Kimdir bu körler?

-
Aa
+
a
a
a

Dünya Mirası Adalar'da Derya Tolgay, Türkiye’nin kayıtları tutulmuş en önemli mikro klima alanı Çam Limanı ile Heybeliada Sanatoryumu ve Prens Adaları’ndaki işgaller için gerçekleştirilen eylem hakkında bilgi veriyor.

""
Türkiye’de kayıtları tutulmuş en önemli mikro klima alanı
 

Türkiye’de kayıtları tutulmuş en önemli mikro klima alanı

podcast servisi: iTunes / RSS

Sevdanın çam ormanlarının gölgesine sığındığı,
Karabaş çiçeklerinin yeşil atlas örtüsünü süslediği,
Delikanlıların nazlı kızları düşlediği
Bu Ada’yı kim bilmez,

Marmara Denizi’nde, uyuyan melek misali bir çocuk gibi uzanır.
Yatağı mis kokulu çiçekler, cibinliği ise, gökyüzüdür.
Tanrının özenerek yarattığı bu adada
Dünyaya ikinci defa geldim.

Onun adı efsuncu bir kadın gibi insanı büyüleyen Halki’dir.
Yanından geçip de ona gelmeyen kördür!

Derya Tolgay: Ilias Tantalidis’in bu şiirindeki gibi ‘Kimdir bu körler?’

Herkese merhaba, Dünya Mirası Adalar programı başladı. Bugün arkadaşımız Nevin Sungur yok. Tekrar hatırlatmak isterim; Nermin Sungur bize desteğini hiç esirgemeyen, podcast’larımızı hazırlayan arkadaşımız, ona da bir selam ve teşekkürler. Destekçilerimiz Nilüfer ve Baran Kaya’ya ve teknik masada Andrei’ye de teşekkürler. 

Duyurumuz var; Ersin Alok anısına Adalar Foto Belge Yürüyüşü, 27 Ocak saat 12:00’de Heybeliada İskelede El faroda buluşularak, Çam Limanı’nda yanan bölgeye, bu biricik mikro klima alanına ve bizlere geçmişte de şifa olmuş ekosistemi ile tescilli kültürel bir yapı olan Heybeliada Sanatoryumu’na doğru bir rota olacak. Burada amaçlanan, İstanbul Adalarının doğal ve kültürel mirasının bugünkü durumunu, tehlike altındaki değerlerini fotoğrafçıların duyarlılığı ile belgelemek. Bu fotoğraflara ileri tarihte bir gün dönüp bakıldığında neleri koruyabildik, neleri kaybettik demiyoruz artık; koruyabildiklerimize bakacağız, kıymetli birer belge olacaklar bize. Bu, Adalar Sivil İnisiyatif, İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği (İFSAK), İstanbul Tabip Odası (İTO) ve Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) İstanbul Büyükkent Şubesi tarafından destekleniyor. Dileyen herkes katılabilecektir ve fotoğraf makinelerini de getirebilir. 

Bu girişte okuduğum Ilias Tantalidis’in şiirindeki gibi sorarak programa başlıyorum; kimdir bu körler? Pazar günü Heybeliada’da Türkiye’nin kaydedilmiş en önemli mikro klima alanına yani bu mikro klima alanı demek, ekolojisiyle, hava kalitesiyle ve oksijen değerleriyle diğer yerlerden, o bölgeden ayrışarak, özel bir iklim oluyor. Bu mikro klima alanları, tüm Prens Adalarındaki işgaller için ‘Yetti Artık!’ dedik ve yürüdük. Bir basın bültenimiz vardı, onu  da okuduk Adalılar olarak. Heybeliada İskele’den başlayarak 100 civarı Adalı ve İstanbul’dan da gelen dostlarımızla Çam Limanı’na kadar yürüdük pankartlarımızla. El emeği, göz nuruyla, yağlı boya ile hazırlanmış tablo gibi dövizlerimizle yürüdük. Bu yürüyüşü sosyal mecralarımızda da paylaştık, lütfen bir göz atın, takip edin. Ayrıca basında çıkan haberlere de göz atın. Programın ilerleyen dakikalarında yürüyüşe katılan kişilerle yaptığım ses kayıtlarımızı da dinleyeceğiz. 

Niye yürüdük, niye sorduk ‘Kimdir bu körler?’ diye? Adalılar olarak tüm Prens Adaları sahillerinin ve ormanlık alanların 3261 sayılı Kıyı Kanunu'na aykırı olarak yüksek duvarlar, çitler ve jiletli teller ile çevrilerek özel şahıslara kiralanmasına; vakıflara, cemaatlere devredilmesine, her türlü işgale itirazımız olduğu için yürüdük. Buna ‘bir durun artık’ demek istedik. Çünkü 3261 kanunu Madde 5'te çok net belirtilmiş ve kıyılar ile ilgili genel esaslar şöyle;

Kıyılar, devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. 

Kıyılar, herkesin eşit ve serbest olarak yararlanmasına açıktır, 

Kıyı ve sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir.


Lakin, biz sahip çıkmadığımız zaman da, o plan, bu plan denilerek, türlü şeyler önümüze getirilerek, bir kafa karışıklığı da yaratılabiliyor. Özetle, oraya havlumuzu alıp gitmemiz hakkımız ama halkı korkutan, kamu iskelesini bile kapatan işletmeler var. Adaların denize açılan güzelim sokaklarının tümü kapalı ve o kadar büyük bir sorun var ki burada, Adaların dört tarafı deniz ama bizim denizle tüm bağımız jiletli teller, duvarlar ve girilemez bölgelerle koparılmış durumda, denize erişemiyoruz. Şimdi bu yürüyüşü açıp, kısaca özetlemek istiyorum. 

Cumhuriyetin ilk yıllarında, 1924’te Heybeliada’da kurulan Türkiye’nin ilk pandemi hastanesi Heybeliada Sanatoryumu, 2005’te Sağlık Bakanlığı tarafından kapatılmıştı. Çok özel bir mikro klimaya sahip bu biricik ekosistem, dünyanın en güzel koylarından biri olan Çam Limanı da dahil olmak üzere diğer parselle birlikte ‘İslami Eğitim Merkezi’ oluşturulması amacıyla Eylül 2020’de Diyanet İşleri Başkanlığı’na tahsis edilmişti. Nedir açılımı? Ne iş yapar Diyanet? İslami eğitim. Başka ne yapabilir orada? Bilemiyorum, anladığım bu benim. 

Burada İstanbul Tabip Odası (İTO), TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi, TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi, İstanbul Barosu ve Türk Toraks Derneği kararın, ‘Kamu yararına ve hukuka aykırı olduğu’ gerekçesiyle iptal edilmesine dair dava açmış ve kazanmıştı. 

26 Aralık 2023 tarihinde yan parselinde bir zamanlar Sanatoryum'un plajı olan, insanların denize girip güneşlendiği 3 bin 100 metrekarelik kıyı parselinde yer alan plaj işletmesine, arazinin Diyanet İşleri Başkanlığı’na devredildiği bildirildi ve İstanbul Valiliği’nin emriyle Adalar  Kaymakamlığı’ndan kendisine arazinin boşaltılması istendi. Ancak esas önemli olan, bu tebligatı ben şans eseri gördüm. Şeffaflığın olmadığı, alınan kararlardan Adalıların genellikle haberi olmadığını biliyoruz. Zamanlar bu zamanlar. Görmeseydim belki de haberimiz olmayacak, bu programı da başka bir haber başlığı ile yapıyor olacaktık. Bu haber vesilesiyle bir kez daha yerel savunuculuğun önemini vurgulamak isterim; herkesin emeği çok kıymetli ve birbirimize de sahip çıkmamız gerekiyor.



Burada dikkat etmemiz gereken bir diğer husus da, ‘temyiz yolu kapalı’ olarak kesinleşen davanın ‘usül’le ilgili eksikliklerden dolayı kazanılmış olması. ‘Usulüne göre’ uydurulup yeniden bir tahsis mi oluyor, 224 dönümlük arazisi ile Sanatoryum’un ve hemen yanındaki başka bir parselin de dahil olduğu Çam Limanı’nın Diyanet’e devri için yeniden düğmeye basılıyor sorusu akla geliyor haliyle. Görüşmeler sonucunda henüz bir tahsis olmadığını öğrendik. Her iki alan da Milli Emlak Genel Müdürlüğü’ne ait ama Sanatoryum bir kültür varlığı olduğu için kiralama yetkisi Bakanlığa ait. 

Şimdilik bu alan için eclimisil ödeyen işletme, İstanbul 2. İdare Mahkemesi’nde yürütmeyi durdurma kararı aldı ama her an bu karar kalkabilir. Belgeleri ve sözü geçen tüm bu görsel ve linkleri, Dünya Mirası Adalar sosyal mecramızdan takip edebilirsiniz. Açık Radyo web sitesinde de bu konu ile ilgili benim Yeşil Gazete için yazdığım yazıya da göz atabilirsiniz

Şimdi sizlere biraz da o bölgenin tarihinden söz etmek istiyorum. Kaynak olarak, Akillas Millas’ın Heybeliada kitabından, Dr. Tevfik Gökçe’nin 1955’lerde kaleme aldığı Heybeliada Sanatoryumu Kuruluş ve Gelişimi (1924-1955) kitabı ve Orhan Türker’in Halki’den Heybeli’ye kitaplarından notlar derledim. 

Çam Limanı tarihine baktığımızda, İstanbul Rumlarının ‘Baklahorani’ adını verdikleri karnavalın en önemli mekanlarından biridir burası. Diğer önemli mekan da Tatavladır. Bu karnavalın eğlenceleri çok ünlüydü. 1922’den önce Maltepe’den, Kartal’dan, Pendik’ten, Çınarcık’tan, Katırlı’dan büyük kayıklar ve mavnalarla gelen Rumlar Halki Karnavalı’na renk katardı.  Mevsim kış olmasına rağmen, Çam Limanı’ndaki meyhane ve balıkçı lokantalarına kalabalıktan girilemezdi. Hava yağışlı değil ise getirilen yapma çiçekler ve renkli boncuklarla süslü 20’den fazla laterna etrafa neşeli melodiler saçmaya başlardı. 

1773’ten itibaren 1 Mayıs kutlamaları da Adaların çiçekleri ile kutlanır, çocuklar karabaşlarla, papatyalar arasında neşeyle koşar oynardı.

Evet, tüm bu kutlamalar, eğlenceler artık yok, söz konusu alanlar halka açık değil. Heybeliada’daki Osmanlı modernleşmesinin ve Cumhuriyetin ilk yıllarında inşa edilmiş tüm anıt yapılar da kapatılmış durumda:

    • 1842 yılında açılan Heybeliada Ruhban Okulu - kapalı
    • 1852 yılında kurulan Heybeliada Bahriye Mektebi - kapalı
    • 1883 yılında açılan ilk ticaret okulu; Elen Ticaret Mektebi - kapalı
    • 1924 yılında ilk pandemi hastanesi olarak açılan Heybeliada Sanatoryumu - kapalı



Heybeliada’ya baktığımızda hepsi köhnemiş, iktisadi ve ekonomik olarak tamamen çökmüş ve damarları kesilmiş durumda. Üstelik Adalar imar planları ile yeniden bir imar, inşaat süreci de başlıyor. Yine muğlak ve şeffaflıktan uzak. Tüm bunlar Ada kültürüne aykırı ve Adaları muhafazakarlaştırma düğmesine basılmış gibi yürüyor. Peki, şimdi bu bölgenin neden çok önemli olduğuna bakalım;

Heybeliada Sanatoryumu Kuruluş ve Gelişimi (1924-1955) kitabında, Adaların en yumuşak havalı yeri olan Çam Limanı’nda güzel yetişmiş mandalina ve İstanbul piyasasına mal veren çiçek bahçelerinden bahsedilir. Bir de memleketin dört bucağından gelip iyileşen hastaların hikayelerinden, edebiyatçılardan, yazar ve şairlerden, dönemin önemli siyasi kişilerinden...

Ölçümlere göre dünyanın önemli sanatoryumlarından birine ev sahipliği yapan Davos’un yıllık güneş miktarı 1789,9 saat ve bundan bir güne isabet eden ortalama günlük güneş miktarı 4,9 saat olduğu halde, Çam Limanı’nda bir yıllık güneş 2023 saat, ortalama günlük güneş miktarı 5,5 saattir. Buna güneşin denizden aksetmek suretiyle gelen şualarının ultraviyole zenginliği de ilave edilirse, günde vasati güneşin 6,5 saate kadar çıktığı yıllardan bahsedilir. Günün %75’inin güneşli olduğu günler Davos’ta 143 gün olduğu halde, Çam Limanı’nda 157’dir. Bunun 189 güne kadar çıktığı seneler de kaydedilmiştir.



Yine kitaptan edindiğimiz bilgilere göre, Heybeliada Sanatoryumu deniz sahilinde bulunmakla beraber dağ iklimi karakteri gösterir. Umumiyetle deniz kenarlarında rutubetin derecesi yüksek olduğundan iyonizasyon zayıf olur. Halbuki, Heybeliada Sanatoryumu’nda iyonizasyon yüksektir ve bu yüzden Ankara’nın iyonizasyonuna benzer. Heybeliada’nın bu durumu, iklimler için de bir istisna teşkil eder. 

Reçineli çam ormanları, deniz kıyısı ve düşük nem oranı ile Ada mikro klimasının insan sağlığına faydaları neler derseniz, saymakla bitmez ama bir müzik arası verelim. Develer grubunun Çam Limanı’nda canlı kaydettiği “Sanatoryum” parçasını dinleyelim. Grubun YouTube’da uzun bir videosu da var, izleyebilirsiniz. Bir de İTO’nun Heybeliada Sanatoryumu belgeseli var, o da bir çok yerde gösterildi ve tekrar gösterilecek. Sizlere onun da haberini vereceğiz. 



Şimdi neydi buranın önemi; reçineli çam ormanları bol miktarda oksijen üretir, temiz hava sağlar. Diğer tarafta deniz kıyısında olması sebebiyle taze havası da benzer şekilde temizleyici etkiye sahiptir. Temiz hava, solunum sistemimiz, sağlıklı bir beden ve ruh sağlığımız için vazgeçilmezdir. Doğada vakit geçirmek, bağışıklık sistemini güçlendirir ve genel sağlığı olumlu yönde etkiler. Bu da ruh sağlığını dolaylı yoldan destekler.

🌱 Özellikle reçineli çam ormanları ve deniz kıyıları, stresi azaltıcı etkilere sahiptir. Stres azaltıcı, yoğun negatif iyon yüklüdür. Böyle bir ortamda zaman geçirdiğinizde zihin sakinleşir ve ruh haliniz iyileşir.

🌱 Üzerine bir de düşük nem oranı etkilerini göz önünde bulundurursak, bir çok sağlık probleminin yanı sıra özellikle astım gibi solunum problemleri olan kişiler için düşük nemin bulunduğu bölgelerde yaşamak faydalıdır.

🌱 Tüm bunların yanı sıra, deniz kıyısı ve reçineli çam ormanlarının estetik ve ruhsal açıdan da pozitif etkileri vardır. Dünyaya sanatın gözü ile bakmamıza zemin hazırlar. Bu nedenle, tarihte ve günümüzde de sanatçılar Adalar’ı mesken tutmuştur, Adalar’da eserler vermiştir.

🌱 Ormanlarla denizlerin birleştiği bu doğal alanlar, tüm duyularımızı harekete geçirir, algımızı genişletir. Denizin dalgalarının sesi ve ormanın yeşillikleri, bizleri rahatlatır, zihinsel dinginlik sağlar, iç huzurumuzu bulmaya, düşüncelerimizi toplamamıza yardımcı olur. Diğer canlılarla birlikte yaşamayı öğreniriz. 

🌱 Doğanın içinde spor yapabilmemiz için eşsiz olanaklar sunar; yürüyüş, koşu, bisiklet, yüzme gibi fiziksel aktiviteler için uygun ortamlardır. Haliyle düzenli egzersiz, ruh sağlığımızı olumlu yönde etkiler. Doğal güzelliklerle çevrili olmak, insanlarda mutluluk hissi yaratır.

Ve unutmayalım, son bir önemli not; bu şifalı Çam Limanı bölgesi son altı yılda tam üç kez yandı ve birinde sabotajcı da yakalandı.



Türkiye’nin ölçümleri ile belgelenmiş, en önemli mikro klima alanı Çam Limanı ve Heybeliada Sanatoryumu, neredeyse her aileden birilerine şifa olan ekosistemiyle hiç kimsenin özel alanı, malı olamaz, olmamalı. Bu nefes koridoru, tüm İstanbulluların ciğerleri, gelecek kuşaklara da bu mirası yaşatarak aktarmak için aynı zamanda toplumun hafızası olarak değerlendirilmeli. 

Şimdi size yürüyüşe katılanlarla yaptığım kısa konuşmaların ses kayıtları sunuyorum ve stüdyo sağolsun arka plandaki kuvvetli rüzgarın sesini gayet güzel temizlemiş. Ben programı kapatıyorum, bizleri dinlediğiniz için çok teşekkür ederim. Adalar hepimizin!

Mehmet Fatih Varlı: 81 yılından beri Heybeliadalı’yım. Bu durum, kıyıların işgali bizim ciddi sorunumuz. Adalılar olsun, dışarıdan gelen halkımız olsun bu güzellikleri yaşayamıyorlar çitlerden dolayı. Şimdi hali hazırda, işgal altındaki Çam Limanı için ‘Yeter artık!’ demeye geldim. İnsanlar sessiz kalıyorlar. Doğal güzelliklerin işgal edilmesini bir Adalı olarak üzülüyorum. Karşı çıkalım buna, duralım. Bu nedenle buradayım. Sevindim de çünkü kalabalık katılım. Adalar, İstanbulun incisi. Bu, herkese bir çağrı.

Orhan Silier: Öylesine büyük yolsuzluklar, saldırılar, usulsüzlükler oldu ki bunların vesilesiyle Adalar’ın kıyılarının özellikle halkın olan bu yerlere gücümüz yettikçe karşı çıkacağımızı göstermek için geldik. 

Dilek Dindar: Heybeliada’da yaşıyorum. Şu an bulunduğumuz yer benim. Sadece benim değil, Heybeliadalıların, Adalıların, İstanbulluların. Sadece İstanbulluların değil Türkiyelilerin, dünyanın yani burası hepimizin. Hal böyle olunca ne buradaki Sanatoryumu, ne buradaki kıyıları kimsenin işgal etmesine, kimseye peşkeş çekilmesine izin vermemiz mümkün değil çünkü biz halkız. Tümü halkın olan bir yere izin vermeyiz. 

Ela Ergun: Bugün buraya Burgazada’dan geldik çünkü kıyıların halkın olmasını istiyoruz. Nasıl bugün 100 kişi buradaysak, 12 ay boyunca da halk olarak buraya gelip yaşamak istiyoruz. 

Yasemin Ahi: Biz Ada’da yaşıyoruz ama maalesef Adalarımızın bütün kıyıları işgal edilmiş durumda. Ücretsiz olarak hiç bir yerden denize giremiyoruz. Aslında Adalar’da kıyıların hepsinin halka açık olması gerekir, ücret zaten duyulmaması gereken bir şey. Herkese açık olmalıdır, kıyılar halkındır diyoruz, onun için buradayız. 

Sosın: Büyükada’da doktorum. Bir hekim olarak yaşamı ve yaşam alanlarını savunuyoruz, onun için buradayız. 

Damla Gürkan: Her insanın, her çocuğun, her hayvanın yaşam alanlarını özgürce kullanabilmesini istiyorum. Kıyıları, ormanları, her yeri savunabilmek, arkadaşlarımla yan yana olmak için buraya geldim. 

Zeynep Ablak: Bugün burada olmamın nedeni ‘Kıyılar hepimizin!’ demek için.