Adaların geleceği için bir dönüm noktası: Beton bir ada mı, Dünya Mirası bir ada mı?

-
Aa
+
a
a
a
""

Yaptıklarımız ve planlarımızla Adalar’ın geleceğini belirleyeceğiz.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Adalar Belediyesi’nin birlikte hazırladığı imar planlarında yetki, adaların Özel Çevre Koruma (ÖÇK) bölgesi ilan edilmesiyle  Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na geçmişti.

1 Ağustos’ta Adalar imar planları askıya çıktı.

Gördük ki, yerel ve merkezi iktidar erklerinin yapıp ettikleri Adalar’ın hayrına değil. Planlara baktığınızda oldukça bulanık, net okunmayan cümlelerle karşılaşıyorsunuz. Plan notları muğlak, görseller silik ve öyle cümleler var ki, öyle de olur, böyle de olur; yani neye niyet edilirse öyle çalışacak gibi kurgulanmış. Adaları erk kimin elinde ve niyeti neyse ona göre bir gelecek bekliyor gibi görünüyor. Konunun uzmanı değilim ama bir çok uzmanla, hukukçuyla, şehir plancıyla görüştüm. Onlar da benim gibi Adalar’ın geleceğinden endişeli. Planların Prens Adaları’nın  inşaat ve ranta açmak üzere hazırlandığını söylüyorlar.

Bu şekilde bir netliğe sahip olmayan planlar uygulamaya konulduğunda Adalar kentsel peyzajını kaybetme riskini yaşıyor. Kıyıların bütüncül bir plandan çıkarılması ile Adaların tüm canlıları ile birlikte yaşam biçimi, çok kültürlü yapısı, gelenek ve görenekleri, bugüne kadar adalara özgü olan üretimi, İstanbul’da tamamen yok olan ancak Adalar’da varlığını sürdüren kesintisiz mimarlık tarihi ve mirası, toplumsal kimliği, yüzyıllar içinde oluşmuş kıyı kenar çizgisi, koyları, kumsalları yok olabilir.

Planlarda yok yok…

Adalar’a 20 milyonluk bir megapol olan İstanbul’dan vapurla gelirken pitoresk bir kültürel peyzaj karşılar sizi. Daha karaya ayak basmadan başka bir zamana ışınlandığınızı düşünür, eski İstanbul ile bağ kurarsınız. Büyükannelerinizin , büyükbabalarınızın İstanbul’unu görür, oraya ait hissedersiniz. Tarihini merak etmeye başlar, geziniz bittikten sonra da Adalar’ın geçmişini, tarihini merak eder, araştırmaya  başlarsınız. Adalar’ın kültürel peyzajı İstanbul’un beton siluetine benzemez. Tek katlı, iki katlı, üç katlı evler, köşkler, bahçeler; 1850’lerden başlayıp günümüze kadar gelen kesintisiz bir İstanbul tarihini bir film stüdyosunda geziyormuşcasına sunar size. Tek bir farkla, bir simülasyon değil gerçektir.

Ben Adalar imar planlarını sizlere farklı, tek bir örnek üzerinden anlatmaya çalışacağım. Kararınızı sonra verebilirsiniz?

Bu tek örnekte iklim krizi, afetler ve risklerin, kültürel peyzajının korunması ön plana çıkması gerekirken nasıl rant odaklı, kişiye, kişilere özel çalışılmış olduğunu göreceğiz.



Büyükada tarihi iskelesinin önündeki meydan 1980’lerde başlayan neo liberal ekonomik modele uygun olarak Adalar’da yıkılan köşklerin ve evlerin molozları İle dolduruldu.

O dönemde molozlar o kadar çoktu ki, kumsal mevkiine giden yolun tümü bu molozlarla doldurulup, dolgu alanlar yapıldı. Daha sonra buralara evler yapıldı.



Üstteki görsellerde gördüğünüz Splendid Oteli’nin önündeki kahve dükkanının önündeki dolgu alanı, bir zamanlar Splendid’in eski kayıkhanesi ve rıhtımı idi. Daha eski dönemlerde de orada deniz hamamları vardı. 1984’den sonra ise yok edildi.

Şimdi bu planlarla beraber güzelim tarihi Splendid Otel’in önüne ev/konut ve işyeri izni verildi. Büyükada’nın kültürel peyzajında çok önemli bir yeri olan bu hafıza mekanının önünde planlar bu şekilde uygulanırsa, büyük bir yapı yükselecek. Üstelik planlarda bahsedilen kot farkından dolayı epey yüksek olacak. Bir düşünün bir falezde nasıl bir kot farkı olur?




Gelelim iklim krizi ve afetler, deprem kısmına;

Görsellerde göreceğiniz gibi orası denizden dolma olduğu için lodos fırtınasında su basar, çöker, dalgalar koca parke taşları yerinden söküp denize taşır. Deniz kendinden alınanı geri ister. Nasıl bir akılsa, kamu çalışanları denizin her yıl geri aldığı dolgu alanını tekrar, tekrar ve tekrar yeniden tamir ve inşa eder. Deniz alır, insan yapar, deniz alır, insan yapar… Ve bizim vergiler denizi boylar. Beklenir ki, doğa ile birlikte yaşayan akıllı insan kıyıyı eski haline döndürüp, restore etsin. Oysa bu böyle senelerdir yaşanır durur.



Bu alan ayrıca ilk depremde zemin sıvılaşmasından ve dolgu alanı olmasından dolayı depremin etkilerini en şiddetli hissedecek alandır. Çünkü arka tarafı falezdir ve bu dolgu alanı yapma inadı, doğaya -sonuç alınmayacağını bile bile- meydan okuyan, irrasyonel bir uygulamadır.

Deprem uzmanı Prof. Dr. Haluk Eyidoğan ile konuştum. “Adalar için olası büyük depremde tsunamiden dolayı beklenen hasar ve kayıplardan bir senaryodur. Senaryoya göre en yüksek 12 m, en alçak 2.5 m beklenmekte” dedi.

İBB’nin 2019’da ODTÜ’ye yaptırdığı tsunami analizi




Ona göre,  Marmara için iki türlü tsunami riski var: Depremli ve depremsiz. Yani hiç deprem olmadığı halde Marmara kıta sahanlığında apart bekleyen büyük heyelan kütlesi hareket ederse hesaplamalar göre deprem fayının hareketinden daha büyük bir tsunami yaratabiliyor. Artık o heyelanı ne tetiklerse?”

Fransızların heyelan için yaptırdığı çalışma

Şimdi bu alana kondurulmak istenen ev, konut, iş yeri kimin hayrına? Burada kamusal bir yarardan bahsedebilir miyiz?



Planlara ayrıntılı şekilde baktıkça küçük parsel bazında da o kadar sorunlu cümleler çıkıyor ki, “yok artık o kadar da olmaz, bu plan bu şekilde geçmemeli!” diyorsunuz.

Tabi bir de “Adalar plansız kalırsa çok fena olur” diyenler var. Haklılar, plansız olmamalı hiç bir bölge. Ama bize ölümü gösterip sıtmaya razı etmelerine de razı olmamamız gerekir.

Bakın planı inceleyen uzmanların görüşlerinden birkaç örnek:

  • Planlarda çok sorun var. Örneğin planlarda Adalar’ın önemli kentsel peyzajı olan kıyılar yok! Dört tarafı suyla çevrili Adalar, kıyıları olmayan, denizle ilişkisi olmayan bir kara parçası gibi tanımlanmış. Görselde göreceğiniz gibi şu anda bile kıyılar tamamen halka kapalı. Sit bölgesinde olamayacak devasa yapılar var.

  • 350 adet modern mimarlık mirasının tescili yapılmamış. Başlayan planlarla,  dava da açılsa, itiraz da edilse, yürütmeyi durdurma kararlarının, olan olduktan sonra alındığı bir ülkede hepsi külliyen yok olabilir. Çünkü çalışmalar hemen başlayacak ve dava süreçleri sürerken yıkımlar başlayacak. Esasında tescilsiz tüm yapıların yıkılma tehdidi var. İstanbul 5 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun çalışmaları bu güne kadar olan çalışmaları bize gösteriyor; resmen  “korumama kurulları!”
     
  • İklimin en güzel olduğu, üzerine şiirler yazılan, planlarda tarla olarak gözüken büyük araziler turizm alanı olarak açılmış. Bunlar vakıf ve kişi arazileri. Örneğin yakın bir zaman böyle bir yeri  tarla olarak  almış bir kişi , birden turizm alanına sahip oluveriyor. Aynı Yassıada’ya, Seferoğlu‘na yapıldığı gibi.
     
  • Bir çok manastır ve kilise gibi dini mekanların yanına siluetlerini bastıracak imar izinleri verilmiş.


 

  • Tarihi bir bostana, en eski yerleşim ve antik limanın olduğu bölgeye devasa bir lojistik alan inşası planlanmış.

Her neyse ben teknik detayları, şehir plancılarına bırakarak, Nasıl bir Ada istiyoruz, istiyorsunuz? diye sormak istiyorum.

Geçmişini unutmuş, bugünü anlayamayan geleceğini planlayamayan bir Adalar mı?

Yoksa gelecek nesillere mirasını koruyarak, kullanarak bırakacak bir UNESCO Dünya Mirası listesine girerek koruma altına alınmış Adalar mı?

Dünya Mirası ilan edilmek herkese kazandırır ama en çok o ülkeye kazandırır. Evrensel normlarla korunduğu için gelecek kuşakların mirasını bir mirasyedi gibi yedirtmez kimseye. Çocuklarınıza, torunlarınıza zengin bir miras bırakmanın gururuyla uçup gidersiniz bu diyardan. Gelecek kuşaklar saygı ile hatırlar sizi.

Bugün sermayenin doğa üzerinden kazandığı  paraların maliyeti çok yüksek.  Bunlar kendi sermayeleri olmadığı gibi bizlerin, gelecek kuşakların servetlerini bir kaç kişiye kazanç kapısı yapılmaması gerekiyor.  Sistem olmadığı ya da çalışmadığı; inşaat ve rant odaklı olduğumuz, kayırmacılıktan bir türlü kurtulamadığımız için bunlar oluyor. Düzen bu şekilde kurulduğu için biz fakirleşiyoruz ama bir avuç azınlık zenginleşiyor, yerlerimizden  sürülüyoruz,  evlerimize çökülüyor. Buna kapitalizm bile diyemeyiz. Bu feodal bir düzendir. Bu planlara da bu nedenlerle itirazımız var. Bu planlar bu şekilde geçerse büyük bir hafıza kırımına ve  eko kırıma sebep olabilir.

Adalar hepimizin. Şimdi hep birlikte ona sahip çıkma zamanı!

Dünya Mirası Adalar programından Derya Tolgay'ın Yeşil Gazete için yazdığı yazıdan alınmıştır.