Umur Talu: "Bir yanda size keman çalıyor… Bir yanda testere sizden çalıyor!"

Editörden
-
Aa
+
a
a
a

Kimsin, kimlerdensin, kiminle ne için birliktesin? Devlet ve şirket senfonisiyle mi uyuyorsun... Yoksa gazını mı soluyor, testeresini mi duyuyorsun?

Çizim: Aydan Çelik
Çizim: Aydan Çelik

Umur Talu'nun 29.07.2023 tarihinde T24'ye yayımlanan, Akbelen direnişini merkeze alan yazısını paylaşıyoruz.


Başı yarı örtülü teyzem ağaca sarılmış. O yaşlı, ağaç ondan yaşlı.

Genç bir kadın teyzeme sarılmış. Geçmiş, bugün, gelecek bir diğerine dolanmış.

Öyle bir ayrılık, öyle bir zalimlik zamanı ki…

Bir elinde balta, Akbelen'in yerlisini kesiyor devlet; bir elinde üniformalı gaz, Akbelen'in köylüsünü, yaşlısını boğuyor.

1

Sonra birisi diyor ki, "İsraf etmeyin, tasarruf yapın!"

Tarihin tasarrufu, tabiatın tasarrufunu kankası şirketlerin arsız dünyasına kurban ettirirken.

Başörtülü başörtüsüz, yerlisiyle dayanışmacısıyla, yaşlı genç demeden gazlatıp coplatırken, toplatırken.

Sonra misal şirket çıkmış diyor ki, "Biz sürdürülebilir filan şeyden çevre duyarlılığı hissiyatının duygusundan a canım yanayız."

Üniversiteli, akademisyen, cicili biçili gençlere böyle "sürdürülebilirlik" raporları hazırlatıp cilalıyorlar; sonra tüm vahşilikleriyle, üstelik devletin yani sözde milletin silahlı güvenlik gücünü kendi özel güvenlik elemanları gibi halkın üstüne saldırtıyorlar.

Raporlu cilalarla arsızlıklar sürdürülüyor; bir ağaç gibi hürriyet, bir orman gibi kardeşlik sürdürülemiyor!

Ah oradaki Astsubay ya da Uzman Çavuş.

Hangi sıvasız haneden çıktın da hangi ara "emir var" diyerek kendi halkına, kendi anana, kendi teyzene öyle hırsla, nefretle gaz sıkmayı yedirdin kendine?

Amir ve emir altında ezilirken, meslektaşlarının kimi baskıdan, ayrımcılıktan intihara bile sürüklenirken, "sınıf"ın "hiç çaycıyla bir olunur mu" diye en tepe rütbelerce aşağılanırken, hangi ara "sınıfını" bu kadar şaşırdın!

Yoksul halkın, köylerden çıkmış jandarma çocuklarını önden halkın üstüne saldırtan bu "çok zengin" patronların "çok azgın" holdinginin "çok dingin" bir filarmoni orkestrası var.

"Dünyaca ünlü tenor"un idari yönetiminde, "Türkiye'nin en ünlü şeflerinden biri"nin orkestra yönetiminde, sokak hayvanları için de çalıyor, şu sıra Avrupa Birliği'nin kulağının pasını da siliyor olabilir!

Yani şöyle oluyor:

Şef evrensel bir duyarlılıkla bagetini kaldırıp dünya mirası bir bestenin çalınması için, pastoral melodiler mesela ruhumuzu okşasın diye orkestrasını ve çalgılarını harekete geçirirken…

Esas şef olan holding patronu ve onun esas şefi de jandarmayı harekete geçiriyor; teyzemin sarıldığı ağaç kesilsin, teyzeme gaz sıkılsın, uzaylı yaratık gibi giydirilmiş halk çocuğu askerler gazdan korunurken, korumakla mükellef oldukları halk onlar tarafından boğulsun, ağlasın, pes etsin diye.

2

Testerenin vahşi sesini senfoniyle boyamak istiyorlar, ama vahşi yine vahşi!

Koma düzenin TOMA'sı, Akbelen'i de Gezi yapıyor; copladığı, gaz sıktığı, vurduğu, kırdığı, ezdiği herkesi aslında kardeş yapıyor. Ağacıyla, hayvanıyla, genci yaşlısı kadını erkeğiyle, insanı ve doğayı bir diğerine yoldaş yapıyor, dünün ağacını alıyor, kırılmış, yere serilmiş cesediyle yarının fidanına eş yapıyor!

Devletiyle, şirketiyle tam bir Cilalı Taş Devri!

Bir sadaka düzeniyle halka verdiklerini cilalayıp sonra sofrasına, evladının geleceğine, ormanına, köyüne, suyuna, ruhuna, aklına, hakkına, özgürlüğüne taş atıyor, taş koyuyor, bir de farklılığını savunuyorsan, taşlıyorlar!

Devletiyle, şirketiyle tam bir Cilalı Taş Devri!

Çakma çevrecilikle, çalma senfonilerle taşları boyuyorlar, cilalıyorlar; sonra balta, hızar, testere, maske, cop, TOMA, kelepçe olup yaşına başına, gözlerinin yaşına bile bakmadan taş kalpleri çullanıyor üzerinize.

Yıllardır şunu yazıyorum:

Amiri tarafından ezilen asker ile polis…

Onların saldırtıldığı halk, işçi, genç, köylü, kadın, çevreci, LGBTİ+; ezilen, horlanan, aşağılanan kim varsa aslında müttefiktir.

Şirket ile şu anda veya yıllardır devleti elinde tutanlar kanka olabilir, lakin onların sınıfı başka, serveti başka başka, size ahiret ya da pastoral senfoni pazarlarken, milletin kıyısından, ormanından, tarihinden, talihinden koparıp aldıkları bambaşka!

Tabiata, vatana, halka karşı açık suç işlerken, ellerinde kendi çıkardıkları yasalar, emirlerinde coplar, silahlar, parmaklıklar var.

O yüzden, Evrim Kepenek gibi hakikat peşindeki gazeteciler kelepçeleniyor; İstanbul'da Evrim'in bileklerindeki kelepçe Akbelen'de teyzeme sıkılan gaz, vurulan cop, ağaca saldıran testereyle ve hanenizi kemiren, tüketen bu ekonomik faciayla aynı sınıfın hizmetinde sırıtıyor işte!

Dünyada en yüksek ihale alan şirketlerden biri bu holding. Diğer beşli, altılı kankalarıyla birlikte.

İktidarla, devletle, partiyle, koalisyonla birlikte size din, ahlak, inanç, millet, milliyet, milliyetçilik, ırk, sözde tarih satıyor…

Bir yandan yaylılar çalıyor, bir yandan testere bu sarı senfoninin özünü, aslını önümüze koyuyor.

İster ruhun gıdası müzikle beslen, ister ormanları, suları, havayı yok eden arsızlıkla kirlen!

Her şeyin özeti şu:

Kimsin, kimlerdensin, kiminle ne için birliktesin?

Devlet ve şirket senfonisiyle mi uyuyorsun... Yoksa gazını mı soluyor, testeresini mi duyuyorsun?

Şefim, tenorum; siz ne diyorsunuz?