgu sayısı 11’e çıktı sadece bu olgundan sonra ama işi sıkı tutuyorlar başından itibaren biliyorsunuz. Avustralya'da ise günlük olgu sayısının 754 olmasıyla, özellikle Sidney bölgesi oldukça sorun yaşıyor ve kapanıyor, bir kapanıyor bir açılıyorlar ama pek kontrol altına alamıyorlar. Avrupa’ya geldiğimizde Avrupa’da beklenenin aksine bir takım gelişmeler var. Her ne kadar turizm açıldı, işte restoranlar, kafeler falan deniyor ama örneğin Fransa’da, Paris’te Bois de Vincennes’da yapılacak bir elektronik ve alternatif müzik konseri, 10-12 Eylül’de yapılacakmış, ‘we love green’ isimli konser, ama iptal edildi. Fransa’da yine biliyorsunuz çok büyük çapta çok fazla merkezde, çok fazla yerleşim biriminde protesto gösterileri yapılmakta. Bu protestolar aslında ilginç bir şekilde aşırı sağ ve daha muhafazakar çevreler tarafından yürütülüyor, bunu biliyorduk ama birkaç ayrıntı var burada ilginç. Antisemit söylevler çok ön plana çıkmaya başladı, bunun nedeni sorgulanıyor. İlginçtir, işte gamalı haç bayrakları ama gamalı haçın bütün o köşeleri enjektörlerle çizilmiş bir şekilde bayraklar taşınıyor. ‘Bu aslında Yahudilerin bir oyunudur’ şeklinde sloganlar gittikçe yaygınlaşmaya başladı. Hem bu toplantıları düzenleyen Front National (FN)  gibi aşırı milliyetçi, aşırı sağ bir partinin gençlik örgütleri var, hem de ‘bu nazizmin oyunudur, nazizme karşıyız biz’ gibi sloganlar atılıyor; biraz kendi içinde çelişkili gibi görünüyor. ‘Passe-sanitaire” [Sağlık pasaportu] adı veriliyor biliyorsunuz bu geçiş belgesine ya da işte kare koduna, onu “Pass-Nazitaire” [Nazi pasaportu] olarak söylüyor Fransız sağı ve buradan ilerliyor. Son bir ayrıntı daha: taşıdıkları bayraklarda ‘kim’ diye bir slogan ya da gizemli bir tanımlama var. Bu kim'in altında ne var, işte Soros’tan Bill Gates’e birçok insanın adı geçiyor. Yani bu bela bizim başımıza yapay olarak bir takım Yahudi kökenliler tarafından getirildi deniyor. Tabii bunlar ulusalcı, aşırı milliyetçi FN’e ve Civitas isimli bir aşırı dindar bir grup da eklendi, böylece kol kola, el ele bunlar Fransa’daki protestoların önünü çekiyorlar.

ÖM: Yani hem Yahudiler yaptı diyorlar hem de Naziler, ikisi birden öyle mi?

SB: Evet yani bir kavram karışıklığı var, acizane önerim konuyu netleştirmeleri tabii. Fransa’da 235 bin kadar itfaiyeciye (bizdeki gibi sadece yangın söndürmeyle sorumlu değiller, ilk yardım hizmeti veren de bir gruptur itfaiye ekibi Fransa’da) zorunlu aşı getirilmiş, biliyorsunuz bazı meslek gruplarına ABD’de çeşitli eyaletlerinde de sağlık çalışanlarına zorunlu aşı getirildi. Buna karşı değiliz ama ‘bu neden zorunlu?’ diye protesto ediyorlar. Bu da ilginç bir gelişme. Yine son bir haber Fransa ile ilgili, Marsilya’da biliyorsunuz Didier Raoul bu hidroksiklorokini savunan, hem taraftarı hem karşıtları olan bir kişi. Marsilyalı bu hekim 69 yaşında ve Marsilya Üniversitesi sözleşmesinin uzatılmayacağına karar vermiş, 31 Ağustos’ta emekliye ayrılacak ama kendisi yaklaşık 900 bin ile 1 milyon kişinin videolar. Bunlardan birinde, İzlanda’daki durumu özetlemiş, diyor ki “toplumun %90’ı aşılandı ancak olgular artıyor, aşı uygulaması ile pandemi mücadeleleri arasında bir ilişki yok” gibi yine aykırı bir görüş ileri sürüyor. Aslında bunun üzerine hemen analizler yapılmış ve yorumun tamamen yanlış olduğunu, İzlanda’nın %74’ünün tam aşılı olduğunu, günde 170 olgu saptandığını İzlanda’da ve bunların hiçbirisinin ağır olgu olmadığı, hastanede yatmadığı, son ölümün 26 Mayıs’ta meydana geldiğini bu ülkede bildirmişler. Yani enfeksiyon olur bunu biliyoruz evet ama enfeksiyon korkulacak bir ağır seyir göstermiyor.

ÖM: Tamamen yalan söylüyor yani.

Küçük yaştaki çocuklar daha bulaştırıcı

SB: Arjantin’den bir haber: yabancı turist yok, sokaklar, turistik alanlar, dükkanlar boş, ciddi bir ekonomik kriz bekleniyor. Son bir haber Fransa’nın Outre-Mer dedikleri Polinezya bölgesi Antiller’de, Guadelup, Martinik gibi oralarda durum çok kötü. Fransa’dan gönüllü sağlık çalışanları ilk partide 270, sonra 400 sağlık çalışanı oraya yardıma, desteğe gidiyor. Bu arada okulların açılmasıyla ilgili hemen unutmadan siz program sonunda soracaksınız ama bu hafta Cuma günü Önce Sağlık programında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Pediatri Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof.Dr. Haluk Çokuğraş konuğumuz olacak. Sevgili Haluk hem Sağlık Bakanlığı hem yeni bir gelişme Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu okulların açılmasıyla ilgili covid danışmanı olarak hizmet aldığı bir kişi. Oldukça önemli noktalar var, örneğin yurt dışında da tartışılıyordu, kendisinden öğrendiğim kadarıyla ülkemizde de gündemde; okula gidecek çocuklar henüz aşılama yaşına gelmemiş bile olsalar ebeveylerinin aşılanmasının zorunlu olup olmadığı konuşulacak. Yani bu tarz nelerin konuşulduğunu Haluk’la gözden geçirme olanağı bulacağız. Çocuklar derken, yapılan bir çalışmada 17 yaş altındaki farklı yaş gruplarındaki çocukların hastalığı bulaştırma riski incelenmiş. İlginç bir şekilde 8 yaş altı çocukların, yani yaş küçüldükçe bulaştırma riskinin daha arttığı, yaş ilerledikçe bunun azaldığı gösterilmiş. Bu ilginç bir şey, çocuklardaki immün sistemin gelişimiyle ilgili bir olay diye değerlendirilmekte. İsrail örneği biliyorsunuz, aşılamanın çok iyi gittiği bu nedenle pandemi sorununun üstesinden gelindiği ya da gelinmekte olduğu söylenen, örnek gösterilen bir ülkeydi ama Prof.Dr. Salman Zarka, (İsrailli koronavirus hükümetin danışmanı bir öğretim üyesi) “biz bir savaştayız ve şu anda kazanılmış hiçbir şey yok. Pandemi nasıl alt edilir konusu görüşülmeli” diyor ısrarla. Neden böyle diyor? Çünkü İsrail’de olgular artmaya başladı ve bu özellikle delta varyantının varlığı ile açıklanmakta.

Ülkemizde de olgu sayısı artıyor, bu da “delta varyantı dolaşımda olduğu için” deniyor ama benim aklıma gelen bir soru var, hani ülkemizde delta varyantı aranıyor mu ve ne oranda bulunuyor? Doğrusunu isterseniz ben hiçbir kaynakta bunu görmüyorum. Yani kısacası söylemek istediğim, delta varyantı çıktı, bu aşılar yetersiz kaldı ya da ‘A aşısı B aşısından iyidir’ ‘A aşısı kötüdür’ demek bana kalırsa çok bilimsel bir temele oturmuyor. Aslında karşımızda şu ya da bu nedenle aşıdan kaçabilen ya da aşılı insanların da hastalığı yayabildiği, virüsü taşıyabildiği bir enfeksiyon hastalığıyla karşı karşıyayız. Bizim bilmemiz gereken, 2 doz aşıdan sonra biz, hiç aşılanmamış gibi maske ve fiziksel mesafe kurallarına uymalıyız. Farelerde yapılan bir deney var, NIH (National Institute of Health) tarafından yayınlandı. Bu hamsterlarda yapılmış çalışmada, aerosol şeklinde yani havada asılı kalıp solunumla bulaş ve bir takım öksürük, aksırık ve temas sonucunda daha büyük partiküllerle bulaşın, farklı seyir gösterip göstermediği araştırılmış. Havada asılı kalan aerosol partiküllerin direk akciğeri tuttuğu, bu nedenle çok daha tehlikeli ve ağır olduğu, buna karşılık o maskeler tarafından korunuyor dediğimiz o büyük partiküllerin ağırlıklı olarak maskelerin koruduğu bulaş şeklinin önce burunu tuttuğu bu şekilde gelen virüsün, bu nedenle daha hafif seyrettiği, bu nedenle bizim esas korkmamız gereken bu havadan aerosol şeklinde, havada asılı kalan küçük partiküllerle bulaş olduğu ve fiziksel mesafenin çok önemli olduğu, kalabalık ortamlardan gerçekten uzak durmamız gerektiği gittikçe daha iyi anlaşılıyor. 

ÖM: Buna belki kapalı mekanların çok yoğun bir şekilde havalandırılmasını zorunluluğunu da ilave etmeliyiz herhalde?

SB: Tabii hem öyle hem de olabildiğince böyle kapalı mekanlarda - ister havalandırılsın ister havalandırılmasın kalabalık ortamlar kısmen de olsa bir risk teşkil ediyorlar ve buralardan mümkün olduğunca, olabildiğince uzaklaşmak lazım.

Dünyada yine Küba’dan haberler var, Küba’da sadece geçen Pazartesi günü 9700’den fazla yeni olgu çıktı. Başlangıçta çok iyi idare ediyordu Küba bu işi ama gittikçe alt yapı ve sağlık sistemindeki eksiklikler, özellikle oksijen temininde güçlükler nedeniyle zor duruma düşüyorlar. Papa covide karşı aşılamanın bir sevgi, bir aşk davranışı olduğunu açıkladı. Bir de (Türkiye’de nedense haberlerde de birinci sırada olan), Brezilya’da bu 5 defa aşılanan kişi var, herkes onun peşinde. Kendisi gitmiş 2 defa Pfizer 2 defa Sinovac, 1 kez de Astra Zeneca aşısı olmuş. 6.aşı için sırada beklerken yakalanmış. Nasıl oluyor da sistemden kaçıp 6 defa aşılanıyor, 10’ar gün arayla 6 defa aşılanıyor adamcağız. Bu da inceleniyor.

Şimdi önemli bir nokta var, biliyorsunuz bir kısa hatırlatma yapmama izin verin lütfen, AIDS döneminde 80’li yılların sonlarında bir AIDS hastasının tedavisi 10-12 bin Dolar iken jenerik ilaç kullanılınca, taklit ilaçlar, molekülü taklit eden Hindistan’daki, Brezilya’daki kuruluşların ilaçları kullanıldığında tedavi tedavi 10-12 bin Dolar’dan 300 Dolar’a düşüyordu. Bu jenerik ilaçlarçıksın çıkmasın, kullanılsın filan tartışmaları sürerken birdenbire bu jenerik ilaçları alan Afrika ülkelerinden Avrupa’ya doğru bir jenerik ilaç karaborsası başlamıştı garip bir şekilde. Şimdi bunları çok anımsatan bir durumla karşı karşıyayız. Neden? Çünkü biliyorsunuz Afrika’da yerel bir takım üretim merkezlerinde büyük firmaların, aşı üreticilerinin aşıları üretilsin yaklaşımı vardı aynı bu hani patent yasası tartışmalarıyla paralel giden ve Johnson & Johnson firması aşı üretmeye başlamıştı Afrika’da. Birden fark edilmiş ki, "ya bu 31 milyon aşı Johnson & Johnson üretti de Afrika’da bunun sadece %7’si filan kullanılır, nereye gidiyor bu aşı?" İnanılır gibi değil, Afrika’da üretilen ve Afrikalılar için uygulanması, oradaki sorunu çözmek için bir katkısı olur yaklaşımında, meğerse o aşılar Almanya ve İspanya’da bulunmuş. Yani geriye karaborsa gibi bir şey başlamış, bu garip ilginç bir durum. Böyle bir Avrupa’ya Afrika aşılarının gitmesi söz konusu oluyor. Tabii bu Johnson & Johnson’ın aşısının özelliği tek doz kullanılması biliyorsunuz, bu konuda da biraz acele edildi çünkü “hem mRNA hem vektör aşıları tek dozda çok iyi koruyor, şahane antikor oluşturuyor” dediler. Johnson & Johnson’ın zaten kendisi tek dozdu. En az benim elimde 6 kadar yayın var “bu tek doz aşı da çok iyi koruyor, modern tekniklerle hazırlanan aşılar” diye. Bu çalışmalar Mart-Nisan aylarındaydı, bugün geldiğimiz noktada bu aşıların bırakın 1 ya da 2 dozunu, 3 doz olması bile gündeme geldi, uygulanacak. Johnson & Johnson aşısı olan, yani tek doz aşı olanlara da –bizde yok Amerika’da var- “aman siz birer tane de mRNA aşısı yaptırın” gibi yaklaşımlar var. Yani zaman içinde bazen bilimsel değerlendirmelerde, yorumlarda da değişiklikler oluyor.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) açıkladı: yeni covid varyantları, bunların saptanması ve oksijen tedariki için kendilerine gerekli olan bütçe 7.7 milyar. Bu da önemli bir talep DSÖ’den gelen.

Üçüncü doz aşı tartışmasında yeni veriler

Şimdi özellikle bu 3.aşılardan bahsederken benim hep kafamı kurculayan bir nokta vardı. Ülkemizde kullanımda olan bir inaktif Sinovac aşısı diğeri de mRNA temelli Biontech aşısı var biliyorsunuz. Bunların üzerinde odaklandığında bir kere ben hep bu her iki aşının da (birinin klasik diğerinin modern yöntemde hazırlanmış) inaktif aşı olduğunu düşünen bir kişiyim. Biri inaktif diğeri canlı aşı değil, her ikisi de inaktif aşı ama birisi klasik yöntemle diğeri modern bir yöntemle, moleküler biyoloji yöntemiyle hazırlanıyor. Hiç itirazım yok ama Sinovac aşısıyla 2 doz aşılanan özellikle ilk grupta aşılanan sağlık çalışanlarının bir süre sonra 3.doz aşılanması başladı biliyorsunuz. Bu üçüncü doz aşının mRNA aşısıyla yapılması görüldü, insanların büyük çoğunluğu da bu yaklaşım içindelerdi ama doğrusunu isterseniz 2 Sinovac aşısının 3. dozunun mRNA aşısıyla yapılmasına dair en ufak bir bilimsel çalışma, rasyonel bir bilimsel veri yok. Bunu şunun için söylüyorum, hangi aşıyla aşılanırsanız aşılanan 3. doz aşının gerektiği artık anlaşıldı. Nasıl anlaşıldı? Bunların hepsi inaktif aşılar, belirli bir süre sonra bunların koruyuculuğunda kısmen de olsa bir azalma olacak.

ÖM: Azalma oluyor evet.

SB: Ve birdenbire bu hafta içinde bana kalırsa çok önemli, bizde fazla üzerinde durulmayan yayınlar çıkmaya başladı. Bunlardan bir tanesi Minjie Li ve arkadaşlarıKoronavac aşısıyla aşılananlarda bu iki doz aşı yapıldıktan 6 ay sonra koruyuculuğunun azaldığını ve 3. bir dozun gerektiğini, bu 3. dozdan sonra da çok güçlü bir yanıt ortaya çıktığını kanıtlayan bir çalışma yayınladılar. Bir diğeri yine bu inaktif aşı denilen Koronovac aşısıyla ilgili Min Kang ve arkadaşları yayınladılar. Bunlar da, eğer biz aşının değerlendirmesine bakar isek %77.7 oranında zatürreden, pnömoniden bu aşı ve ağır hastalıktan %100 koruduğunu görüyoruz. Bu da önemli bir bilgi, bu aşıyla ilgili fazla yayın yok deniyordu, nihayet bir çalışmada bu da Hongxing Pan ve arkadaşlarıbunlar da Koronavac aşısının 2.dozdan 6 ay sonra 3.doz yapıldığı zaman çok süratle çok yüksek düzeyde antikor yanıtına yol açtığını gösteriyor.

Bütün bunları şunun için söylüyorum, şu ya da bu aşıyı tercih etmek ya da önermek yerine önce insanlar muhakkak aşılanmalı, ikincisi aşılarla beraber alınması gereken bu maske ve fiziksel kurallara uyma koşullarının yinelenmeli; bu işin ciddiyetinin anlatılmasında, vurgulanmasında yarar var.

Çeşitli yayınlar çıkmakta, örneğin bazen deniyor ki "ama bazı yoğun bakım servislerinde 2 Sinovac aşısı olduğu halde hastalara hastaneye yatma gereği gösteren hastalar var", ama Sinovac aşısının 2 dozunu erken dönemde olmuştu insanlar biliyorsunuz, Ocak-Şubat ayında. Yavaş yavaş etkinliğinin azalmasıyla 3. dozun gereği ortaya çıkıyor. Ben bugün çok iddialı konuşuyorum ama büyük bir olasılıkla, örneğin Nisan ayında, Mayıs ayında 2 doz mRNA aşısı olanlardan da biz hastaneye yatanları göreceğiz. Bakın “Sinovac aşısının 3. dozu gerekiyor” deniyordu, bugün bütün batı ülkelerinde (yani Sinovac’ı kullanmayan, mRNA ya da vektör aşısı kullananlar da) 3. doza geçiyorlar. ABD geçiyor, Eylül ayının sonunda önce risk grupları denmişti, şimdi “bütün mRNA aşısı olanlar 3. doz aşı olsunlar” söylevi ortaya atılıyor. 

ÖÖ: Selim bey, peki burada tartışma galiba delta varyantı üzerine de...

SB: Şimdi bu çok önemli bir nokta, delta varyantı konusunda beni çok da şaşırtmayan bir şey oldu Özdeş: bakın delta varyantının ortaya çıkmasıyla aşı etkinliğinin azalması bana kalırsa ki buna ait veriler de gelmeye başladı, mRNA aşısında etkinlik daha azalıyor. Çünkü RNA aşısı sadece spike proteinine karşı antikor oluşturuyor, değişen, varyasyona uğrayan bölge de spike proteini ama diğer inaktif aşılar bütün virüsü içerdikleri için her tarafına karşı bir koruma sistemi oluşuyor. Spike değişse bile M, N, E proteinlerine karşı oluşan antikorlar koruyorlar ki buna ait de yayınlar çıkmaya başladı. İlk çalışmalardan bir tanesi yine Sinovac inaktif aşının delta varyantından diğer aşılardan daha az etkilendiğini gösterdi. İlginçtir, bizde pek savunulmuyor ya da böyle söylenmiyordu. Bunun zaten benim ya da herhangi bir çalışmanın söylemesinden çok biz ‘real world’ dediğimiz gerçek dünya verilerine baktığımızda işte İsrail’in durumu. İsrail mRNA aşısıyla aşılandı ama olgu sayısı çok ciddi artış gösteriyor delta varyantına bağlı olarak. 

ÖM: Evet. Ben de şeyi sormak istiyordum izninizle yani bu aşı tereddütü olan kişilerde en çok ileri sürülen argümantasyon işte önümüzdeki 5 yıl içinde ne sonuç vereceğini, aşıların yeterli bilimsel araştırma olmadığına dair. O yüzden de aşı olmak istemediklerine dair bir tereddüt belirtilisi vardı ama şimdi mesela bugün söylediklerinizden de net olarak anlaşılıyor ki çok sayıda giderek bilimsel araştırma ortaya çıkıyor ve artık aşının gerekliliği ya da etkililiği konusunda fazla bir tereddüte mahal olmadığı bilimsel olarak ortaya çıkmış. Böyle diyebilir miyiz?

SB: Elbette diyebiliriz ve işte bu aşılar 5 sene sonra bizi olumsuz mu etkileyecek, buna ait herhangi bir veri yok ama aşılanmayanların 3 ay sonra başına ne gelebileceğini ben 3 aşağı 5 yukarı tahmin edebiliyorum. Elbette şu anda dünyada kullanılan, üretilen ve kullanımda olan aşıların hiçbirisi ideal, dört dörtlük, 100% koruma sağlayan aşılar değil. Bunların bir takım eksikliklerini hepimiz biliyoruz, bunları dile getiriyoruz ve daha etkili, daha iyi sonuç veren aşı hazırlanmaları ile çalışmalar sürmekte; ama şu anda elimizdeki bu %70-80 oranında koruma sağlayan aşıları, hele hastaneye yatışlardan ve ölümlerden bizi koruyan aşıları karalamak, yadsımak, "o iyi değil de bu daha iyi" demek bana kalırsa çok doğru değil. Bu aşı tereddütü ya da aşı karşıtı söylevlerin eline koz vermek gibi olur. Kimlerde aşının etkisi azalıyor? İşte demin belirtmeye çalıştım, aşı sizi ağır hastalıktan, ölümden, hastaneye yatıştan filan koruyacaktır, yoksa virüsü alıp etrafa yaymaktan korumayacaktır. Bu nedenle kurallara uymakta yarar var.

Yine bir çalışmaya değineyim, (Yushi Nomura ve arkadaşları Japonya’dan yapmışlar): ilerleyen yaş ve sigara kullanımının aşı etkinliğini nasıl azalttığını matematiksel olarak göstermişler. Yani kısaca çok çalışma var, delta varyantıyla ilgili çok çalışma var, örneğin ABD ki biliyorsunuz Moderna, Biontech, AstraZeneca aşıları gibi –AstraZeneca’yı yaygın olarak kullanıyorlar mı bilmiyorum ama- yani modern teknikler dediğimiz yöntemlerle hazırlanan vektör ya da mRNA aşıları kullanıyorlar. İşte orada bu hafta 3 yazı çıktı, 2 tanesi CDC’nin (Center for Desease Control and Preventional), MMWR dediğimiz Morbity, Mortality Weekly Report’undan biri 6 Ağustos’ta, diğeri 1 hafta sonra 13 Ağustos’ta yayımlandı. İkisi de aşının ne oranda koruduğu ama bu korumanın delta varyantıyla beraber nasıl düştüğünü gösterdi ABD’de. Neden delta varyantının altını çizdim? Çünkü biraz önce Özdeş’in de sorduğu gibi delta varyantı konusunda sanki bu mRNA aşıları daha güvenilir gibi. Hayır tam aksine Amerikalılar bu işin öyle olmadığını gösteriyorlar bu yayınlarda. Bu nedenle “3. doza ivedilikle sadece risk gruplarında değil tüm toplumda yaygın olarak kullanıma geçmeliyiz” diyorlar. Çalışmalar bu şekilde gidiyor, delta varyantı sorun yaratıyor ama delta varyantıyla beraber birlikte yeni varyantlar da çıkacaktır. Geçen hafta bahsetmiştim, bir tane 1.621 çıkmıştı, buna yenileri eklenebilir her an, bu varyant araştırmaları devam etmekte. 

Toplumun %64'ü kapanma bekliyor

Özür dileyerek deminden beri aradığım 18 Ağustos tarihli bu MMWR’de çıkan yazıyı buldum. Burada Amerikalılar diyorlar ki “2 doz mRNA aşısının %74.7 etkinliği,  delta varyantında %53.1’e indi”. Bu benim iddiam değil Amerika CDC’nin yayını, MMWR’nin 18 Ağustos tarihli raporu. Kısacası bütün aşılar iyi, şu anda elimizdeki en güvenilir, en bizim başvurmamız, tereddütsüz uygulamamız gereken bir sağlık önlemi. O nedenle aşıları böyle speküle edip onları tartışmakta, eleştirmekte pek yarar yok. 

Bitirirken IPSOS’un 16 Ağustos tarihli iki çalışması var Türkiye’ye ait: bir tanesi her 10 çalışandan 8’i işini kaybetme endişesi taşıyor. Bir diğeri de toplumun %64’ü Türkiye’de tekrar bir kapanma yaşanabileceğini düşünüyormuş. İlginç, bu çalışmalar IPSOS’un sitelerinde bulunabilir. Örneğin toplumun %50’si “restoranlar, kafeler kapatılmamalı”, %26’sı “kapatılmalıdır” diyor, sinema ve tiyatrolar için %48 “hayır kapatılmamalı” diyor. %51 “seyahat kısıtlaması getirilmemeli”, %33 Türk toplumunda “seyahat kısıtlaması getirilmeli” denmekte. Biz ne düşünürsek düşünelim toplumun %64’ünün tekrar bir kapanma yaşanabileceğini düşünmesi gösteriyor ki belki de toplum daha gerçekçi yaklaşıyor.

ÖM: Daha gerçekçi olabilir evet. Türkiye dünyada da şu anda Johns Hopkins’e göre de 6. sırada vaka sayısının yüksekliği bakımından. O da çok tabii dikkate alınması gereken bir veri herhalde.

SB: Evet sabahleyin sağlık bakanlığının bir açıklaması vardı işte “PCR testi yapılacak aşı olmayanlara” diye.

ÖM: Teşekkür ederiz, görüşmek üzere, hoşça kalın!

ÖÖ: Görüşmek üzere. 

SB: Sağ olun!